Modern! Dönem Bilgi Kaynakları
Avrupa’da ortaya çıkan Reform ve Rönesans hareketleriyle birlikte Batı’da yeni bir döneme girilmiş oldu. Bazıları bu döneme “Modern” adını verdi. Günümüze kadar uzanan bu dönem gerçekten modern mi?
Bu konu “modern” kavramına yüklediğimiz anlamlara göre farklı yorumlanabilir. Modern, Latince "şu an / şu anda" anlamına gelen modo kökünden türemiştir. En genel tanımıyla, içinde yaşanılan güne, çağa uygun olan, gelenekselden ayrılan, yeni, güncel ve çağdaş anlamına gelir.
Türk Dil Kurumu’na göre modern kelimesi, "içinde yaşanılan çağa ve günlere uygun, çağdaş" veya "çağcıl" demektir. Geleneğe bağlı kalmayan, günümüzün şartlarına, yeniliklerine ve anlayışına uygun olan durumları, eşyaları veya düşünceleri ifade etmek için kullanılır.
Bizde modern ile çağdaş hemen hemen aynı anlamda kullanılır. Çağdaş eğitim, çağdaş hukuk, çağdaş yazar kavramlarında çağdaş yerine modern yazın anlam pek değişmez.
F. Nietzsche; “Tanrı öldü,” dedi. Buna uygun olarak modern dönemde Tanrı’nın yerini insan, vahyin yerini akıl, inancın yerini bilgi, dinin yerini de bilim aldı. Artık insan, kendi kendisine yeten, Tanrı, vb. bir üst varlığa ihtiyaç duymayan otonom bir varlık olarak görülmeye başlandı. Elbette burada kastedilen insan, bir başkası değil, Batılı insanın bizatihi kendisiydi. Zira onlara göre dünyanın diğer milletleri (yani bizler) henüz gelişimini tamamlamamış ikinci veya üçüncü sınıf ilkel varlıklardı.
Ardından gelen sanayi devrimiyle birlikte Batı dünyası büyük bir özgüven ve ivme kazandı. Bu yüksek özgüvenle ürettiği Batılı değerlerle yeryüzünde demokrasiyi ve insan haklarını hâkim kılacağını, bundan sonra herkesin kendi kendisini yöneteceğini, bu sayede hiçbir yerde haksızlık, baskı ve zulüm kalmayacağını ve savaş olmayacağını ilan etti. Aynı şekilde ürettiği teknolojiyle üretimde patlama olacağını, bu sayede artık kimsenin aç kalmayacağını ve fakirlik çekmeyeceğini iddia etti.
Maalesef geldiğimiz noktada Hitler, Lenin, Tramp gibi en büyük diktatörler modern çağda ortaya çıktı ve çıkmaya devam ediyor. İki dünya savaşı gibi en kanlı savaşlar bu dönemde oldu ve olmaya devam ediyor. Kölelik gibi en büyük insan hakları ihlalleri yine bu dönemde ortaya çıktı. Afrika’da olduğu gibi en çok açlık ve fakirlik bu dönemde yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Bugün itibarıyla Batılı güçler tarafından Filistin, Lübnan ve İran’a yapılan saldırlar, tüm bölgeye yayılma ve her an üçüncü dünya savaşını çıkarma potansiyeline sahip. Kısacası evdeki hesap çarşıya uymadı, insanlık adına çok büyük dramlar bu dönemde yaşandı ve yaşanmaya devam etmektedir.
Batı dünyasında yaşanan gelişmeler, yine bu dönemde ortaya çıkan radyo, tv, bilgisayar, internet ve yapay zekâ gibi etkin iletişim araçlarıyla bütün dünyaya hızla yayıldı ve yayılmaya devam etmektedir. Bu itibarla genelde dünya, özelde İslam alemi ve ülkemizde yaşanan gelişmeleri doğru bir şekilde anlayabilmek ve takip edebilmek için modern dönemi her yönüyle çok iyi bilmek gerekmektedir.
Modern dönemde Batı, işe önce bilgi kaynaklarıyla başladı. İnsanlığın iki temel bilgi kaynağı vardır: 1. Nakil; vahiy, kutsal Kitap. 2. Akıl ve Duyular. Hint geleneğinde mistisizm ve İslam geleneğinde tasavvuf aracılığıyla buna bir üçüncüsü daha eklenmiştir: 3. Kalp; sezgi ve ilham. Buna göre doğruya ancak bu üç bilgi kaynağının birlikteliğiyle ulaşılır.
Batılı aydın, önce nakli (vahiy, kutsal Kitap) rafa kaldırdı. Onun artık Tanrı’nın sözlerine, görüşlerine ve buyruklarına ihtiyacı yoktu. Böylece Kutsal Kitaplar; Tevrat ve İncil ile onun etrafında oluşan dini literatür ve birikim devre dışı kaldı.
Hürriyet, refah ve mutluluğu arayan insanın yolu, bir bilgi kaynağı olarak nakli bütünüyle devre dışı bırakıp Kutsal Kitapların hepsini birden inkâr etmek olmamalıydı. Yüce Allah, son bir kitap daha; Kur’an’ı göndermişti. Kur’an ışığında önceki kitapları inceleyip doğrusu ile eğrisini birbirinden ayırmak pekâlâ mümkündü. Fakat tıpkı ataları gibi, Batılı aydınlar da Kur’an’ı hiç dikkate almadı. Büyük bir önyargıyla onu uydurma saydılar. Daha sonra aynı hastalık bize de bulaştı. Maalesef Batı düşüncesinden etkilenen bizim aydınımız da kendi kitabına aynı gözle baktı ve onu bütünüyle hem kendi dünyasından hem de milletimizin dünyasından çıkarıp atmaya çalıştı. Bu konudaki çekişmeler, ülkemizde ve tüm İslam aleminde hala bir şekilde devam etmektedir.
Batı dünyası, sadece nakli değil, aynı zamanda kalbi ve vicdanı da devre dışı bıraktı. Onun yerine nefsi ve nefsani arzuları koydu. Böylece Batı dünyasında vicdanın sesi yerine, nefsin sesi ve istekleri hâkim oldu. Etkin iletişim araçları ve onların mermisi konumunda olan reklamlar aracılığıyla söz konusu nefsani arzu ve talepler dünyanın her yerinde bütün insanların ulaşmayı hedefledikleri yegâne yaşam gayesi haline geldi, getirildi.
Nakli ve kalbi devre dışı bırakan Batı dünyası, bunların yerine kendi aklını ve duyularını hâkim kıldı. Bu bağlamda ortaya şu bilgi anlayışları çıktı:
-
Realizm: Türkçeye “gerçekçilik” olarak çevrilen realizmin kökleri Platon ve Aristo’ya kadar gider. Felsefi anlamda zihinde var olanların dışında, zihinden ve zihindeki fikirlerden bağımsız olarak dış dünyada kendi başına var olan bir mevcudiyetin varlığının kabul edilmesidir.
-
Rasyonalizm: Türkçede “akılcılık ve usçuluk” olarak ifade edilen bu felsefi görüş, bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimde değil, düşüncede ve zihinde olduğunu savunur. Aklı hem kesinlik hem de genellik açısından duyusal algının ötesindeki gerçeklikleri kavrayabilen bir yetenek olarak görür. Bu anlayışa göre bilginin tek kaynağı akıldır.
-
Empirizm: Türkçeye “deneycilik” olarak çevrilen bu kavram, bilginin biricik kaynağının deney olduğunu savunan bilgi öğretisidir. Bu anlayışa göre bütün bilgilerimiz deneyden gelir. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Deneycilik, akılcılığın karşıtıdır.
-
Pozitivizm: Türkçeye “olguculuk” olarak çevrilen bu akımın başını Auguste Comte çeker. Ona göre doğru bilgi yalnızca bilimsel bilgi olup, buna yalnızca empirizm (deneycilik) ile ulaşılabilir. Fakat bu bilginin kendisi deneysel değildir. Genel çizgileriyle olguculuk, deney konusu edilebilecek olgularla ilgili, yani en geniş anlamıyla bilimsel bilginin sağlam bilgi olduğunu vurgular.
-
Rölativizm: Türkçeye “görecilik” olarak çevrilen bu akım, bir şeyin başka bir şeye bağlı olması olarak tanımlanır. Felsefe tarihinin en eski ve en önemli konularından biri olan bu anlayışa göre, olgular, olaylar ve kavramlar kişinin algısına, toplumların yapısına ve yaşanan çağın mevcut koşullarına göre farklılık gösterir. Bu akımın gelişmesinde Albert Einstein'ın İzafiyet Teorisi etkili olmuştur.
Görüldüğü üzere modern dönemde benimsenen ve ön plana çıkarılan bilgi anlayışları özü itibarıyla bütün bilgiyi insan aklına ve ona veri sağlayan duyulara indirgemektedir. Elbette bu insan, sıradan herhangi biri değil, bilakis Batılı aydının ta kendisidir. Buna göre hakikat, Batılı insanın gördüğünden, duyduğundan ve bildiğinden ibarettir. Bunun dışında ne ilahi ne de beşerî başka bir doğru bilgi ve bilgi kaynağı yoktur. İşte bu iddia, Batılı insanın kendisini açık bir şekilde Tanrı ilan etmesiydi. Buna güzel bir isim bulundu, “Hümanizm.”
Hümanizm, modern dönemin düşünce ve yönelişlerini belirleyen bir takım ideolojik akım ve anlayışları da beraberinde getirdi.
Gelecek hafta inşallah Müslüman düşünürlerinin bu konuya yaklaşımlarını özetlemeye çalışacağım.
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü