NE OLUYOR BU GENÇLERE?
Bir Nesli Nerede Kaybettik?
Son günlerde içimizi acıtan aynı haberleri çok sık duyar olduk.
15–17 yaşında çocuklar… Bıçakla, öfkeyle, bir anlık cinnetle birbirlerinin hayatını söndürüyor. En tehlikelisi de şu: Bu haberler artık kimseyi şaşırtmıyor.
Peki ne oluyor bu gençlere?
Aslında ekranlara bakmak yeterli. Bu çocuklar mafya dizilerinde gücün merhametle değil korkuyla kurulduğunu, sorunların konuşarak değil şiddetle çözüldüğünü, saygının zorla kazanıldığını izleyerek büyüdü. Diğer taraftan, sanalda “ne kadar insan öldürürsen o kadar puan kazanırsın” mantığıyla kurulan oyunların içinde yetiştiler. Zamanla gerçek ile sanal arasındaki çizgi silindi. Şimdi ise büyüyüp sahaya çıktılar. Bu şekilde büyüyen bir nesilden başka ne beklenebilirdi ki?
Ancak mesele yalnızca diziler ya da oyunlar değil. Asıl eksik olan şey çok daha derin: AHLÂK
Biz her olaydan sonra cezaları konuşuyoruz. Daha ağır yaptırımların çözüm olacağını sanıyoruz. Oysa ceza, sonucu bir süreliğine durdurur; fakat sebebi ortadan kaldırmaz. Evet, cezalar olsun; caydırıcılığı inkâr edemeyiz. Kısasta elbette bir yarar vardır. Ama bu iş sadece cezayla çözülecek olsaydı, bugün geldiğimiz noktadan çok daha iyi bir yerde olurduk. Demek ki cezalar tek başına toplumu ıslah etmeye yetmiyor.
Ahlâki eğitim verilmediği sürece şiddet farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkar. Bugün bıçak taşıyan çocuk, yarın daha ağır suçların faili olacaktır.
Çünkü mesele yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Ceza, insanı bir süreliğine korkuyla durdurabilir; ahlâk ise insanı yanlıştan alıkoyar.
Toplumlar kanunlarla ayakta tutulur ama nesiller vicdanla ayakta kalır. Polis korkusuyla suçtan uzak duran biri, kimse görmediğinde yine yanlışa düşer; ama içine “bu doğru değil” duygusu yerleşmiş insanı durdurmaya gerek kalmaz. İşte gerçek değişim de cezayla değil, insanın iç dünyasında başlar.
ÇÖZÜM
Toplumun düzenini sağlamak için asıl çözüm, Kur’an ahlâkının benimsenmesi; Okullarda dinin kültürü değil özünün anlatılması ve medyada ahlâki eğitimin güçlendirilmesidir. Bir çocuğa küçük yaşta “insan hayatı kutsaldır” bilinci verilmeden, elinden bıçağı almak mümkün olamaz. Gücün şiddette değil vicdanda olduğu öğretilmeden bu gidişat durmaz.
Eğer bu tabloyu bugün değiştiremezsek, dolup taşan hapishaneler, doldukça serbest bırakılmak zorunda kalınan suçlular ve ardı arkası kesilmeyen belalar kaçınılmaz olur. Yol yakınken bu sorunu ahlakla çözmezsek, bedelini toplum olarak çok daha ağır öderiz.
Yüce Allah bu konuda bizlere çok net bir uyarıda bulunuyor:
“Kim haksız yere bir canı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmış gibi olur. ”
(Maide Suresi, 32. Ayet)
Bu uyarı göz ardı edilebilecek bir mesele değildir; tam tersine yavrularımızın ve bütün insanlığın kalbine nakşedilmesi, vicdanlarına yerleştirilmesi gereken hayati bir ilkedir.
Kalpler eğitilmeden ne yasalar yeterli olur ne de cezalar. Toplumlar ancak kendini düzeltmeye niyet ettiğinde ayağa kalkar.
Yüce Allah bizlere bu hakikati şöyle hatırlatıyor:
Bismillahirrahmanirrahim
Kuşkusuz bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. Ve Allah, bir topluma ceza vermeyi istediğinde (Bir toplum yaptığı kötülükler nedeniyle, cezalandırılmayı hak ettiğinde.) hiçbir güç bunu engelleyemez. Onlar için O’ndan başka bir veli (Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş) yoktur.
(Rad Suresi 11. Ayet)