Suriye’de ABD’nin Ahmet el-Şara Tercihi ve Türkiye’nin Duruşu

Suriye’de ABD’nin Ahmet el-Şara Tercihi ve Türkiye’nin Duruşu

ABD’nin İsrail dışında kalıcı bir dostu yoktur; yalnızca dönemsel çıkar ortaklıkları vardır.

Bugün Suriye’de yaşananlar da bunun yeni bir örneğidir.

Daha düne kadar hakkında 10 milyon dolarlık ödül bulunan, adı terör listelerinde yer alan Ahmet el-Şara’nın kısa sürede “meşru bir aktöre” dönüştürülmesi ve HTŞ’nin terör örgütü listesinden çıkarılması, ABD’nin bölgeyi ilkelere göre değil; çıkarlarına ve İsrail’in güvenliğine göre dizayn ettiğini açıkça göstermektedir.

ABD–İsrail Ekseni ve İran Hesabı

ABD ve İsrail’in bölgedeki temel hedefi, İran’ı İsrail için bir tehdit olmaktan çıkarmaktır. ABD bunun yolunu İran’ın Irak ve Suriye’deki kollarını ve desteklerini kesmekte ve Tahrana giden yolu temizlemekte görmektedir.

Ahmet el-Şara’nın iktidara gelir gelmez yaptığı açıklamalarda işgalci ve soykırımcı İsrail’i değil, İran ve Hizbullah’ı “en büyük düşman” ilan etmesi, onun neden hızla meşrulaştırıldığını anlatmaya yetmektedir.

Zayıf Devletler ve Yönetilebilir İşbirlikçi Liderler

ABD, Ortadoğu’da büyük, bağımsız, güçlü devlet ve liderler istemez. Bunun yerine zayıf dış desteğe muhtaç devlet ve işbirlikçi liderler ister. Çünkü ancak bu tip liderler yönlendirilebilir; görevleri bittiğinde ise kolaylıkla tasfiye edilebilirler.

ABD, IŞİD ve Esad’a karşı birlikte hareket ettiği Kürtlerden neden vazgeçti?

Bunun birkaç temel sebebini sıralayabiliriz:

• Şam’ın yeni yönetimle beraber, İsrail’e düşman bir Suriye yerine, İsrail’le uzlaşan bir Suriye’nin görülmesi, Kürtlere karşı güç kullanırken işgalci İsrail’e karşı sessiz kalması

• El-Şara’nın İran ve Hizbullah’ı düşman görmesi,

• Suriye’nin, yeni Şam yönetimiyle ABD–İsrail eksenine sokulması,

• Türkiye’nin ABD ve El-Şara’ya yaptığı baskılar karşısında ABD’nin Türkiye’yi küstürmek istememesi,

• ABD öncülüğünde Şam’ın 6 Ocak’ta İsrail ile anlaşma yapması. (İşgalci İsrail’le anlaşan ve bugüne kadar bir kurşun sıkmayan, Şam yönetimi ama İsrail’le “işbirliği yapıyor” diye suçlanan Kürtler! Bu da ayrı bir algı operasyonu.)

• Kürtlerin, ABD’nin İran’a karşı Haşdi Şabi’ye cephe alma talebini reddetmesi.

PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, Tom Barrack’ın “Haşdi Şabi’ye saldırı” karşılığında saldırıların durdurulabileceğini söylediğini aktarmış; ancak Salih Müslim “Kürtlere karşı uluslararası bir komplo kurulduğunu ve kimsenin aparatı olmayacaklarını” ifade ederek bu talebi reddettiklerini açıkladı.

Türkiye’nin Beka Açmazı

Türkiye, bugün bölgede ciddi bir stratejik çıkmazla karşı karşıyadır. Ankara, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Kürtlerin elde edeceği her türlü statüyü bir “beka sorunu” olarak değerlendirmektedir. Bu aşırı güvenlikçi ve korku merkezli yaklaşım, Türkiye’yi Kürtlerle diyalog kurmak yerine, Ahmet el-Şara gibi aktörlere destek vermeye yöneltmektedir.

Oysa dün “terörist” ilan ettiği Abdullah Öcalan’la masaya oturabilen, Kürtlerle “barış, kardeşlik ve iç cepheyi güçlendirme” söylemini dillendiren bir Türkiye, benzer bir yaklaşımı Suriye’de SDG ve oradaki Kürtlerle de geliştirebilirdi. Ancak Suriye Kürtlerine yönelik katı tutum ve Şara’ya verilen siyasi, askeri ve ekonomik destek, Türkiye’nin barış konusundaki samimiyetini ve inandırıcılığını zedelemektedir.

