SESSİZ İŞGAL: AHLAKIN VE İNANCIN KAYBI
Kana ve zulme doymayan ABD ve İsrail, başta Filistin olmak üzere diğer bazı ülkelerde de işgal ve katliamlarını hâlâ sürdürmektedir. En son Filistin işgalinde yüz bin, hatta iki yüz bin şehit verildi; ama asla inançlarından taviz vermediler.
Peki bizim ülkemizin insanı neden sınırsız taviz vermekte? İnancımız, ahlakımız, edebimiz, düşmana karşı cesaretimiz, toplumu bir arada tutan adet ve geleneklerimiz nasıl yok oldu? Sessiz bir işgal mi yaşıyoruz, yoksa biz mi buna zemin hazırlıyoruz?
Urfa, Maraş ve İstanbul’da yaşanan, bilhassa lise öğrencilerinin gerçekleştirdiği saldırılar ve çete olayları, toplumun görünmeyen bir etkiyle adım adım işgal edildiğini düşündürmektedir
Eğitim alanında akademik olarak değer verip üzerinde çalıştığımız kadar manevi eğitime de önem verilmiş olsaydı; İslam ahlakını benimsemiş, inanç değerlerini öğrenmiş, kötü alışkanlıklardan korunmayı bilen, vicdan ve sorumluluk bilinci gelişmiş nesiller yetişmiş olacaktı.
Ticaret amaçlı ilaç şirketlerine tavizler vermeseydik, hizmetlerini adil, şeffaf ve insan odaklı yürüten; halkın sağlığını vicdan ve sorumluluk bilinciyle koruyan hekimlerin sayısı daha fazla olacaktı.
Borçlanmada ve ekonomik adaletsizlikte zirve yapan, orta halli vatandaşı ezip geçen, fakiri daha fakir yaparak sömüren sistem olmasaydı; ekonomik adaletsizliğin olmadığı, adil düzen ve adil dağılımın hâkim olduğu bir yapı kurulmuş, eşitsizlik ve sömürü ortadan kalkmış olacaktı.
Adalet sistemi çökmüş olmasaydı toplumda suç oranları artmaz, haksızlıklar karşısında insanlar kendi adaletini sağlamak için suç işlemez, güven ve düzen bozulmazdı; öğretmen katleden öğrenci olmaz, öğretmenine saygı duyan nesiller yetişirdi.
Yakın veya geçmiş tarihimizle her zaman gurur duyarız. Son zamanlarda ise çok uç noktalarda savrulan bir nesil görmekteyiz, ne yazık ki.
Allah Kur’an-ı Kerim’de bir ayette şöyle buyurmuştur:
“Biz bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği verdik.” (Zümer Suresi, 27. ayet)
“Andolsun, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır.” (Yûsuf Suresi, 111. ayet)
Kur’an-ı Kerim’de bizim nasıl iyi veya kötü bir insan hâline geleceğimiz; nasıl yaşarsak insanlıktan çıkıp canavarlaşacağımız veya şeytanı bile şeytanlıkta geçecek hâle gelebileceğimiz açıkça bildirilmişken, biz bunları tersinden mi okuduk da bu hâle geldik?
Eskiden kürsüleri titreten sesleri ile İslam’ı eğip bükmeden olduğu gibi anlatan hocalar vardı. Dolayısıyla toplumda sevgi, saygı ve hoşgörü hâkimdi; kimse kimseye zulmetmez, katletmezdi. Bu kadar ahlaksızlık, bu kadar cinayet ve intihar vakaları yoktu. Çünkü “Din nasihattir” hadisi şerifi uygulanıyordu. Neredeyse dini nasihatin yapılmadığı sokak yok gibiydi.
Sistemin getirdiği hocalar ise “çimene basmak günahtır, yeşili koru, ağacı sula, kediyi köpeği sev” diye diye; insanı unutturan bir anlayış oluşturdu. Kedi köpek hayranı olup insanlardan nefret eder hâle geldik; hatta onlar gibi yaşamaya özenir olduk. Nedir bu insanlıktan uzaklaşma yarışı?
“Batı adaletli, Batı güçlü, Batı medeni” diye diye insanlar buna inandırıldı ve İslam’dan uzaklaştırılan nesil Batı’ya yöneldi. Oysa bugün Batı’nın geldiği durum ortadadır.
Rahmetli Timurtaş Hocamız “Tek dişi kalmış canavar” derdi Amerika için.
Şimdi yaşını başını almış insanlar bile saçma sapan hâlleriyle ekran başında haram para kazanma derdine düşmüş. İnsanlığını kaybetmiş, haberi yok. Oysa bu insanların yapması gereken o kadar kıymetli vazifeler varken, maalesef üç beş soytarının peşine takılmış durumdalar. Sosyal medyada üç kuruş kazanma uğruna kendilerini her gün biraz daha değersizleştiriyorlar.
Yazıklar olsun.
Bizim ninelerimiz, teyzelerimiz, kırk yaşını geçmiş ablalarımız saygı duyulan, sözü dinlenen insanlardı. Herkesin mahallesinde böyle hatırlı, bilge büyükler vardı. İnsanlar danışmak için onların kapısını çalardı.
Şimdi ise sabah yorgun uyanan bir nesil olduk. Uyanınca da algoritmaya göre yaşayan bir hayatın içine düştük. Yaşlılarımız cami çay ocaklarında veya kahve köşelerinde; teyzelerimiz gündüz programlarının esiri olmuş durumda. Örnek alınacak bir millettik biz; ne hâle geldik!
Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ibret almamız için anlattığı helak olan kavimleri bilen de bilmeyen de sapıtmış durumda. Ne yazık ki o kavimlerden daha kötü bir hâle sürükleniyoruz.
Akıl almaz dolandırıcılıklar ve hırsızlıklar, kumar, madde ve internet bağımlılıkları, dağılan yuvalar, katledilen kadınlar ve çocuklar, intihar vakaları her geçen gün daha da artıyor.
Evet, tablo ağır. Ama tamamen karanlık değil.
Hâlâ Allah için yaşayan, hakkı savunan insanlar var. Hâlâ helal lokma peşinde ömür tüketen büyüklerimiz var. Hâlâ iffetini koruyan, inancından taviz vermeyen annelerimiz, ninelerimiz var.
Ve gençler…
Yüz akımız olan gençler var.
Harama yaklaşmayan, namazını terk etmeyen, Allah için yaşayan bir nesil var.
Gazze’de evlatlarının parçalarını poşetlere toplayan insanların sabrına bakıp kendimize sormamız gerekiyor:
Biz nasıl işgal edildik?
Şimdi yeniden ayağa kalkmak zorundayız.
İslam’ın yeniden hayat bulması için mücadele etmek zorundayız.
Evet, bu mücadele zor. Ancak imkânsız değil.
Daha önce başardık. Yine başarabiliriz.
Hf. Meryem Gezmişoğlu