Kur’an ve Sünnet Ekseninde Ailenin İhyası: Modern Krizlere Kadim Çözümler

Kur’an ve Sünnet Ekseninde Ailenin İhyası: Modern Krizlere Kadim Çözümler

​Giriş: Hücreden Topluma Bir Medeniyet Krizi

​Aile, toplumsal yapının yalnızca biyolojik bir üreme alanı veya hukuki bir birlikteliği değil; bir medeniyetin değerler sistemini, dilini, inancını ve irfanını nesilden nesile aktaran stratejik bir "çekirdek kültür merkezidir". İslam düşünce atlasında aile; Farabi’nin el-Medinetü’l-Fâzıla (Erdemli Şehir) isimli eserinde tasvir ettiği üzere, büyük bir organizmanın hayatını sürdürmesini sağlayan en kritik organı, yani kalbi temsil eder. Bir vücutta kalbin işlevini yitirmesi nasıl tüm uzuvların ölümüne yol açarsa, aile kurumunun zayıflaması da sadece bireysel mutsuzluklara değil, toplumun tamamını sarsan bir "omurga çatlamasına" yol açar.

​Günümüzde küresel modernleşme dalgaları, aileyi inançsal, toplumsal ve ekonomik bir kuşatma altına almıştır. Hızla artan boşanma verileri, bu hayati organın nekroz (doku ölümü) geçirdiğini ve toplumun geleceğini tehdit eden kolektif bir yıkım zemininin oluşturulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Medeniyet dediğimiz büyük yapı, bu temel hücrelerin sağlığına bağlıdır; hücre bozulduğunda bütün yapı çökme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu riski bertaraf etmek ve aile kurumunu yeniden sağlam temeller üzerine inşa etmek için, öncelikle modern dönemde yaşanan inançsal ve zihinsel dönüşümün derinliklerine inmek gerekmektedir.

​1. İnançsal Aşınma ve "Ağır Sorumluluk" Bilincinin Yitimi

​İslam’da aile birliği, geçici bir heves veya rızaya dayalı basit bir sözleşme olarak değil; Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle "tarafları birbirine sımsıkı bağlayan sarsılmaz bir ahit ve çok ağır bir sorumluluk" (mîsâkan galîzâ) olarak tanımlanır. Bu tanım, evliliğin sadece iki insan arasında değil, Allah’ın şahitliğinde ve O’nun adına verilen bir söz olduğunu vurgular.

​İmam Gazali, İhyâu Ulûmi’d-Dîn isimli eserinde aileyi; kişinin kendi nefsini terbiye etmesi, karakterini olgunlaştırması ve ahlakını güzelleştirmesi için tasarlanmış bir "manevi okul" olarak görür. Ancak modernite, bu manevi okulu "haz odaklı" bir tüketim nesnesine dönüştürmüştür. Eşlerin birbirini "Allah’ın emaneti" olarak görme hassasiyeti, yerini benlik tatminine ve bireysel çıkarların korunmasına dayalı bir pazarlık ilişkisine bırakmıştır. Gazali'nin belirttiği gibi; aşırı isteklerin ve öfkenin esiri olan bir insan, aileyi bir huzur limanı olarak görmek yerine, kişisel özgürlüğünün önünde bir engel veya taşınması güç bir yük olarak algılamaktadır.

​Özellikle modern insanın geliştirdiği narsisistik savunma mekanizmaları, evlilikteki her zorluğu bir haksızlık olarak görmesine neden olmaktadır. İslam ahlakındaki "İhsan" (iyilik ve güzelliği en üst seviyede yapma) ilkesi, ilişkiyi sadece matematiksel bir hak-hukuk dengesi üzerine değil; nezaket, cömertlik ve lütuf zemininde oluşturmayı emrederken; bugün "Ben" merkezli birey, sabır erdemini bir "yenilgi" olarak kodlayarak çatışmacı bir iklim oluşturmaktadır.

​2. Toplumsal Erozyon: "Biz" Bilincinden "Dijital Tenhalığa"

​Sosyolojinin kurucusu kabul edilen İbn Haldun, Mukaddime’de toplumları bir arada tutan ve dış etkilere karşı direnç sağlayan temel enerjiyi "Asabiye" (dayanışma ruhu) olarak adlandırır. Aile, bu ruhun filizlendiği ana menbadır. Haldun’un teorisine göre, aşırı lüks ve refahın getirdiği bireyselleşme, toplumsal bağları zayıflatarak dayanışma ruhunu yok eder.

​Günümüzde aile, sığınılacak bir kale olmaktan çıkıp bir rekabet alanına dönüşmüştür. Sosyal bağların zayıflaması, bireyi modern hayatın fırtınaları karşısında savunmasız bırakmaktadır. Bu yapısal çözülmeye eklenen dijitalleşme ise, aile üyeleri arasındaki fiziksel yakınlığı "dijital bir yalnızlığa" mahkûm etmiştir. Sosyal medya mecraları, "başka ve kusursuz hayatlar" illüzyonunu pazarlayarak, mevcut evliliklerde sürekli bir tatminsizlik ve kıyaslama yorgunluğu meydana getirmektedir. Kişi, kendi yuvasındaki huzuru inşa etmek yerine, ekranlardaki yapay mutlulukları taklit etmeye çalışırken kendi gerçeğinden kopmaktadır.

​3. Güncel Kırılma: İstatistikler ve Siyasal-Ekonomik Gerçeklik

​Türkiye’de aile kurumu son yirmi yılda tarihinin en kritik istatistiksel dönüşümünü yaşamaktadır. Siyasi ve toplumsal düzlemde aile değerleri her ne kadar yüceltilmeye çalışılsa da, sahadaki veriler bu söylemle çelişen bir tablo çizmektedir. TÜİK verilerine göre, son yıllarda kaba boşanma hızında yaklaşık %50’ye varan artışlar yaşanırken, evlenme oranları ve çocuk sahibi olma isteği gerilemektedir. Bu krizin arka planında birkaç temel yapısal faktör bulunmaktadır:

​Söylem ve Eylem Ayrışması: Kamu otoritesi aileyi kutsallaştırsa da, neoliberal ekonomik modellerin dayattığı yaşam tarzı aileyi parçalamaktadır.

​Ekonomik Kıskaç: Ebû Yûsuf gibi klasik dönem düşünürleri, devletin temel görevinin halkın refahını sağlamak olduğunu vurgular. Günümüzde geçim kaygısı ve ağır çalışma şartları, eşler arasındaki duygusal enerjiyi sömürmekte, evi sadece bir "geceleme mekanı" haline getirmektedir.

​Sekülerleşme ve Tüketim Yarışı: Dindar kesimlerde bile evliliklerin, manevi bir yol arkadaşlığından ziyade "statü ve tüketim yarışı" ekseninde kurulması, bağların en küçük ekonomik krizde kopmasına neden olmaktadır.

​Hukuki Mekanizmaların Sertliği: Mevcut hukuk sistemi boşanma süreçlerinde "sulh" ve "ıslah" yerine "kazan-kaybet" modelini dayatmakta; Kur’an’ın Nisa Suresi 35. ayette tavsiye ettiği "hakem heyeti kurulması" ilkesi ihmal edilmektedir.

​4. Yeniden İnşa Rehberi: Stratejik Çözüm Planı

​Ailenin yeniden ihyası için sadece retorik düzeyde kalan nasihatler yeterli değildir; bütüncül bir stratejik yol haritası şarttır. Bu kapsamda dört ana sütun üzerinde durulmalıdır:

​A. Manevi ve Ahlaki Onarım (Evlilik Akademisi Modeli):

Dini kurumlar ve STK’lar, aile ahlakı üzerine odaklanmalıdır. Camiler ve vakıflar; bünyesinde uzman psikologların ve ilahiyatçıların birlikte görev yaptığı profesyonel "Aile Danışmanlık ve Rehberlik Merkezleri" haline getirilmelidir. Evlilik öncesi hazırlık süreçleri bürokratik bir formalite olmaktan çıkarılmalı; etkili iletişim, öfke kontrolü ve ortak bütçe yönetimi gibi başlıkları içeren kapsamlı, sertifikalı eğitim programları ile standardize edilmelidir.

​B. Psikososyal Arabuluculuk Sistemi (Hukuki Reform):

Hukuki sistemde köklü bir reforma gidilerek, boşanma aşamasından önce Kur’an’ın öngördüğü "arabuluculuk" ruhu, modern bir zorunluluk haline getirilmelidir. Bu hakem heyetleri sadece hukukçulardan değil; din sosyologları, aile psikologları ve her iki ailenin güvendiği birer aile büyüğünden oluşturulmalıdır. Sistemin amacı "kazan-kaybet" değil, "sulh ve ıslah" olmalıdır.

​C. Siyasi ve Ekonomik Koruma (Aile Odaklı İstihdam):

Devlet, çalışma saatlerini eşlerin birbirine ve çocuklarına nitelikli vakit ayırabileceği (örneğin "aile saati" uygulamaları gibi) şekilde revize etmeli; aileyi ekonomik bir kale olarak koruyacak teşvik paketlerini ve vergi indirimlerini hayata geçirmelidir. Geçim derdinin duygusal bağları aşındırmasına izin verilmemelidir.

​D. Dijital Arınma ve Medya Stratejisi:

Dijital tenhalığa karşı aileyi koruyacak kültürel bir bariyer inşa edilmelidir. Aile içinde "ekransız saatler" gibi alışkanlıklar toplumsal bir harekete dönüştürülmeli; medyada Kur’an’ın "sekine" (huzur) ve "meveddet" (sevgi) kavramlarını işleyen nitelikli içerikler teşvik edilmelidir.

​Sonuç: Gelecek Tasavvuru ve Medeniyet Sözleşmesi

​Boşanma, sadece iki yetişkinin imza karşılığında ayrılması değildir; bu süreç bir sonraki neslin "güven haritasının" yırtılması ve toplumun ortak geleceğinden bir parçanın kopmasıdır. Parçalanmış aileler, gelecekte aidiyet sorunu yaşayan, köksüz ve ortak değer oluşturmakta zorlanan bir toplumun ayak sesleridir.

​Çatlayan bu toplumsal omurgayı onarmak; Gazali'nin ahlaki derinliği, İbn Haldun'un sosyolojik feraseti ve Farabi'nin adalet vizyonuyla modern dünyanın gerçeklerini harmanlamaktan geçer. Eğer inançsal zeminde "ihsan" ilkesine, hukuki zeminde "arabuluculuk" iklimine ve ekonomik zeminde "aile odaklı istihdama" dönebilirsek; toplumsal omurgadaki çatlağı onarabiliriz. Geleceği inşa etmek, aile üzerinden yeni, sağlam ve samimi bir toplumsal sözleşme oluşturmaktan geçmektedir. Aileyi ihya etmek, medeniyeti ihya etmektir.

​AHMET KACIR

​Kaynakça

​Ebû Yûsuf. Kitâbü’l-Harâc.

​Farabi. el-Medinetü’l-Fâzıla.

​Gazali. İhyâu Ulûmi’d-Dîn.

​İbn Haldun. Mukaddime.

​Kur’an-ı Kerim. (Nisâ Suresi 21. ve 35. ayetler).

​Müslim & Buhâri. Hadis Külliyatı.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }