Nasılsanız Öyle Yönetilirsiniz!

Nasılsanız Öyle Yönetilirsiniz!

Bir ülkenin muasır ve medeni olmasının öncelikli ilkesi, yönetim sisteminin adil, yöneticilerinin hukuka bağlı ve ehil, yurttaşların eşit, hakların ve farklılıkların hukuk güvencesinde ve toplumsal refahın yüksek olmasıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerinin güvencesi hukuktur, anayasal düzendir. Bu nedenle muasırlaşmanın ve medeni olmanın esası hukukun üstünlüğüdür.

Kuşkusuz böyle bir toplumda hak ve hürriyetlerin, bilgi ve ahlakın da yüksek düzeyde olması kaçınılmaz olacaktır.

Yine bir ülkenin yönetim sisteminin hukuka değil, keyfilik ve kanun zorbalığına dayanması, yöneticilerin liyakatsiz ve zengin, toplumun ise cahil ve yoksul olması gericiliğin ve çağdışılığın açıkça hakimiyetini gösterir.

Esas itibariyle yöneticilerin zenginleştiği, kamu kaynaklarının bir azınlığa peşkeş çekildiği, toplumun ise yoksullaştığı bir ülkede adalet ve ahlak artık dumura uğramış demektir.

Bu durumda esas sorumlu kuşkusuz yönetim sistemi ve yöneticilerdir. Yoksul toplum sorumlu tutulamaz. Ancak böyle bir sisteme destek veren ve rıza gösteren bir toplum da yöneticiler kadar sorumlu ve sorunludur.

Zira zulme rıza da zulümdür. Bu durumda toplum da layıkını bulmuş demektir. Serzenişlerin, şikayetlerin artık ahlaki bir dayanağı söz konusu olmaz.

-

Bir ülkede halk hükümdara karşı ayaklanır. Haklıdırlar da. Ne adalet ne düzen kalmıştır ülkede.

Hükümdar ayaklanan halkı meydandaki büyük bir havuzun etrafında toplar ve bir konuşma yapar:

“Eğer isterseniz benden çok kolay bir şekilde kurtulabilirsiniz. Böyle isyan etmenize hiç gerek yok. Şimdi ben bu havuzu boşalttıracağım, üzerini de kapattıracağım.  Sizden tek isteğim, bu havuzu süt ile doldurmanız. Herkes gece yarısından sonra bu havuza tek başına bir kova süt dökecek. Ama herkes. Kimse kimseyi görmeyecek. Güneş doğarken hepiniz burada olun. Havuz süt ile dolduğunda ben tahtı bırakıp gideceğim.’

Ertesi gün sabah olur herkes sevinçle havuzun başına toplanır. Öyle ya artık bu düzenbaz hükümdardan kurtulacaklardır.

Hükümdar da gelir ve üzeri kapalı havuz açılır.

Bir de ne görsünler?

Havuz dolmuştur. Ama sütten çok su doludur.

Çünkü, herkes aynı şeyi düşünmüştür.

“Onca sütün içinde benim döktüğüm bir kova suyu kim fark edecek?”

Hükümdar, herkes şaşkın biçimde birbirine bakarken konuşmaya başlar;

“Gördünüz mü? Siz ne iseniz, ben de oyum. Siz düzenbaz olduğunuz için, içinizden kimi seçerseniz seçin, sonuç hiçbir zaman değişmeyecek. O yüzden ben tahtımda kalıyorum. Siz de layık olduğunuz sistemin içinde...”

--

Siyaset ve seçim, insanların iradi ve bilinçli tercihidir.

Toplumsal sorumluluk ve duyarlılık da bu noktada gerçekleşir. Bu imkana rağmen toplum duyarlılık göstermeyecekse sorunu daha derinlerde ve ahlaki çürümüşlükte aramak zorunda kalacağız.

Adalet ve ahlak temelinde siyasal ve toplumsal istikrar sağlanmadan medenileşmek mümkün değildir. Aksine daha büyük felaketlere, iç çatışmalara, dağılmaya açık hale gelmek daha da kolaylaşacaktır.

Mevcut düzen değişmedikçe ahlak yoksunu düzenbazların daha da güçleneceğini bilmemiz gerekir!

Otokrasi, Türkiye’de giderek kurumsallaşıyor, siyasal sistem bir korku rejimine dönüşüyor. Böyle rejimlerde devlet gücünü eline geçirenler için artık adalet ve ahlak söz konusu değildir.

Umarım Niccolo Machiavelli’nin çizdiği tablo bizim için söz konusu olmaz:

“Eğer bir millet, iktidarda bulunan kişilerin, şereften, onurdan, ahlaktan yoksun davranışlarını, hırsızlığını yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, O millet erdemini yitirmiştir Erdemini yitiren millet, bir gün vatanını yitirir.”

Abdulbaki Erdoğmuş