"MUHALİF SOSYOLOJİLERİ NASIL REHABİLİTE EDECEĞİZ" 

Demokrasilerde, siyasi partilerin ve bağımsız kişilerin seçim kazanmaya yönelik gayret ve çalışmaları, toplumsal hayatın bir gereğidir.

Başlıkta da belirtildiği gibi, bir yazarın bir partinin seçim kazanmasını sağlamaya yönelik olarak, muhalif sosyal grupları sorunlu olarak niteleyen "muhalif sosyolojiyi nasıl rehabilite edeceğiz..." yaklaşımını ele almaya çalışacağız.  

Ülkemizin de içinde bulunduğu medeni dünyada, sosyal gruplar arasındaki farklılıklar, toplumlar için en tabi bir durum ve demokratik bir değer olarak görülür. Bu anlayışın, az çok okuyan, yazan ve  demokrasiyi özümsemiş insanlar tarafından da bir üst değer olarak görülmesi, zamanın ruhuna da uygun düşer.

Zamanımızdaki sosyal paradikma, bir sosyal grubun, başka bir grubun anlayış ve değerlerine göre rehabilite edilmesini hatta düşünülmesini kabul etmez. Böyle bir tutum, toplum ve sosyoloji disiplinlerinin karşısında açıkça bir duruş sergilendiği anlamına gelir. Daha vahim olanı, bu anlayışın kimi sosyal gruplara da sirayet ederek bu grupların da anlayışı ve en canlı dinamiği olarak karşımıza çıkmış olmasıdır. Türk toplumunda yaşanan bu negatif süreç üzerinde, önemle ve ciddiyetle durulmalıdır.

Bu süreci tetikleyen etmenlerin başında, siyasi partilerimizin önemli bir çoğunluğunun, oy aldığı sosyal grupların başka partilere gitmelerini önlemek adına tabir caiz ise halkı "ellerinin altında" ve "rehin" olarak bulundurmak için "her yol mübah" anlayışı gelmektedir. 

Bu anlayışla üretilen propagandalarla, toplum için zararlı olabilecek istenmeyen farklılıklar daha da çoğaltılmakta ve derinleştirilmekte, hatta söz konusu sosyal grupların birbirini düşman gibi algılamasına neden olunmaktadır. Bu durum, ilerde milletimizin varlığını telafisi olmayan tehlikelerle karşı karşıya getirebilecektir.

Siyasi partilerin kuruluş amacıylada çelişen bu siyaset yapma biçimi, uzun bir süredir ülkemizde malesef yaşanmaktadır. 

Halbuki, eksikliklerine rağmen içinde yer aldığımız demokratik  toplumda, ülkenin ve milletin geleceğine yönelik vizyon ve hedef oluşturma, bunları gerçekleştirmeye yönelik yapılan strateji, plan ve programları halkın ve vatandaşın beğinisine sunma, objektif bakış açısıyla değerlendirilmesini sağlama gibi pozitif düşünüş ve anlayış, siyasi partilerin en temel misyonu arasında olması gerekirdi. 

Bu sorun, yani sosyolojik gruplar arasında artan mesafeler "farklı gruplar birbirleriyle nasıl iletişime geçmeli, birbirini nasıl anlamalı.." şeklinde ifadeleştirilseydi, o zaman içinde yaşadığımız olumsuz duruma karşılık, olumlu bir çabanın sarf edilmesi gerektiği ifade edilmiş ve faydalı bir bakış açısı da ortaya konulmuş olunurdu. 

Bir dönem, millet ailesinin içerisinde yer alan Alevi Sunni, Kürt Türk, modern gelenekçi toplum yapıları üzerinden yapılan "negatif" siyaset, şehirlere yapılan göçler neticesinde oluşan mahallelerin karışık ve kozmopolitik demokrafik yapıları içinde etkisini kaybetmeye başlamış, gruplar ve kişiler arası yaşanan iletişim ve etkileşimle dayatılan bu tekelci düşünce ve tahayyül alanlarından insanlarımız ve sosyal yapılar kısmen de olsa çıkabilmişti. 

Günümüzde, tv, internet, sosyal medya gibi teknolojik iletişim araçlarının, siyasetçilerin ve siyasi parti gruplarının taraftarlarını bir arada tutma amacına yönelik, çok etkin kullanılması sonucunda, sosyal yapılar arası mesafelerin tarihte görülmediği kadar ve çok hızlı bir şekilde artmasına, siyasilerin kullandığı aşırı sert ve ötekileştirici söylem ve nitelemelerin bu uzaklaşmalarda en büyük tetikleyici etken olduğu görülmüştür. 

Bu konuda, sosyal gruplar arasındaki tabi farlılıkların bir zenginlik olduğuna inanan bir anlayışla, memleketin birlik ve bütünlüğünün nasıl korunması gerektiğine, cevap arayacak olursak, her şeye rağmen bu gruplar arasında her türlü iletişim, etkileşim ve diyalog kanallarının olabildiği kadar açık tutulması gerektiğini, en başta saymayı söylemek olacaktır. 

Ayrıca, başta siyasilerin ve siyasilere ekli yapıların, sosyal grupların kanaat önderlerinin toplumun bir kısmını dışlayıcı müdahaleler anlamına gelecek negatif söylem ve nitelemeler yerine, üniversitelerin kurumsal ve akademik personelinden de alacaları yardım ile birlikte toplumla bütünleşmeleri, insani erdem ve evrensel üst değerleri, çağdaş dünyanın gelişmişlik seviyesine ulaşmayı kriter olarak gören bir anlayışla, sorunların çözümünde rasyonel aklı ve bilmin klavuzluğunu kullanan bir yaklaşımla hareket edilerek, sosyolojilerin doğal mecraında kalarak, gelişmesinin önü açılması..  ülkemize ve milletimize yapılacak en güzel hizmetler olacaktır.  

Haşim EFE