GÜNCEL

"Mesele CHP Meselesi Değil, Yıkım Sürecinde Seçimsiz Türkiye İnşa Ediliyor"

Türkiye siyasetinde cemaatlerin gayesi olan rejimi inşa etmek üzere olduklarını bu rejimin de seçimsiz Türkiye olduğu...

Sol Haber yazarı Fatih Yaşlı, Türkiye siyasetinde cemaatlerin gayesi olan rejimi inşa etmek üzere olduklarını bu rejimin de seçimsiz Türkiye olduğunu ifade etti.

Yaşlı, bugün kaleme aldığı köşe yazısında "FETÖ'nün talebeleri rejim inşasının son durağı olan "Seçimsiz türkiye" durağını inşa ediyor dedi.

Yaşlı'nın yazısından öne çıkanlar şöyle:

Arvasi’nin, Necip Fazıl’ın, Işık’ın, Ören’in, Said Nursi’nin, Fethullah Gülen’in talebeleri, bilcümle tarikat ve cemaat, neredeyse 80 yıldır o yıkım siyasetini devam ettiriyorlar ve bugün artık rejim inşasının neredeyse son durağında, “seçimsiz Türkiye” durağındayız.

Sandığın fiilen ortadan kaldırıldığı, partileşmiş bir devletle devletleşmiş bir partinin ilanihaye iktidarda olduğu, liderin kendisinden sonraki lideri de bir tür monarşi özlemiyle işaret edip yerine hazırladığı, sadece güdümlü bir muhalefete izin verilen, tüm bunların da hikmetinden sual olunmaz bir devlet aklı iddiası üzerinden meşrulaştırılmak istendiği bir durağa geçmenin son hazırlıkları yapılıyor ve “mutlak butlan” şu an için bu yönde atılmış en büyük adımı teşkil ediyor.

Bu fiili monarşi özlemini, iktidarın Yeni Osmanlıcı arayışlarıyla emperyalizmin bölgesel planlarının ve ulus-devletlere yönelik düşmanlığının çakıştığı, kaynaklar ve pazarlar üzerine verilen rekabet ve mücadelenin giderek sertleştiği, herkesin uzun vadede 3. Dünya Savaşı’na hazırlandığı uluslararası bir konjonktüre yerleştirip öyle okumamız gerekiyor.

Yeni Osmanlıcılık sadece Türkiye sermaye sınıfının emperyal niyetlerine, kendisine yeni pazarlar aramasına tekabül etmiyor; Yeni Osmanlıcılık bunun da ötesinde Cumhuriyet düşmanlığında/Cumhuriyet’ten rövanş alma hırsı ve hıncında somutlaşıyor. Bu noktada illa bir analoji yapılacaksa, alık liberallerin yaptığı gibi İttihatçılara değil parlamento ve anayasayı otuz yıllığına askıya alan Abdülhamid’e ve onun siyasetine bakmak gerekiyor.

İçerideki bu arayış, emperyalizmin planlarıyla çakışıyor demiştik. Bu hafta itibariyle, Türkiye Büyükelçiliği ve Suriye Özel Temsilciliği görevlerine bir de Irak Özel Temsilciliği eklenen Tom Barrack’ın söylediklerini tekrar hatırlayalım.

(Ancak geçerken not edelim, bu atama Trump yönetiminin Türkiye, Suriye ve Irak’ı “ortak” bir coğrafya olarak görmeye ve planlarını buna göre yapmaya başladığına işaret ediyor.)

Barrack, “1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellendik” diyor, bölge için en iyi rejim biçiminin “müşfik monarşiler” olduğunu söylüyor, iktidarın aradığı meşruiyeti kendilerinin vereceğini açık bir şekilde dile getiriyor.

Dolayısıyla ortada CHP’nin bölünmesinin ve hatta seçimsizleştirmenin ötesine geçen bir durum var; Cumhuriyet’in anti-tezi, ulus-devlet formundan koparılmak istenen, emperyalizmin Ortadoğu mimarisinde kendisine yeni jandarmalık görevleri verilecek, İslamcılıkla milliyetçiliği yeni bir militarist ve yayılmacı söylemin içinde sentezlemeye niyetli olan yeni bir rejim inşası bu.

Ancak mesele bununla da sınırlı değil; Türkiye sermaye sınıfının yönelimleri, yani ucuz emek, taşeron çalışma, sendikasızlık/sarı sendika üzerine kurulu çalışma rejimi ve Türkiye’nin maden sahalarıyla, enerji nakil hatlarıyla, rant aktarma mekanizmalarıyla, varlık barışıyla sermaye için topyekun bir sömürgeleşme sürecine açılması için de böyle bir rejime, fiili olağanüstü hal rejimine ihtiyacı var.

Demek ki kökleri antikomünizmde olan, sol düşmanlığı ile cumhuriyet düşmanlığını birlikte büyüten, bugün de halk düşmanlığı ve emek düşmanlığında somutlaşan, sermaye ile yol haritasını ortaklaştırmış, doğrudan emperyalist merkezlerle bağlantılı olan bir proje bu.

İşte tam da bu nedenle; bu gidişatın kayıtsız şartsız karşısında duran bir siyasete ihtiyacımız var. CHP’cilik yapmayan, CHP’yi sola çekmek gibi hayaller görmeyen, kimseye kefil olmayan, kimileri gibi şirazeyi yitirip düzen siyasetinin peşine takılıp ondan medet ummayan ama durumun vahametini, Türkiye’nin götürülmek istendiği yeri berrak bir şekilde gören, buna karşı Türkiye ilericiliğinin bütün mirasını ve birikimini üstlenip bugünlere taşıyan devrimci bir siyaset ihtiyacı bu.

Sol düşmanlığının, cumhuriyet düşmanlığının, emek düşmanlığının, halk düşmanlığının, emperyalizme bağımlılığın, Amerikancılığın, NATO’culuğun damgasını vurduğu bir süreçte, sınıf diyen, cumhuriyetin kazanımları diyen, yurttaşlık diyen, emek diyen, halk diyen, kamuculuk diyen, bağımsızlık diyen, yüzünü emekçilere dönmüş, emekçilerle birlikte yol yürüyen, onları siyasete taşıyan, pratiği yaratıcı bir siyasetin Türkiye’ye damgasını vurma, çok güçlü bir aktör olarak sahneye çıkma şansı var.

Bu damganın nasıl vurulacağı, bu şansın nasıl yaratılacağı, bir alternatif projenin nasıl hayata geçirileceği üzerine hepimizin düşünmesi, hepimizin kafa yorması bir aciliyet olarak karşımızda duruyor.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }