Siyonizm’in Kanlı Ajandası: Oded Yinon Planı ve Hedefteki Türkiye!
Bugün Ortadoğu’da sahnelenen oyun, ne bir "demokrasi baharı" ne de toplumların kendiliğinden gelişmiş bir refah arayışıdır. Karşımızdaki tablo; sınırları kanla, ihanetle ve karanlık istihbarat operasyonlarıyla çizilmiş, nihai hedefi "Büyük İsrail" (Arz-ı Mev'ud) idealini gerçekleştirmek olan emperyalist bir imha planıdır. Bu planın vitrini olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) denilen yıkım ajandası, Nil’den Fırat’a kadar uzanan o kirli hayalin askeri, siyasi ve lojistik hazırlık evresinden başka bir şey değildir. Bu hazırlık evresi, bölgeyi adım adım büyük bir kuşatmaya sürüklemektedir.
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın on yıllar boyu kürsülerde harita üzerinde nakış nakış anlattığı o büyük tehlike, bugün artık bir "teori" olmaktan çıkmış, somut ve çıplak bir gerçeğe dönüşmüştür. Erbakan Hoca’nın o meşhur ifadesiyle: "Siyonizm öyle bir ustadır ki; kimse onu görmeden ona hizmet eder. O, sizi kendi davasına asker yapar da haberiniz bile olmaz." Bugün coğrafyamızda yaşananlar, bu usta oyunun nasıl bir "askerlik" dayatması içinde olduğunu kanıtlar niteliktedir.
I. Oded Yinon Doktrini: İmparatorlukları Ufalama Stratejisi
Her şeyin merkezinde, 1982 yılında İsrail Dışişleri Bakanlığı stratejisti Oded Yinon tarafından kaleme alınan "1980'lerde İsrail İçin Bir Strateji" belgesi yatar. Bu belge, modern Ortadoğu’nun nasıl bir cehenneme çevrileceğinin asıl anayasası ve yol haritasıdır. Yinon’a göre İsrail’in bekası; bölgedeki güçlü, merkeziyetçi ve bin yıllık devlet geleneklerine sahip tüm komşuların (Irak, Suriye, Mısır, İran ve Türkiye) etnik ve mezhepsel fay hatlarından patlatılarak mikro-devletçiklere bölünmesine bağlıdır.
Bu plan sadece sınırları değil, toplumsal zihinleri de parçalamayı hedefler. Bölge ülkelerinde bin yıldır bir arada yaşayan topluluklar arasından suni düşmanlıklar oluşturmak, bu planın en tehlikeli psikolojik harp aşamasıdır. Etnik kökenler ve mezhepsel farklılıklar, birer zenginlik olmaktan bilinçli olarak çıkarılmakta ve devletleri içten patlatacak birer saatli bombaya dönüştürülmektedir.
Irak Deneyi: Yinon, stratejisinde Irak’ın üç parçaya bölünmesini şart koşmuştu; bugün Irak tam da bu parçalanmışlık içinde bir garnizon bölgesine ve kaos merkezine dönüştürülmüştür.
İran ve Doğu Kapısı: Şimdi asıl hedef, İran’ı yönetilemez bir kaos bataklığına çevirerek Türkiye’nin "Doğu Kapısı"nı tamamen yıkmaktır. Erbakan Hoca’nın defaatle vurguladığı gibi; İran’ın karıştırılması, Türkiye’nin kalelerini birer birer düşürme ve Anadolu’yu savunmasız bırakma hamlesidir.
II. Arz-ı Mev'ud: Nil’den Fırat’a Kanlı Hayal
Siyonizm’in teopolitik hedefi olan Arz-ı Mev'ud (Vadedilmiş Topraklar), sadece dini bir inanış veya bir teolojik iddia değil, jeopolitik bir işgal sınırıdır. Bu sınırların ucu, doğrudan Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesini (22 ilimizi) kapsamaktadır. Erbakan Hoca’nın her fırsatta gösterdiği "Siyonizm Şeması", bu planın mekanik bir saat gibi nasıl işlediğini ve hangi toprakları yutmayı amaçladığını kanıtlar niteliktedir. Bu durum basit bir toprak talebinden öte, Türkiye’nin egemenlik haklarını ve tarihsel varlığını doğrudan hedef alan bir bekâ krizidir.
III. BOP’un Gizli Silahı: "İkinci İsrail" ve Terör Koridoru
BOP, bölgenin haritalarını cetvelle değil, kanla yeniden oluşturma operasyonudur. Bu projenin en somut ve tehlikeli ayağı, bölge ülkelerinden toprak kopararak bir "Garnizon Devlet" inşa etmektir. Ralph Peters’ın 2006 yılında sızdırılan "Blood Borders" (Kanlı Sınırlar) haritası, bu garnizon devletin sınırlarını ve Türkiye'nin nasıl parçalanmak istendiğini açıkça çizmiştir.
Batı medyasında "özgürlük savaşçısı" olarak makyajlanan bölücü terör örgütleri (PKK/YPG/PJAK), aslında Büyük İsrail’in ileri karakolu ve lojistik üssü olarak kurgulanmıştır. Bu terör hattı, sadece bir toprak parçası kazanımı değildir; Basra Körfezi’nden Akdeniz’e uzanan enerji kaynaklarının kontrolünü Türkiye’yi devre dışı bırakarak Siyonist-Batılı konsorsiyuma teslim etme girişimidir. Türkiye’nin güney sınırlarında böyle bir yapı oluşturmak, Anadolu’nun İslam dünyasıyla olan fizikî ve kalbi bağını tamamen koparmak demektir.
IV. Ekonomik Kuşatma ve "Borç Kolonisi" Türkiye
Erbakan Hoca, Siyonizm’in sadece topla tüfekle değil, aynı zamanda "Dolar" ve "Faiz" ile de vurduğunu en yalın haliyle öğretmiştir. "Siyonizm’in bir kolu ordularsa, diğer kolu bankalardır. Eğer ekonominiz bağımsız değilse, sınırlarınızı koruyamazsınız." diyerek finansal bağımsızlığın beka ile eşdeğer olduğunu belirtmiştir.
Türkiye ve İran gibi devletlerin ekonomik suikastlarla zayıflatılması, yerli üretimin bitirilmesi ve halkın yoksullaştırılması, planlanan "büyük kaos" için toplumsal cinnet zeminini hazırlar. Savunma sanayiinde yerlilik oranını artıran ve kendi teknolojisini üreten bir Türkiye, Siyonizm’in bölge üzerindeki askeri denetimini temelinden sarsmaktadır. Bu yüzden ekonomik operasyonlar, sadece döviz kurunu yükseltmek için değil; milli projeleri durdurmak ve ülkeyi yeniden dışa bağımlı bir pazar haline getirmek için birer kitle imha silahı olarak kullanılmaktadır.
V. Türkiye: Nihai Hedef ve Sosyal Nükleer Silah
Açıkça ifade etmek gerekir ki; İran’ın diz çökmesi veya istikrarsızlaşması demek, siyonist-emperyalist kuşatmanın doğrudan ve tek hedef olarak Türkiye’ye yönelmesi demektir. Bu nihai aşama iki temel tehdit üzerinden kurgulanmaktadır:
Beka Tehdidi: Siyonist üst akıl, Türkiye’yi doğrudan bir savaşa çekip yıpratmak yerine; önce komşularını birer birer çökertip, ardından ülkemizi devasa göç dalgaları ve ekonomik operasyonlarla içeriden yormayı planlamaktadır.
Demografik Bomba: Sınırlarımızda bilinçli olarak oluşturulan kontrollü kaos ve buna bağlı demografik yapıdaki ani değişimler, Türkiye’nin toplumsal dokusunu bozmak için kurgulanmış bir "sosyal nükleer silah" vazifesi görmektedir.
VI. Hakikat Suikastı: Psikolojik Harp ve Kültürel Terör
Zbigniew Brzezinski’nin "Büyük Satranç Tahtası"nda belirttiği gibi, halkların zihinleri kontrol edilmeden toprakları asla tam olarak kontrol edilemez. Batı medyası bugün; Gazze’de binlerce bebeğin katledilmesini "meşru müdafaa" diye ambalajlarken, Türkiye’nin kendi milli güvenliğini koruma reflekslerini "insan hakları ihlali" olarak yaftalamaktadır.
Operasyonun bir diğer ayağı ise toplumun temel taşı olan aileyi hedef almaktadır. Küresel medya ve dijital platformlar üzerinden dayatılan cinsiyetsizleştirme ve yabancılaştırma projeleri, Türkiye’nin direnç mekanizmalarını felç etmeyi amaçlar. Kendi değerlerine yabancılaşmış, tarih bilincini yitirmiş bir gençlik kütlesi oluşturmak, cephede kazanılamayan zaferi zihinlerde kazanmanın en kestirme ve en ucuz yoludur.
VII. Tek Kurtuluş: İslam Birliği ve D-8 Ruhu
Erbakan Hoca’nın hayatı boyunca sunduğu ve taviz vermediği tek bir reçete vardı: Yeni Bir Dünya ve İslam Birliği. Siyonizm’in bu kanlı planını bozacak yegâne güç; Türkiye’nin liderliğinde, İran, Mısır, Pakistan ve diğer bölge ülkelerinin bir araya gelerek oluşturacağı "D-8" ruhudur. Eğer bu bölgesel ittifak ve dayanışma hattı kurulamazsa, emperyalist güçler her bir ülkeyi tek tek avlayarak etkisiz hale getirecektir.
Sonuç: Jeopolitik İntihara Karşı Milli Direniş
İran’ın karıştırılması sivil bir hak arayışı değil, Oded Yinon Planı’nın 21. yüzyıl versiyonu ve uygulama safhasıdır. BOP, bölge halkları için bir özgürlük baharı değil, karanlık bir mezarlık projesidir. Başkalarının yazdığı kanlı senaryolarda figüran olmayı reddetmek, bu toprakların evlatları için bir namus borcudur.
Bugün Türkiye’nin önündeki seçenek nettir: Ya Siyonizm’in çizdiği kanlı sınırlara boyun eğerek jeopolitik bir intiharı kabul edecek ya da tarihin kendisine yüklediği liderlik misyonuyla bu haritaları yırtıp atacaktır. Erbakan Hoca’nın dediği gibi: "Zulüm ebedi olamaz. Kötülük mutlaka yenilecektir; ancak biz nerede duracağız, önemli olan budur."
Ahmet KACIR
Kaynakça:
Yinon, Oded. "A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties", 1982.
Erbakan, Necmettin. "Davâm", MGV Yayınları.
Peters, Ralph. "Blood Borders", Armed Forces Journal, 2006.
Brzezinski, Zbigniew. "The Grand Chessboard", 1997.
Rice, Condoleezza. "Transforming the Middle East", Washington Post, 2003.