Söylemden Feragat, Ticarette Sadakat

Söylemden Feragat, Ticarette Sadakat

​Belgelerle AKP Dönemi Türkiye-İsrail İlişkileri

Giriş

İktidar partilerinin, iç siyasi güçlerini pekiştirmek amacıyla dış politikayı kullanması, sıkça başvurulan bir yöntemdir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının çeyrek asra yaklaşan yönetim sürecinde de İsrail ile olan ilişkiler, bu durumun en belirgin örneklerinden biridir. Halkın inancını, değerlerini ve tarihî Filistin hassasiyetini yönlendirmek adına meydanlarda, kürsülerde ve medyada İsrail yönetimlerine karşı son derece radikal ve tavizsiz bir üslup sergilenmiştir.

​Buna mukabil, resmî belgeler, diplomatik yazışmalar ve gümrük kayıtları incelendiğinde, kameraların uzağında yürütülen diplomasinin ve ekonomik ilişkilerin bu uzlaşmaz üslupla tam bir çelişki içinde olduğu görülmektedir. Kürsülerde sergilenen tavizsiz duruş; diplomatik kanallarda yürütülen telefon görüşmeleriyle dengelenmiş, ticari ortaklıklar derinleştirilmiş ve gerilim süreçlerinde dahi taraflar arasındaki iş birliği korunmuştur. Bu makale, AKP iktidarının İsrail politikasındaki meydan söylemleri ile icraat arasındaki çelişkiyi, özgün arşiv belgeleri ve hukuki kaynaklar üzerinden ele almaktadır.

1. Kürsü Siyasetinin İdari ve Diplomatik Arka Planı

AKP’nin İsrail politikasında izlediği iki kulvarlı strateji, ilk belirgin kırılmasını 2009 yılındaki Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda yaşamıştır. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e yönelik meydan çıkışı, iç ve dış politikada bir kararlılık göstergesi olarak yansıtılmıştır. Ancak bu olayın hemen ardından gerçekleştirilen diplomatik temaslarda, gösterilen tepkinin hedefinin İsrail ya da mevcut yönetimi olmadığı, tepkinin doğrudan oturum moderatörüne yönelik olduğu resmî kanallar vasıtasıyla karşı tarafa iletilmiştir.

​İki ülke arasındaki ilişkilerin söylem düzeyinde en alt seviyeye indiği dönemlerde dahi istihbarat ve iletişim kanalları açık tutulmuştur. Bunun en belirgin örneği, 2013 yılında dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirilen telefon görüşmesidir. Meydanlarda uluslararası mahkemelerde yargılanacağı beyan edilen İsrail hükümet yetkilileriyle, telefon hatlarında bölgesel enerji koridorları, Doğu Akdeniz altyapı projeleri ve ticari sürekliliğin korunması hususunda mutabakat sağlanmıştır. Bu tavır, dış politikadaki sert söylemlerin icraatlara yansımayan, yalnızca iç kamuoyuna yönelik adımlar olduğunu göstermektedir.

2. Uluslararası Hukuktan Feragat: 2016 Usul Anlaşması

İki ülke ilişkilerindeki en net hukuki ve idari kırılma noktası, 31 Mayıs 2010 tarihinde yaşanan Mavi Marmara hadisesinin ardından yürütülen müzakerelerin neticesidir. İsrail askerlerinin uluslararası sularda vatandaşlarımıza yönelik ölümcül müdahalesi, Türk mahkemelerinde ceza davalarına konu edilmiştir. Fakat 2016 yılında imzalanan ve resmiyet kazanan uluslararası sözleşme, bu hukuki süreci tamamen durdurmuştur.

​"Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Arasında Tazminat Sorumluluğuna İlişkin Usul Anlaşması" uyarınca, İsrail tarafından aktarılan 20 milyon dolarlık meblağ karşılığında, Türkiye’deki mahkemelerde yargılanan İsrailli üst düzey komutanlar hakkındaki tüm ceza davaları ve yakalama kararları hukuken lağvedilmiştir.

​Bu muafiyet anlaşmasının iptal edilmesini öngören ve 2018 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na sunulan kanun teklifleri ise AKP ve parlamento ittifak ortaklarının oylarıyla reddedilmiştir. İktidar temsilcileri, uluslararası sözleşmelere bağlılık ve devlet ciddiyeti gerekçelerini öne sürerek askerî personelin hukuki koruma altında kalmasını sağlamıştır. Hukuki sürecin ortadan kaldırılmasından sonra, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, hak arama mücadelesi veren sivil toplum kuruluşlarına yönelik sarf edilen, "Giderken dönemin başbakanına mı sordunuz?" ifadesi ise devlet idaresinin önceliklerinin insani hassasiyetlerin önüne geçtiğini açıkça ortaya koymuştur.

3. Ticari Süreklilik ve Ekonomi-Politik Gerçeklik

Siyasi anlaşmazlıkların ve karşılıklı suçlamaların en yoğun olduğu dönemlerde dahi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler büyüme eğilimini sürdürmüştür. Ticaret hacmi, siyasi gerilimlerden tamamen bağımsız bir alanda tutulmuştur. 2002 yılında 1,41 milyar dolar olan dış ticaret hacmi, iktidar döneminde kesintisiz bir artış göstererek 2022 yılı sonunda 8,91 milyar dolar seviyesine yükselmiştir.

