Uzun ve zaruri bir aradan sonra yeniden MERHABA...



















Uzun ve zaruri bir aradan sonra yeniden MERHABA …




Son zamanlarda İslâm ümmetinin ve bu ümmetin liderliğini yapmış olan aziz milletimizin içine düştüğü sıkıntılar son derece üzücü ve bir o kadar da umut verici görünmektedir bi-iznillâh. Bu ortamda yazacak o kadar çok mesele var ki tercih yapayım derken kendimi kitapların arasında buldum. Şiir bölümünde Karacaoğlan’ın kitabını karıştırırken bu yazımı ona hasretmeye karar verdim. Zira milletimiz tarafından pek tanınmadığına ya da yanlış tanıtıldığına inanmaktayım. Genelde komünist ve ateist kesimlerin şairlerimizi kendilerinden gösterip kullanmaları pek yaygındır. Bu da bizim sahip çıkmamamızdan kaynaklanmaktadır. Yunus’tan Mevlâna’ya kadar hemen bütün manevi mimarlarımızı kullanmayı şiar edinmişler. Bu değerler bizimdir ve temel taşlarımız onlardır. Bu gün içinde bulunduğumuz zilletten kurtulmak biraz da mana mimarlarımızı anlamaya bağlıdır.

Karacaoğlan; 17. Yüzyılda yaşamıştır. Adana – Tarsus civarında hayat sürmüş ve öksüz yaşamıştır. Gençlik dönemi şiirleri daha ziyade sevgi ve aşk üzerine olsa da yaşının ilerlemesiyle olgunlaşmış, maneviyatının gelişmesine paralel olarak daha ulvi ve daha ibretli şiirler dile getirmiştir.

Şairin olgunluk dönemine ait güzel şiirlerinin, İslâmî mesajlar taşıyan mısralarından kısaca örnekler verirsek:

Kadir Mevlâm senden bir dileğim var

Beni muhannese muhtac eyleme.

Yedi deryalara gark etsen bile

Yine muhannese muhtaç eyleme..

İnsanların dönekliğinden ve ikiyüzlülüğünden yakınan şair, bu tip insanları muhannes (kadınlaşmış, namert, dönek) olarak vasıflıyor. Allah (c.c) tarafından Gelecek olan her şeyi kabul etmesine karşın, bu tür insanlara muhtaç olmamayı temenni ediyor.

Mecliste ârif ol kelâmı dinle,

El iki söylerse sen de bir söyle.

Elinden geldikçe eyilik eyle

Hatıra dokunup yıkıcı olma..

Meclis sohbetlerinde dinlemenin konuşmaktan üstünlüğünü vurguluyor. Dinlemek bilginin alâmetidir. Bilenler konuşulanları dikkatle dinlerler. Konuşunca da az, nezih ve öz konuşurlar. Sözlerinin kimseyi incitmemesini dikkat ederler. Bu da ancak çok dinleyip az konuşmakla mümkündür.

El âriftir yoklar senin bendini,

Dağıtırlar tuzağının fendini.

Alçaklarda otur gözet kendini,

Katı yükseklerden uçucu olma..

Cemiyet içinde eloğlu senen açık vermeni bekler. Sen çok konuşup bütün marifetini ortaya koyup sermayeni tüketirsen, o da senin zayıf taraflarını yakalayıp, seni küçük düşürür. Bu durumu göze alarak az konuşup gözlemci ol. Yüksekten uçan çabuk düşür sen uçmayı değil oturmayı tercih et.

Cennet, Cehennemi yoktur diyenler

El hakkını alıp haksız yiyenler;

Al, Yeşil konakta hükmeyleyenler

Dur bakalım canım beyler kalır mı?

Sefahat ve lüks içinde saraylarında yaşayarak insanları yönetenler, sömürenler, zulmedenler.! Haksız yere milletin malını toplayıp yersiniz ve yedirirsiniz. Cennet Cehennemi hatırlamaz, ahiretteki hesap gününe inanmazsınız.. Siz böyle devam ede durun bakalım. O son nefes günü geldi mi, ne beyliğiniz kalır ne de malınız. Ama o zaman da iş işten geçmiş olacak ve pişmanlık ta fayda etmeyecektir.

Bu dünyada adam oğluyum dersin

Helâli haramı durmayıp yersin

Yeme el malının er geç verirsin,

İğneden ipliğe sorulur bir gün..

Karacaoğlan buruda hükmedenlere değil de, milletin içindeki sözde asil geçinip helâl haram ayırmadan, onun, bunun hakkına tecavüz edenlere ahiretteki ilâhî hesap gününü hatırlatıyor.

Ustalar yapıyı tersine yapar

Esnaflar işine hileler katar,

Zamane kadısı altına tapar

Doğru, Hak, Şeriat sürülmez oldu.

Öyle bir zamana geldik ki; Şeriat ortadan kalmış, doğruluk ve Hakka riayet edilmez olmuş. Esnaf ve sanatkar hilekar, hâkimler de rüşvetçi olmuş..

Şu dünyanın iki imiş kapısı

Geldi geçti ak günümün hepisi;

Mermer sandım, kerpiç imiş yapısı

Yağmur yağdı yapıları bozuldu..

İnsan hayatı ebedî, dünyayı ise mükemmel bir mekân zanneder. Ömür ilerledikçe düşünceleri değişir, geriye bakıp hayatını muhasebe edince, dünyanın fani olduğunu, insanların bir taraftan gelip diğer taraftan gittiğini müşahade eder. Nihayetinde dünya için kurduğu bütün hayalleri yıkılır gider.

Hasta oldun yastığının istersin

Kadir Mevlâm sağlığını göstersin.

Cennet-i âlâdan bir köşk istersin

Boynunun farzını kıldın mı gönül?

Karacaoğlan kendi nefsini hesaba çekmektedir. Hayatında sağlık ve ilgi bekleyen nefsine Allah-u Teâlâ’ya karşı olan şükrünü yerine getirmemenin de hesabını dile getiriyor aynı zamanda.

Karacaoğlan der ki ismim öğerler

Ağı oldu yediğimiz şekerler;

Güzel sever diye isnad ederler

Benim Hakk’dan özge sevdiğim mi var?

Hakkında çıkarılmış olan yersiz ve mesnetsiz söylentiler yüzünden hayatının düzeninin ve huzurunun bozulmasından yakınıyor. Halbukî kendisinin Allah’dan başka sevdiğinin olmadığını anlatmaya çalışıyor.

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Kimse malından, mülkünden dolayı övünmesin. İnsana ne şan ve şöhretten, ne de saltanat ve zenginlikten hiçbir fayda yoktur. Güzellik ve sağlıkla da övünülmesin. Çünkü hayatta insanları dönmez yola koyup elindekileri alan kaçınılmaz dertler vardır ki bunlar ayrılık, yoksulluk ve ölümdür. Bunlar varken dünyaya bağlanmanın manası yok.

Evvel Allah, ahir Allah

Andan ulu gelmemiştir

Hak Muhammed’den sevgili

Hakk’ın kulu gelmemiştir.

Ezeli ve ebedi olan, her şeyi yaratan ve mutlak hakim olan ancak Allah(cc)’dır. Onun eşi ve emsali yoktur. Tekdir ve birdir. O yüceler yücesi İlâhımızın en sevgili kulu ise Alemlere rahmet olarak gönderdiği kulu ve Rasulü Hz. Muhammed aleyhiselâmdır. Yaratılanlar arasında da ondan yüce ve sevgili kul yoktur.

İndim seyran ettim Firengistanı

İlleri var bizim ile benzemez;

Levin tutmuş goncaları açılmış

Gülleri var bizim güle benzemez

Karacaoğlan Frenk illerine seyahatini anlatır bir şiirinde. Orada gördüklerini ince bir eleştiriyle anlatır. İki belde ve iki millet arısındaki farklılıkları ortaya koyar. Aşağıdaki kıtı da görüleceği gibi dinlerini de kısaca tasvir eder:

Seyredüben gelir karadenizi

Kanları yok sarı, sarı benizi

Öğün etmiş kara domuz etini

Dinleri var bizim dine benzemez..

Anlaşıldığı gibi karadenizin kuzeylerine kadar gitmiş ve sarışın insanları görmüş. Hırıstiyanların domuz yemişini ve dinlerinin bozukluğunu hicvetmiş ustaca.

Akılları yoktur küfre uyarlar

İmanları yoktur cana kıyarlar

Başlarına siyah şapka giyerler

Beyleri var bizim beye benzemez.

Karacaoğlan Osmanlının son dönemindeki batı hayranı sözde aydınların aksine hırıstiyan toplumları beğenmemekte ve onları adeta canavar ve katil sürüsü gibi tanıtmaktadır. Cumhuriyet dönemindeki Kahpe Devşirmelerin millete zorla giydirdiği Siyah Şapkaları ise beğenmemektedir. Beylerini de küçümsemektedir.

Karacaoğlan’ı böylesi kısa bir yazıyla tanıtmak mümkün değil elbette. Lâkin daha da uzun yazmak bu ortamda mümkün değil. Bu gün Ümmetin güç kaynağı olan genç nüfus ihtiyacını öyle güzel anlatmış ki, dört yüz sene evvel, güncelliğini hiç kaybetmeyecek bir şiir meydana getirmiş. Yazımı bu şiirle sonlandırmak istiyorum. Umarım ki Ümmet ders ve ibret alır.

Kadir Mevlâm bir dileğim var senden

Artır bizim şöhretimiz şanımız

Altmış kardaş olsak hep bir babadan

Bir sofraya el uzatsa varımız..

On beşimiz avlağını avlasa

On beşimiz ireçberlik eylese

Otuzumuz ağa misli söylese

İçimizde serdar olsa birimiz

Bir yiğit silkinip ata binince

Kılıncı da arşın, arşın sününce

Bir kâfir de bir yiğide kıyınca

Bin kâfire kılınç çalsa birimiz..

Karacoğlan der ki edelim aman

Şol yüce dağları bürüdü duman

Dünyada Kur’an da ahrette iman

Sualsiz cennete girse varımız..

Vesselâmu âlâ men ittebeğel hûda.

ABDÜLMECİD YILDIZ