Ölene GBT Kontrolü
Son günlerde bir cenaze üzerinden öyle tartışmalar dönüyor ki, insan ister istemez düşünüyor:
Biz ne zaman ölünün ardından dua etmeyi bırakıp kimlik kontrolü yapmaya başladık?
Kimi diyor ki, "Geçmişte şöyle konuşmuştu." Bir başkası, "Böyle yaşamıştı." Öteki çıkıyor, "İmamlar izin alıp cenaze namazını kıldırmamalıydı."
İyi de kardeşim...
Biz ne zamandan beri insanların son yolculuğuna çıkarken yanına vicdanımızı değil, mahkeme dosyalarını koymaya başladık?
Bu memlekette aynı sokakta farklı görüşten insanlar yaşar. Aynı apartmanda farklı inançlardan insanlar oturur. Aynı sofrada farklı düşüncelere sahip insanlar ekmek paylaşır.
Çünkü bizi bir arada tutan şey sadece fikir birliği değildir. Bizi bir arada tutan şey insan olabilmektir.
Bugün bir cenazenin başında toplanıp "Bu kişinin namazı kılınmalı mıydı?" diye tartışanlar, yarın başka bir cenazede başka bir gerekçe bulacaklardır. Çünkü mesele din değildir. Mesele öfkenin vicdanın önüne geçmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cenazeleri; sosyal medya mahkemelerinin kararına göre değil, devletin kurumlarına, hukuka ve toplumsal geleneklere göre kaldırılır. Bu böyledir ve böyle olması gerekir.
Kaldı ki bir insanın Rabbi ile arasındaki hesabı görmek için kimseye yetki verilmemiştir. Ölümün önünde makam da susar, servet de susar, alkış da susar. Geriye sadece insan kalır.
Belki de cenazelerin bize hatırlatması gereken en önemli şey budur:
Yaşarken birbirimizi yeterince kırıyoruz. Bari ölünün ardından merhameti eksik etmeyelim.
Çünkü günün sonunda hepimiz aynı toprağa emanet edileceğiz. Ve o gün geldiğinde insanların bizim hakkımızda ne düşündüğünden çok, bizim insanlar hakkında nasıl düşündüğümüz önem kazanacak.