Türkiye Daha Akılcı ve Stratejik Bir Yol İzleyebilirdi

Türkiye, Şam’a koşulsuz destek vermek ve Kürtlerle çatışmak yerine; Şam ile SDG/Kürtler arasında iyi komşuluk, kardeşlik ve karşılıklı güven temelinde arabulucu ve dengeleyici bir rol üstlenebilirdi. Böyle bir politika hem Türkiye’nin güvenliğini ve iç barışını güçlendirir hem de Suriye’nin istikrarına ve bölgesel barışa katkı sunardı.

Nitekim ABD ve Türkiye, dün “terörist” ilan ettikleri Ahmet el-Şara’yı bugün meşrulaştırıp devlet başkanı konumuna taşıyabilmekte; terör örgütü olarak tanımladıkları HTŞ’yi iktidar ortağı hâline getirebilmektedir. ABD ve Ahmet el-Şara SDG ile masaya oturup anlaşmalar imzalarken, Türkiye’nin hâlâ SDG’yi mutlak bir tehdit olarak görmesi ve Suriye Kürtlerinin kazanımlarını engellemeye çalışması ne kadar tutarlıdır? Türkiye’de Öcalan’la görüşülebiliyorken, Suriye’de neden SDG ile diyalog kurulamasın?

Komşu ülkelerde Kürtlerin kazanımlarına engel olmaya ve sürekli düşmanlık üretmeye dayalı bir politika, uzun vadede ne Türkiye’ye ne de bölge halklarına barış ve istikrar sağlar.

ABD Yapabiliyor da Türkiye Neden Yapmıyor?

ABD, İsrail’in güvenliği, İran’a karşı stratejik hesaplar ve bölgesel çıkarları uğruna dün “terörist” ilan ettiği Ahmet el-Şara ve HTŞ ile masaya oturup onları meşrulaştırabilmektedir. Aynı şekilde SDG ile de anlaşmalar yapabilmektedir. Buna rağmen Türkiye’nin SDG ile diyaloğu hâlâ bir “beka sorunu” olarak görmesi gerçekten doğru bir yaklaşım mıdır?

Özetle

Türkiye’nin Kürtlere hamilik etmek yerine onları HTŞ, ABD ve İsrail’in insafına bırakması, doğru ve sürdürülebilir bir strateji değildir. Oysa Türkiye, bölge ülkeleri ve Kürtlerle iyi komşuluk, kardeşlik ve işbirliği temelinde ilişkiler geliştirerek hem kendi güvenliğini güçlendirebilir hem de İsrail karşıtı bölgesel bloğu daha sağlam bir zemine oturtabilirdi.

Türkiye ve bölgesel barış açısından çözüm; Kürtleri sindirmek, dışlamak ve düşmanlaştırmakta değil, hak, adalet, eşitlik ve kardeşlik temelinde Kürtlerle dostluk kurmaktan geçmektedir.

Suriye’de yaşananlar bir kez daha göstermektedir ki büyük devletlerin çıkar hesapları arasında halklar ezilmekte, meşru ve insani talepler “tehdit” olarak sunulmaktadır. ABD’nin Ahmet el-Şara’yı tercih etmesi ideolojik değil, tamamen çıkar ve İsrail’in güvenliğini esas alan bir tercihtir. ABD, dün “terörist” dediğine bugün “müttefik”, dün “müttefik” dediğine bugün “terörist” diyebilmektedir.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD’nin Türkiye’ye ambargo uyguladığı da unutulmamalıdır.

Bu nedenle Türkiye, ABD dostluğuna bel bağlamak yerine; D-8 temelinde bölge ülkeleri ve Kürtlerle dostluk ve işbirliğini artırmayı hedeflemelidir. Bu, çok daha kalıcı ve gerçekçi bir strateji olacaktır.

Şu soruyu sormak gerekir:
Türkiye neden siyasal esnekliği, gerçekçi yaklaşımı ve stratejik aklı Kürtler ve barış için kullanmıyor? Oysa gerçek beka; korkularla yaşamakta değil, adalet, eşitlik, diyalog, kardeşlik hukuku ve barışla mümkündür.

Temel Ölçü

“Kendin için istediğini başkası için de iste; kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma.”
Samimiyetin ve kalıcı barışın yolu budur.

Vesselam.


{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }