Yalnızsın Öyleyse Varsın

Coranivüs salgını ile birlikte insanların birçoğu evde izole bir şekilde hayatlarını yalnız geçiriyor. Özellikle toplu ve cemiyet halinde yaşamaya alışmış bir toplum olarak bu yalnızlık hali bunaltıcı bir hâl alabiliyor.

Aslında yalnızlık kötü bir şey değildir. Bu durumun bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanın kendini dinlemesi, düşünmesi ve geleceğe dair emin adımlar atabilmesi için yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Dozunda bir yalnızlık faydalıdır. 

Bahsettiğim melankoliye sürükleyecek bir yalnızlık değildir. Halil Cibran’ın bahsettiği gibi: “Melankolinin ipeksi elleri vardır, ama bileği güçlüdür. Kalbi kavrar ve yalnızlık içinde bunaltır. Melankolinin bağlaşığı olan bu yalnızlık, manevi yücelmenin de arkadaşıdır çünkü.

Melankoliye ve yalnızlığa düşen genç bir adamın ruhu rüzgârda titreyen, şafakta açılan ve gece çöktüğünde de kapanan körpe bir zambak gibidir.” Benim iyi dediğim melankoliye sürükleyecek bir yalnızlık değil.

Bahsettiğim insanı düşünmeye fırsat tanıyacak bir yalnızlık. Düşünceler dünyasında tavaf etmeyi bırakıp düşünmeye başladığı bir yalnızlık. Böyle bir yalnızlığa belli aralıklarla her bireyin ihtiyacı var. 

İnsan yemekte, otobüste, işte, tuvalette durmadan düşünür. Problemlerini çözmek için düşünür. Geleceği planlamak için düşünür. Hayaller kurmak için düşünür.

Ancak iyi düşünmek için yalnız kalmak gerekir. İnsan bazen odasının köşesine çekilerek, bazen ıssız bir denize karşı oturarak, bazen bir ormanda yürüyüşe çıkarak, bazen de bir şehre seyahate çıkarak yalnız kalmayı başarmalıdır. Kendini dinlemek ve düşünmek için gereklidir bu.

Bilge insanların, ortaya düşünce koyabilmiş insanların hayatlarında bir yalnız kalma, inziva dönemi her zaman olmuştur.

Etin terbiye edilmesi için sirke sosunda bekletilmesi gibi, insanın da terbiye edilmesi için bir yalnızlık sosunda bekletilmesi gerekir. İnsanın kıvama gelmesi için bu sosa ihtiyaç vardır. 

Türk toplumu olarak yalnız kalmayı başaramayan bir toplumuz. Cemiyet halinde yaşamaya ve birlikte iş yapmaya alışmışız. Tatile, gezmeye, yemeğe, ders çalışmaya, sinemaya bile birlikte gitmeye çalışırız.

Hatta yalnız kalmayayım diye evlenmeyi düşünen bir toplumuz. İlber Ortaylı, “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” kitabında özetle bu durumu şöyle açıklayarak tavsiyede bulunuyor: “Türkler sinemaya bile tek gitmez; yalnız kalmayı bilmez, sevmez.

Yalnız olmamanın getirdiği garantiye, yani tehlikeden uzak yaşamanın konforuna güvenir. Ama işte bu garanti de yaratıcılığı sakatlar, iş çıkarma kabiliyetini azaltır. Yalnız kalmayan insanın düşünce ve gözleme kabiliyeti yarım oluyor. Bu yüzden ben insanlara yalnız kalmayı öğrenmelerini öneriyorum.”

Yalnızlık, birey olmanın mayasıdır. Birey olmanın tekâmülünü tamamlayacak en önemli yapı taşlarından biridir yalnızlık. Max Stirner’in “Eğitimimizin Sahte İlkesi” adlı makalesinde “Kafadaki Tekerlek” metaforu ile modern eğitim sistemini eleştiriyor.

Modern eğitimin kafada bir tekerlek olduğunu ve insanların otoriteye boyun eğmesi için eğitimin kullanıldığını ifade ediyor. Eğitim sisteminin düşünmeyen bireyler yetiştirdiğini ve eğitim sisteminin bilgide seçme imkânı sağlamadığını ileri sürüyor. Sonuç olarak da “bireye sahip olan düşünce” ve “düşünceye sahip olan birey” ayrımını ortaya koyuyor.

Stirner bu eleştiriyi eğitim sistemine yöneltmiştir. Ancak aynı neticeler; birlikte yaşamaya alışmış, kendi düşünce dünyası oluşmayan, birey olma vasıfları gelişmemiş insanlarda da verecektir.

Kafadaki tekerlek metaforu burada bireyin etrafını saran kişiler olacaktır. İnsanın etrafındaki bu kalabalıklar insanın kendi olarak düşünmesini, üretmesini ve yaratıcılığını engelleyecektir. Sonuç olarak da düşünceye sahip olan bir birey olamayacak, bireye sahip olan düşünceler olacaktır. 

Düşünceler, düşünmeyle oluşur. Bazı felsefi tartışmalarda, düşüncenin inançtan üstün olduğu ileri sürülür. İnanç; genellikle sorgulanmadan ve test edilmeden oluşan bir olgu iken düşünce ise büyük test ve keşiflerden geçerek oluşmuş bir olgudur.

Dolayısıyla testten geçmemiş bir inanç ne kadar isabetli olsa da küçük bir sarsıntı da yıkılma ihtimali yüksektir. Ondandır ki düşünce insanları, inançları ile temerküz etmiş insanlardan daha değerli gelmiştir bana. 

İnsanın birey olması için özgür olması gerekir. Özgürlük için düşünmek gerekir. Düşünmek için de en iyi atmosfer yalnızlık halidir. Yalnızlık bizim toplumumuzda kötü bir şey gibi addedilse de batıda yalnız olmak normdur.

Yalnızlık ve düşünme arasındaki ilişki buluşların, özgürleşmenin ve gelişmenin lokomotifi olmuştur.