XIV. Louis ile 14. Luvi

Baskın Oran

Hepimiz okul kitaplarından biliriz: Fransa Kralı XIV. Louis “L’Etat, c’est moi!” (Devlet Ben’im) demişti. Yargı yetkilerine de sahip çok önemli bir kurul olarak krallık kararnamelerini eleştiren Paris Parlamentosu önünde, kararnamelerinin tartışılmaz üstünlüğünü vurgulamak için 13.04.1655 tarihinde etmişti bu lafı. 

XIV. Louis böylece kendini Fransa’yla değil ama (çünkü “La France, c’est moi!” dememişti) Devlet’le özdeş ilan ediyordu. Mutlakiyetçi krallığı dile getiriyordu. 

Şimdi 05.06.2022 tarihinde bir 14. Luvi zuhur etti, adaşının hiç aklına gelmemiş bir şey yaparak ona 367 yıl sonra ciddi fark attı. Kendini sadece Devlet’le değil, tüm Türkiye’yle özdeş ilan etti: 

“Akıl ve vicdan sahibi hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir ki; dünyada her kim bu kardeşinize saldırıyorsa aslında Türkiye’ye saldırıyor demektir.” 

Hatta bu 14. Luvi, aynı konuşmada partisini de Türkiye’yle özdeş ilan etti: 

“Dünyada her kim AK Partiyi ve Cumhur İttifakı’nı kötülüyorsa aslında Türkiye’yi hedef alıyor demektir”. 

***

Kral XIV. Louis için kişisel itibar ile hanedanın ve ulusun itibarı ayrılmaz bir bütündü. 367 yıl sonra 14. Luvi de adaşının yolundan gitti.  Sayıştay’ın 2016 raporuna dayanılarak yapılan “Saray para yutuyor” haberlerine karşı yazılı açıklama yaptı: 

“Cumhurbaşkanlığı nezdindeki faaliyetlerin, ‘itibardan tasarruf olmaz’ anlayışı ile ülkemizin vakarına yaraşır şekilde yürütülme mecburiyeti vardır.” 

Böylece 14. Luvi bu konuda da adaşına fark atmıştı. Şöyle ki: XIV. Louis, babasının av köşkünü büyüterek bugün müze olan Versailles sarayını yaptırmış, fiilen yarı tutsak hale getirdiği feodal beyleri de elinin altında bulundurmak için yanına alarak oraya yerleşmişti. 

Ama bu sarayı yaptırırken, 36 ay süre öngören inşaatçıya “Sen nasıl Fatih torunusun!   Sen Kanuni Sultan Süleyman’ı duydun mu?” diyecek hali yok ya, “Sen nasıl Charlemagne torunusun! Sen IV. Henri’yi duydun mu!” dedi mi demedi mi, o konuda bilgim yok. Fakat “fark attı” derken şu bilgiye sahibiz ki, şu anda vadesine 1 yıl veya daha az kalmış 181,4 milyar dolarlık dış borcu olan bir ülkede 14. Luvi şimdi 3 tane saray yaptırmış vaziyette: 

1) 2021 Sayıştay raporuna göre günlük masrafı 7,8 milyon TL olan Ankara’daki “Külliye”; 2) Marmaris Okluk Koyu’nda 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın tatil geçirdiği mütevazı binanın 2017’de yıktırılmasıyla yaptırılan yazlık saray; 3) Bitlis Ahlat’daki kışlık saray. Ki bu üçüncüsüne bu yıl eklenecek özel bakan konutları için 151 milyon TL ayrılmış bulunuyor.

Bu üçünün bakım, onarım, donanım ve makine teçhizatı için 2022 ve sonrasında toplam 470 milyon lira daha harcanması öngörüldü. Böylece harcanan toplam miktar 4 milyar 490 milyon TL’ye ulaşacak.

***

Galiba iki devlet başkanı arasındaki benzerlikler buradan öteye gidemiyor. 

Çünkü mesela XIV. Louis’nin ağzının bozuk olup olmadığı hakkında da tarihsel bir bilgi sahibi değilim. Kendisine karşı çıkanlara sürtük (yani sokak fahişesi) anlamına gelen “trainée” deyip demediğini, dediyse bile bunu “Biz hep halkımızın diliyle konuştuk” diye savunup savunmadığını bilmiyorum. 

“Notre Dame kilisemizde bira içtiler” veya “Saint Michel Meydanında deri eldivenli bandanalı yarı çıplak 4-5 adam çok yakınım birinin gelini üstüne idrarlarını yaptı” veya son olarak da “Kiliselerimizi yaktılar” türünden şeyler söyleyip söylemediğini de bilmiyorum. 

Söylemişse bile, bugünün aksine o tarihte cep telefonlarında kamera olmadığı için “Hani nerde bu iddiaların fotoğrafı!” diyebilmemiz de mümkün değil. Ayrıca, XIV. Louis zamanında “trainée”nin hakaret olduğuna ilişkin yargı emsal kararı da yoktu herhalde, yine şimdikinin aksine.  

***

Yine aynı biçimde, bütün tarihçiler XIV. Louis döneminde Fransa’nın Avrupa’da her bakımdan üstün ülke olduğunu ve “Güneş Kral” (Le Roi Soleil) deyiminin buradan kaynaklandığını yazıyor, fakat şu anda bilemiyoruz günümüz 14. Luvi yönetiminin kendi kendini övmesi hakkında tarihçilerin yarın ne diyeceğini. 

Övücü derken, yakın adamlarının övgülerini hiç karıştırmadan, bizzat 14. Luvi mesela şunları sıralıyor:

“Türkiye, dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri”. 

“Yargıya güven giderek yükseliyor”. 

“Sebze ve meyve üretiminde Avrupa’da birinci sıradayız”. 

“İsteyen herkesin çalışacak işi vardır”. 

“Pek çok alanda yaşanan fahiş fiyat artışları tüm dünyanın ortak sıkıntısı. Türkiye en az etkilenen ülkelerden biri”. 

"Ülkemizde enflasyon değil, fiilî bir hayat pahalılığı sorunu vardır". 

***

Fakat, özellikle bu sonuncu cümlenin ilginçliği bi yana, daha önemli bir husus var bilemediğim ve bu yüzden de mukayese yapabilmemi engelleyen: 

“Birileri çıkıp aç kaldık diyor. Vicdansızlık yapma; aç kalan falan yok” demenin hemen ardından "[Vergileri] Devamlı artırıyoruz. Bundan çok rahatsızlar. Hem suluda artırıyoruz hem sigarada artırıyoruz. Aç sefil geziyor, rakıyı birayı almaktan geri durmuyor" gibilerden bişey dedi mi acaba XIV. Louis? Tabii ki “rakı” yerine “şarap” diyerek? 

Hepsinden de öte, 14. Luvi şöyle diyor: "Batı bizi barajlardan, köprülerden, metrolardan ötürü kıskanıyor". XIV. Louis’nin bunu söyleyip söylemediği de bilgim dışı. 

***

Özet olarak, XIV. Louis ile 14. Luvi’yi daha fazla mukayese etmeyi bırakmak lazım. Zaten günümüz Türkiyesi, bırakınız 17. Yüzyıl Fransası’nı, kolay kolay hiçbir ülkeyle kıyaslanamaz. 

Mesela 14. Luvi ilan etti: “Bir Türk vatandaşının uluslararası uzay programına gönderilme sürecini başlatıyoruz”. Cumhurbaşkanlığı’nın bu konuda 2022 için toplam yatırımı 18,7 milyon TL. Ama 2022 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Yatırım Programı’na göre projeye 2021-2024 yıllarında 2,2 milyar TL harcanacak. 

2023’te gerçekleşeceği açıklanan yolculuk için 27.000 Türk kayıt yaptırdı. Uzay Ajansı başkanımız da hazır: “Başvuru sayısı 36.000’i geçti. Uzay yolcumuzun bize has unsurları oraya götürmesini arzuluyoruz, mesela Türk yemekleri gönderilebilir”. 

Türk astronotunu uzaya Elon Musk 70 milyon dolara götürecek. 14. Luvi kendisiyle konuşmayı planlıyor: “Elon Musk ile ilk görüşmemde ‘sigara tüketimine karşı da biraz para harca’ diyeceğim.”