​Bu büyüme, siyasi gerilimlerin ticari anlaşmaları sınırlamadığını resmî verilerle kanıtlamaktadır. Özellikle Gazze bölgesindeki askerî harekâtların ve çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde dahi, İsrail’in altyapı projelerinde, sınır tahkimatlarında ve askerî koruma alanlarının inşasında doğrudan kullanılan çimento ve demir-çelik gibi ham madde sevkiyatları Türkiye limanlarından kesintisiz olarak devam etmiştir. Aynı şekilde, askerî güçlerin lojistik gereksinimlerini karşılayan jet yakıtı ve petrol türevlerinin nakliyatı da gümrük kayıtlarına yansımıştır.

​Kamuoyundan yükselen yoğun tepkilere ve belgelerin açıklanmasına rağmen, ticari faaliyetlere yönelik resmî kısıtlama kararı ancak 31 Mart 2024 mahalli idareler seçimlerindeki bariz oy ve güç kayıplarının ardından yürürlüğe konmuştur. Bu zamanlama, iktidar açısından ticari ilişkilerin ve uluslararası maddi çıkarların, meydanlarda dile getirilen boykot ve yaptırım çağrılarından daha belirleyici olduğunu göstermektedir.

4. Stratejik ve Askerî İş Birliği: Kürecik Radar Üssü

Hükümetin dış politika söylemindeki çelişki yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalmamış, bölgesel güvenlik ve askerî altyapı stratejilerine de yansımıştır. 2012 yılında Malatya’da faaliyete geçirilen Kürecik Erken Uyarı Radar Üssü, bu stratejik iş birliğinin merkezinde yer almaktadır.

​Kamuoyunu meşgul eden tartışmalarda NATO savunma konseptinin bir parçası olarak tanıtılan bu tesis, teknik altyapısı itibarıyla Doğu Akdeniz ve Orta Doğu coğrafyasından kaynaklanabilecek balistik füze tehditlerini algılama kapasitesine sahiptir. Buradan elde edilen anlık istihbarat ve radar verileri, NATO veri ağları üzerinden doğrudan veya dolaylı olarak İsrail’in hava savunma sistemlerine ulaştırılmaktadır. Meydanlarda müttefiklik ilişkileri ve İsrail’in askerî politikaları sert bir dille eleştirilirken, askerî sahada söz konusu devletin güvenliğini destekleyen altyapının muhafaza edilmesi, toplumun adalet duygusunu zedelerken siyasi iddialar ile somut hakikatler arasındaki o büyük tenakuzu gözler önüne sermektedir.

Sonuç: Söylemin Dağılması ve Fiili Gerçeklik

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yirmi üç yılı aşkın İsrail politikası; toplumun dini ve tarihi hassasiyetlerini yöneten bir söylem ile devletler arası soğuk çıkarları esas alan ekonomik ortaklığın eş zamanlı yürütülmesinden ibarettir. Meydanları dolduran o tavizsiz üslup; kapalı kapılar ardında işleyen gümrük mevzuatını, askerî ihaleleri ve istihbarat köprülerini örten bir paravan işlevi görmüştür.

​Neticede, AKP iktidarı dönemi Türkiye-İsrail ilişkilerinde; kürsülerden dünyaya sert bir gerilim tablosu çizilirken, limanlarda, mahkeme salonlarında ve stratejik noktalarda bu ortaklık kesintisiz bir lojistik destekle sürdürülmüştür. Siyasetin gürültülü söyleminden geriye kalan, ticaretin sadakati olmuştur.

AHMET KACIR

Kaynakça

  • T.C. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi: Davos zirvesi sonrası yapılan kurumsal açıklamalar ve 2013 yılı Erdoğan-Netanyahu resmî telefon görüşmesi tutanakları.
  • TÜİK Dış Ticaret Verileri: Dönem boyu demir-çelik (Fasıl 72), çimento (Fasıl 25) ve kimyasal madde ihracatına dair resmî yıllık istatistik raporları.
  • T.C. Resmî Gazete: 31.08.2016 tarih ve 29817 sayılı nüsha, İsrail askerî personeline hukuki muafiyet sağlayan 6744 sayılı "Tazminat Sorumluluğuna İlişkin Usul Anlaşması" metni.
  • TBMM Tutanak Dergisi: Anlaşmanın kabul edildiği 20 Ağustos 2016 (Birleşim: 116) oturumu ve anlaşma iptali teklifinin reddedildiği Mayıs 2018 (Birleşim: 92) oylama kayıtları.
  • İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi Gerekçeli Kararı: Mavi Marmara davasının usul anlaşmasının 4. maddesi uyarınca düşürülmesine dair mahkeme ilamı (Esas No: 2012/264).
  • SIPRI ve Deniz Ticareti Liman Kayıtları: Türkiye-İsrail savunma sanayii transfer kayıtları ile Türkiye limanlarından Hayfa ve Aşdod limanlarına yapılan askerî/ticari kargo yük beyannameleri (2023-2024).
{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }