GÜNCEL

Tolga Şardan: ''İzmir’deki “Torbacı” Operasyonunda 9 Şüpheli Gözaltından Nasıl Firar Etti?''

Bu kadar kalabalık şüpheli grubunun gözaltına alınması gerekiyorsa –ki İçişleri Bakanı Yerlikaya’ya göre tarihin en büyük operasyonu– savcılık neden diğer adli kolluk birimlerinden destek almadı?

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın geçtiğimiz aylarda "Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu" diye duyurduğu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 9 kişi firar etti.

14 ilde yapılan eş zamanlı operasyonlar sonrası 641 kişi gözaltına alınmıştı. Yerlikaya'nın " "Cumhuriyet tarihinin en büyük torbacı operasyonu" dediği operasyonlar sonrası gözaltına alınanlardan 9 kişinin firar ettiği öğrenildi.

SKANDALIN BOYUTU ORTAYA ÇIKTI

t24'den Tolga Şardan'ın haberine göre 14 ilde toplamda 641 kişi gözaltına alındı. İzmir Emniyeti'nde kapasite olmadığı için 300'ü aşkın şüpheli Rüştü Ünsal Polis Meslek Yüksekokulu bahçesine götürüldü. Bu sırada 9 şüpheli firar etti. 8'i yakalandı ama bir kaçak hala aranıyor.

İzmir’deki “torbacı” operasyonunda 9 şüpheli gözaltından nasıl firar etti?

Tolga Şardan'ın yazısı şöyle:

İzmir'deki uyuşturucu operasyonunda firarilerden sekizi yakalandı, dokuzuncusu halen aranıyor. İzmir Emniyeti’nin yerleşkelerinde yetersiz fiziki koşullar olmasına rağmen neden bu kadar kalabalık bir operasyon başlatıldı? Bu kadar kalabalık şüpheli grubunun gözaltına alınması gerekiyorsa –ki İçişleri Bakanı Yerlikaya’ya göre tarihin en büyük operasyonu– savcılık neden diğer adli kolluk birimlerinden destek almadı?

İzmir’den, emniyet teşkilatını, dolayısıyla kentin kamu güvenliğini yakından ilgilendiren haberler gelmeye devam ediyor.

Büyüteç’te geçen yılın son günlerinde İzmir Emniyeti’nde yaşanan bir dizi olayı aktardım.

Kentte yaşananlar aktardığım konularla sınırlı kalmadı elbette. Yine, kentin kamu güvenliğini sağlanması çerçevesinde yeni bir gelişme daha yaşandı ki, tam “evlere şenlik işler” durumu.

Konuya girmeden evvel, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın geçen hafta kamuoyuyla paylaştığı bir bilgiyi ve sonrasında yaşananları hatırlatmam gerek.

Bakan Yerlikaya, İspanya açıklarında içinde 10 ton kokain bulunan bir gemiye yönelik operasyonla ilgili açıklamasında söz konusu geminin Türkiye ile ilgisi bulunmadığını duyurdu.

Bu açıklamayla birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geminin Türkiye ile bağlantısının bulunduğunu ortaya koyan delilleri tespit ettikten sonra başlattığı soruşturmada 12 şüpheliyi gözaltına aldı. Şüphelilerden 10’u tutuklandı!

Bakan Yerlikaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltı işlemi yapmasının hemen ertesi günü bu kez “İzmir’de Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu satanlara yani torbacılara yönelik operasyon” yapıldığını duyurdu.

Yerlikaya’nın bu açıklamasını, İstanbul’dan gelen gözaltılarla birlikte kendisi hakkında oluşan olumsuz yargıyı etkisiz kılmak şeklinde yorumlamak elbette mümkün.

İçişleri Bakanı’nın açıklamasına göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koordinesinde İzmir Emniyeti ile Ankara’daki Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın soruşturmasında İzmir başta olmak üzere 14 farklı kentte 641 şüpheli gözaltına alındı.

Operasyon dosyasında 800 dolayında şüpheli ismi olduğu belirtiliyor.

İşte bugünkü Büyüteç’in konusunu oluşturan “evlere şenlik” meselesi de bundan sonra yaşandı maalesef.

Operasyonda gözaltına alınan şüphelilerin çoğunluğu İzmir’de yakalandı. Ancak işin ilginç boyutu, bu kadar kalabalık şüpheli grubunu İzmir Emniyeti’nin binalarında gözaltına tutacak fiziki olanak yoktu!

İzmir Emniyeti’ne ait binalarda yeterli sayıda nezaret olmayınca kentteki şüphelilerden büyük bölümü –bana ulaşan bilgiye göre 300’den fazla şüpheli– yine İzmir’deki Rüştü Ünsal Polis Meslek Yüksek Okulu’nun (PMYO) spor salonunda gözaltında tutuldu.

Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, gözaltına aldıkları şüphelileri, ön işlemlerden sonra nezarethanelere teslim ettiler.

Her ne kadar operasyonu İzmir Emniyeti gerçekleştirmiş olsa da PMYO’daki gözaltı sürecinde okul personeli görev aldı.

Okula getirilen tüm şüphelilerin gözaltına bulundukları sırada gerekli adli işlemler okul yönetimince karşılandı.

Savcılık talimatıyla gerçekleştirilen adli süreç sırasında yaşanan bir gelişme ortalığın karışmasına neden oldu.

Yapılan araştırmada, bahçedeki sayım teslimat anında şüphelilerden sekizinin zaten fazlaca güvenlik önlemi olmayan polis meslek yüksek okulundan kimseye fark ettirmeden firar ettikleri anlaşıldı!

Ayrıca bir şüpheli ise adliyeden kaçarak kayıplara karıştı.

Firarilerin kayıplara karışmasıyla birlikte polis ekipleri bu kez kaçakların peşine düştü.

Firarilerden sekizi yakalandı. Dokuzuncusu halen aranıyor.

Gözaltına alınan şüphelilerin firarı sonrasında idari soruşturma başlatıldı.

Emniyet kaynaklarına göre, yaşanan firar olayları nedeniyle böylesi önemli bir operasyona maalesef gölge düştü.

Ortaya çıkan bu tabloda, her zaman olduğu gibi ister istemez bazı sorular gündeme geldi.

İzmir Emniyeti’nin yerleşkelerinde yetersiz fiziki koşullar olmasına rağmen neden bu kadar kalabalık bir operasyon başlatıldı? İşin perde arkasında başka süreç mi var?

Bu kadar kalabalık şüpheli grubunun gözaltına alınması gerekiyorsa –ki İçişleri Bakanı Yerlikaya’ya göre tarihin en büyük operasyonu– savcılık neden diğer adli kolluk birimlerinden destek almadı?

Ayrıca son dönemde İzmir Emniyeti’ni yönetenlere karşı, personelin ağır çalışma koşulları altında kaldığı konusunda eleştiriler var. Bu ağır çalışma koşullarının yaşanan firarda etkisi var mı?

İki validen tepki çeken iki eylem

Ülke genelinde görev başındaki mülki idareyi ilgilendiren kimi konulara önceki Büyüteç’te dikkat çekmeye çalıştım.

Yetmedi, iki valinin daha dikkat çeken eylemleri yaşandı ve kamuoyundan tepki aldı.

İlki, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin Erzurum Kongre Binası hakkındaki eleştiri toplayan açıklaması.

Milli Mücadele’nin önemli simgelerinden Erzurum Kongre Binası, yılın ilk günlerinde Erzurum Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda “ağır hasarlı” ilan edilerek valiliğin bilgisi çerçevesinde 6 Ocak’ta ziyarete kapatıldı.

Vali Çiftçi, kongre binasının Osmanlı döneminde Ermeni Sanasaryan Okulu olarak kullanıldığını söyleyip kongre binasının yıkılabileceğini belirtti. AKP, açıklamaya karşı sessiz kaldı.

Vali’nin sözleriyle birlikte ortalık karıştı. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, “Milli Mücadele’nin başlangıç karargâhı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yol haritasının hazırlandığı Erzurum Kongre Binası’nın yıkılması kabul edilemez” diyerek Vali Çiftçi’ye tepki gösterdi.

MHP ile birlikte TMMOB da Vali Çiftçi’yi eleştirdi.

Kentte yaşanan tepkiler sonrasında Kültür ve Turizm Bakanlığı devreye girdi. İktidar, Vali Çiftçi’nin açıklamasından geri adım attı. Bakanlık, binanın depreme karşı güçlendirilebileceğini duyurdu.

Peki, kamuoyu Vali Mustafa Çiftçi’yi nereden hatırlıyor:

İlki, oğlu Tarık Çiftçi’nin polisi tehdit eden “çakarlı sosyal medya” paylaşımından.

İkincisi, Çorum Valisi’yken, Cumhuriyet döneminde “vatan haini” olduğu iddiasıyla yargılanıp idam edilen İskilipli Atıf Hoca’nın mezarı başındaki anmaya “Cumhuriyet’in ve devletin valisi” sıfatıyla katılmasından.

İkinci Vali Bey vakası haberi, Ardahan’dan geldi.

Kente yeni atanan Vali Mehmet Fatih Çiçekli, makamına oturur oturmaz ayağının tozuyla ilk icraat olarak kentin logosundaki Türk bayrağını hatırlatan ay – yıldızı çıkarttı. Yeni logo, Çiçekli’nin talimatıyla valiliğin sosyal medya hesaplarında kullanılmaya başlandı.

Ancak yine kamuoyundan gelen tepkiler sonrasında yeni logodan vazgeçilip eski logo kullanılmaya başlandı.

Büyüteç’in takipçileri Vali Çiçekli’ye yabancı değiller.

Çiçekli’nin Karaman Valisi olmasından hemen sonra Büyüteç’te Vali Bey’in “dikkat çeken” özgeçmişiyle ilgili bilgi aktardım.

Çiçekli, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın vali sınıfından mülki idareye kazandırdığı bir bürokrat.

Sakarya Vali Yardımcısı’yken 15 Temmuz öncesi ve sonrasında adının geçtiği süreçler var. Gizli değil, açık kaynak bilgisi.

Sonra, Yerlikaya’nın İstanbul Valisi olduğu dönemde yardımcısıydı. Bakanlık görevinde getirilmesiyle beraber Yerlikaya ile bakanlık binasına adım atan Çiçekli önce Yerlikaya’nın özel kalem müdürü oldu. Peşinden, bakanlığın en önemli görevlerinin başında gelen bakanlık genel sekreteriydi. Bu görevden Karaman Valiliği’ne atandı.

Her iki valinin de yakın tarihli özgeçmişlerine bakıldığında; Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten pek mutlu olmadıklarını gösteren yaklaşımları mevcut.

Diğer bir deyişle, “kendileri gibi düşünmeyen” kitlelerin sinir uçlarıyla oynamayı, valilik gücüyle birleştirmiş durumdalar.

Mumcu ve Okkan’ın hayata bakışları

Birbirinden farklı yaşam düzeni içindeki iki farklı insanın hayata bakışının aynı olması, çok sık görülen bir durum değildir bu coğrafyada.

Gazeteci Uğur Mumcu ve Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, bu tanıma uyan iki kıymetli insandı. Radikalizmin istikametindeki İslami teröre karşıydılar.

Her ikisi; farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı meslekte görev yapsalar da “Cumhuriyet değerleri” için mücadele ettiler ve “Cumhuriyet’e karşı olanlarca” katledildiler.

24 Ocak günü, bu ülke için takvim yapraklarındaki sıradan bir gün değil, Cumhuriyet’in iki evladının vahşice hayattan koparıldığı gündür.

Mumcu’yu katledenler semt-i meçhuldeler. Okkan’ı katledenler ise güncel siyasette!

Gazeteciliğin onurlu isimlerinden Mumcu ile Milliyet’teki kısa çalışma döneminde aynı havayı soludum. Kendisinden az da olsa bir şeyler öğrenmeye çalıştım.

Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’la da gazetecilik çerçevesinde tanıştım. Hakkında epey duygusal cümleler kurulur ki, az bile. Ölümü nedeniyle kısa süren, ancak “ülkenin refaha kavuşması, sosyal devlet, yurttaşın hakkının ve hukukunun adaletle korunması” konularında fazlasıyla fikir paylaşmışlığım oldu.

Ölümünden bir hafta sonra o dönem çalıştığım Milliyet’te, Okkan’ın öldürülmesi konusunda önemli bir haberi kaleme aldım.

Okkan, Diyarbakır Emniyet Müdürü olduğu dönemde, Doğu ve Güneydoğu’da fazlasıyla etki olan Türk Hizbullahı’na karşı ciddi istihbarat çalışmaları yaptı. Örgütün faaliyetleriyle ilgili önemli bilgilere ulaştı.

Bu bilgiler arasında, Diyarbakır Emniyeti’nde çalışan bir personelin örgüte “köstebeklik” yaptığı tespiti de vardı. Üstelik bu köstebek, örgütle yoğun mücadele eden Terörle Mücadele Şubesi’ndeydi. Okkan bu olayı meslektaşı bir emniyet müdürüne bizzat anlattı. Ancak, operasyonu yapamadan yanında beş korumasıyla birlikte şehit edildi.

Aynı günlerde benzer başka bilgiler de vardı.

Örneğin, Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun sağ kolu Edip Gümüş’ün Mardin’de kullandığı evin alt katında bir polisin ikamet ettiği belirlendi. Ancak söz konusu polisle ilgili o dönemde hiçbir işlem yapılmadı.

Diğer bir örnek ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Bakım Onarım Şubesi’nde görevli bir bekçinin, emniyete ait araçların plakalarını Hizbullah’a aktardığının belirlenmesiydi.

Geçmişi yeniden gündeme getirmemin sebebi, o dönemde yaşananların bugüne ne anlama geldiğinin ve nasıl değerlendirildiğinin anlaşılması.

Dönemler değişti, kişiler, olaylar değişti, yönetimler, yaşam modelleri değişti. Fakat coğrafyanın insanının her an terör ve her türlü şiddetin hedefi olması hali değişmedi!

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }