Meclis’te 27 yıl önceki rezalete mi geri dönüyoruz?

Baskın Oran

Artık taa burasına kadar gelmiş olan Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu dayanamadı, ilan etti: “Milletin vekilini Meclis’ten söküp almak neymiş Türkiye ve tüm dünya görür. Basit bir olay değil bu. Genel Kurul’da sonuna kadar beklerim. Meclis’in içinde beklerim. Milletin kalbinde, bağrında beklerim. Buradan da ayrılmam. 1994 görüntüleri olur.”

“1994 görüntüleri” derken, unutanlar varsa:

Bundan 27 yıl önce, 4 Mart 1994’te polis TBMM’ye girmiş ve Anayasa Md. 83/1 icabı Meclis’te söylediklerinden sorumlu tutulamayacak DEP milletvekillerini kürsüde söyledikleri yüzünden zorla alıp götürmüştü. Özellikle, Orhan Doğan’ın, sakallı bir sivil polis tarafından ensesinden tutulup kafası bastırılarak götürülüş videosu zihinlerden hiç silinmedi ve internette durduğu için de silinmeyecek. Sonunda 15’er yıla çarptırılan bu milletvekilleri nedeniyle Türkiye AİHM tarafından 110.000 dolar tazminata mahkum edilmişti.

“Taa burasına kadar gelmiş”, derken:

Dr. Gergerlioğlu otuz yıllık bir hekim. İmam-Hatip Lisesi mezunu çok mütedeyyin olmanın yanı sıra çok demokrat ve vicdanlı biri de olduğu için, Kocaeli’nden milletvekili seçildiğinden bu yana insan hakları konusunda çok şey yaptı. Her türlü inançtan insan için. Zaten, AKP-MHP iktidarını çıldırtan da, bu niteliklerin birleşmesi.

Fakat Doktor, çok şey yaparken, bir de hayatî hata yaptı: AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan’ın tam da “Her alanda kadının adı ve imzası varsa, AK Parti’nin sayesindedir” dediği bir sırada kalktı, “Türkiye’de çıplak arama yoktur” diyen AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’e 18.12.2020’de tvit attı: “Çıplak arama ile binlerce kadını utanç, korku içinde bırakanlar bir de üstüne inkar, iftira ve yalanla suç bastırmaya çalışıyor. Halen kadınlardan yazılı, görsel birçok açıklama geliyor Kaç bininci açıklamada utanacaksınız, bu hayasızlığı örtmekten vazgeçeceksiniz?

Sonuç: Çıplak arama olayı böyle ortaya dökülüverince, pek muhafazakar AKP-MHP koalisyonu çok sinirlendi; bunun fiyatını ağır ödetmeye kalkacaklar şimdi. 5 yıldır süren “örgüt propagandası” davası Yargıtay’da sonuçlanıp TBMM’ye geliverdi, yani polis 27 yıl önceki gibi TBMM’ye girecek, ensesinden tutup götürecek.

Tabii, Doktor’un başını eğdiremeden. Ayrıca, tüm dünyanın gözünde Türkiye’yi hiç hak etmediği biçimde rezil rüsva ederek. Yani öyle bi fiyat ödetme ki, ödeten için astarı yüzünden pahalı çıkacak.

Neden AYM kararı beklenmeden götürülecek? Çünkü AKP’nin çok muteber, tecrübeli ve rasyonel şahısları Başkan Şentop’la sürekli görüştükleri ve bu olayın Türkiye’yi iç ve dış açıdan nasıl berbat edeceğini söyledikleri halde, cevap tek: “Saray yukarıdan bastırıyor”. Bu kadar basit.

Siyaset biliminde tahmin yürütebilmenin bir önkoşulu vardır: Karşınızdakinin rasyonel karar alacağını varsaymak. Yahu, bi düşünün, Boğazların yanında köy deresi gibi kalacak Kanal İstanbul’dan geçiş paralı ve Türkiye’nin şartlarına tabi olacak. Boğazlardan (İstanbul, Marmara, Çanakkale) geçiş ise Montreux icabı bedava ve serbest. Bu durumda kim gelir de, Erdoğan’ın “İnadına yapacağız” dediği Kanal’dan geçer? Var mı dahası (ir)rasyonellik açısından?

***

İşin hukuk yönüne gelelim şimdi. Avukatım Oya Aydın’la ve benden epey genç olduğu halde bu konularda Hocam olan Dr. Kerem Altıparmak’la konuşuyoruz:

Başkan Şentop’un söylediği şu: “Anayasaya göre, seçimden önce soruşturmasına başlanmış bir kesinleşmiş hükmün genel kurulda okunmasıyla milletvekilliği sona erer.” Buraya kadar doğru. Çünkü AYM bir temyiz mahkemesi değil; anayasaya uygunluğu denetleyen bir mahkeme. Bu nedenle; ceza hukukunu Yargıtay doğru mu uyguladı, buna bakmak AYM'nin işi değil.

Ama, mesele bu kadar basit değil, çünkü 2 türlü ama’sı var:

1) Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 19.02.2021 tarihli onama gerekçesi şu: “Sanığın, PKK silahlı terör örgütünün bir açıklamasının yer aldığı haberi link verip [06.10.2016 tarihinde] paylaşması, böylece açıklamayı sahiplenmesi”..

Bu karar, hukuku çok açık biçimde hiçe saymakta. Çünkü:

a) Anayasa’ya göre Dr. Gergerlioğlu hakkında milletvekilliğinden önce açılmış davanın, kendisinin TBMM’ye seçilmesi üzerine durması, devam etmemesi gerekiyordu. Ancak, bunun bir istisnası var: “Seçimden önce soruşturmaya başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa Md. 14’teki durumlar”.

Yargıtay, durmayıp devam edebilmek için, “Terör örgütünün propagandasını yapmak suçu Anayasa Md. 14 kapsamına giriyor” gerekçesini uydurdu. Oysa Md. 83’te, “14. maddedeki suçlar” denmemiş; “14. maddedeki durumlar” denmiş. Peki nedir 14. maddedeki suçlar? Orası belirsiz çünkü 14. maddede “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir” denmesine rağmen hangi suçların bu kapsamda olduğunu düzenleyen hiçbir kanun yok. Yani işin özeti, hangi suçların 14. madde kapsamına girdiği tamamen muğlak; herhangi bir “suç”u orada sayılan herhangi bir “durum”la ilişkilendirmek çocuk işi.

b) Dr. Gergerlioğlu, İzmit SEKA Devlet Hastanesinde doktorken, yaslı anaları oğul tabutlarının başında gösteren bir fotoğraf içeren 06.10.2016 tarihli tviti nedeniyle devlet memurluğundan atıldı. 06.01.2017'de, 679 sayılı KHK’yle.

Fakat ülkedeki hukukun durumuna bakınız ki, memuriyetten attıran bu tviti suç saymayan savcılık, “Devlet adım atarsa barış 1 ayda gelir” başlıklı T24 haberinin Twitter’da paylaşılmasını suç saydı ve Dr. Gergerlioğlu’nu, şimdi milletvekilliğinden atılmaya kadar götüren 2,5 yıl hapse mahkum ettirdi.

Hukuksuzluğun bir ilginç yönü de şu ki, bu mahkumiyete sebep olan T24 haberi halen yayında. Beş yıldır hiç erişim yasağına ve davaya uğramadı, bu haberi retweet eden başka kimseye de soruşturma açılmadı.

Bu nedenlerle, Dr. Altıparmak’ın Twitter’a yazdığı gibi, “Anayasaya sadakat hükmü esasa ilişkin bir hükümdür ve TBMM Başkanı buna yemin etmişse, Anayasaya açıkça aykırı bir kararı genel kurulda okutmaması gerekir.”

***

2) Fevkalade ilginç: Şentop, “AYM’ye bireysel başvuru yolu, hükmün kesinleşmesini durduran bir yol değildir” diyebilmek için şunu diyor: “AYM kararları dikey etki etmiyor. Bu anlamda hiyerarşi içinde bir mahkeme değil. Yatay etki ediyor”.

Bu “yatay etki” kavramı bu bağlamda yepyeni bir “hukuksal icat”! Hatırlarsanız, CB Baş Hukuk Danışmanı Mehmet Uçum da “AİHM kararları karşısında ulusal yargı bağımsızdır ve aslîdir” diyebilmek için benzeri bir “uluslararası icat”ta (“birincillik”) bulunmuştu; bir önceki hafta (04.03.2021) yazmıştım.

Aslında, insan hakları hukukunda "yatay etki" (horizontal effect) diye bir kavram var: Devlet ile birey arasında cereyan eden temel insan hakları ilişkisinin dikey olmasına karşılık, eğer devlet AİHS’yi uygulamak için iki özel kişi arasındaki ilişkiye (ör. aile içi şiddete, işveren-işçi ilişkisine) müdahale ediyorsa, burada devletin yatay ilişkiye müdahale yükümlülüğünden bahsediliyor.

Bir kamu hukuku profesörü olan TBMM Başkanı Şentop’un, “yatay ilişki” kavramının kendi kullandığı anlamla tamamen ilgisiz olduğunu bilmemesi çok düşündürücü. Bu durum ancak tek bir şeyle izah edilebilir: Kendisinin, “Gergerlioğlu’nun vekilliğini düşürmek için AYM kararını beklemeyeceğiz” demek zorunda kalmış bir AKP’li olmasıyla.

Dahası, yukarıda da yazdım, bir Meclis başkanının en aslî görevi, ülkenin en üst hukuk metni olan Anayasayı korumak. Bu Anayasanın ne olduğunu söyleyecek olan da tabii ki AYM. Başkan nasıl olur da kalkıp AYM kararı “yatay” der? Dr. Altıparmak veciz olarak söylüyor: “Anayasa diğer yasalarla yatay mı ki AYM'nin denetimi de yatay olsun?”

AKP-MHP iktidarı içte ve dışta o kadar sıkıştı ki, adamlarına yeni hukuk kavramları icat ettirmek zorunda kalıyor; ne derler, “Allah düşürmesin”.