KANALİZASYON

KANALİZASYON

Dünyanın lağım kanalizasyonu patlamış durumda. Etrafa çok pis çok iğrenç bir o kadar da dehşet verici kokular, olaylar ve haberler yayılmaktadır. Bu patlamış olan kanalizasyonun ucu nereye kadar uzar gider bilemiyoruz.

Haramlardan korunarak Allah’ın kanunlarına uygun yaşayan vicdan sahibi insanlar bu pis kokulardan çok fazla rahatsız olmaktadırlar. Şükür ki vicdan sahibi insanlar hala daha var.

Bir kötülük, çoğu zaman tek başına kalmaz; cesaret verir, meşrulaşır ve zincirleme etki üretir. Aynı şekilde iyilik de sessizce çoğalır; görünmez bağlar kurar ve toplumsal dokuyu onarır. Bu iki yayılma biçimi arasındaki fark, yalnızca ahlaki değil; psikolojik ve sosyolojik sonuçları olan bir farktır.

Ali İmran suresi 104. Ayetinde Allah’û Teala Hz. leri: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” buyuruyor. Bu ayeti gören okuyan işiten yok mu acaba?

Dünya Müslüman alimlerinin bir kısmına, insan hakları savunucularının ve adalet temsilcilerinin yeterince ses yükseltmeyenlerine soruyorum: sizlere neler oldu neden sesiniz çıkmıyor? Neden hak arayışlarında bulunmuyor neden daha güçlü ve daha görünür şekilde toplumları uyarmıyorsunuz? Neden gerekenler yapılmıyor?

Kafirlerin vahşi emellerine alet olmuş ruhları tarumar bedenleri paramparça olmuş çocuklar insan evladı değil mi? Canları yanan çocuklar sizin çocuklarınız olmadığı için mi dilinizi yuttunuz? Lağım suları sizlerin paçalarına sıçrayınca mı ayaklanacaksınız.

Bizler bireysel olarak elimizden geleni yapsak ta kâfi değildir. Sorumluluk sahibi olanların kör sağır dilsiz gibi davranmaları kendilerinin felaketi olacak, yarın yevmi kıyamette “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışıyla yaşamanın hesabı çok çetin olacak ve bedelini en ağır şekilde ödeyeceklerdir. O mahkeme-i Kübra’nın hâkimi de savcısı da şahidi de Allah’û Zülcelâl Hz. leridir. O mahkemeden kurtuluş olmayacaktır.

Ve o iğrenç kötülüğü bir dokunuşla yayanlar ve yayılmasına sebep olanlar da aynı şekilde o mahkemeden kaçamayacaklardır. Onlar da o cürmü işleyenler kadar suçludur.

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vaz geçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenlerde var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.”

Yukarıda Ali İmran suresi 110. Ayeti Celile’nin belirttiği gibi “yoldan çıkmış” tek dişi kalmış bir canavarla karşı karşıyayız. Öylece elimiz kolumuz bağlı masum çocuklara yapılan zulme sessiz mi kalacağız?

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim) buyuruyor hadisi şerifte.

Sahi kendileri koruma orduları ile gezen güç sahipleri bu Hadisi Şerifin hangi cümlesine sığdırıyorlar kendilerini?

Ebu Davut’ta geçen şu Hadisi Şerife göre:

“İnsanlar kötülüğü görüp de onu engellemezlerse, Allah’ın hepsini kapsayan bir azap göndermesi yakındır.”

Bu kadar açık ve net bir ikaz varken dünya İslam alimlerinin bir bölümünün, insan hak ve adalet temsilcilerinin etkili ve kararlı bir duruş sergileyememesi halinde topluca başımızı önümüze eğip azabın gelmesini mi bekleyelim, olacak şey mi?

Bugün kötülük çok kolay bir şekilde yayılıyor. Oysa iyilik, emek ister dikkat ister sorumluluk ister bazen bedel ister. Bu sebeple iyilik çoğu zaman ertelenir. Oysa ertelenen her iyilik, kötülüğe açılmış boşluktur. Boşluklar her zaman yanlış şeylerle dolar.

İyiliğin yayılması, bir tür ahlak mimarlığıdır. Mimarlıkta küçük hatalar büyük çöküşler doğurur. Günümüzde olduğu gibi. Küçük doğru hamleler ise yapıyı ayakta tutar. İnsan ilişkileri de böyledir.

Adil bir karar, onlarca haksızlığın açtığı güven kaybını telafi etmese bile, güvenin yeniden mümkün olduğunu hatırlatır. İyilik mucize yaratmaz ama mucizenin zeminini kurar.

Her geçen gün dünya daha da kötüye gidiyor bu doğru olabilir. Ama asıl soru şudur: Biz, dünyanın gidişatını gündelik davranışlarımızla nereye itiyoruz? Kötülüğe alıştığımız her an, kötülüğü büyütürüz. İyiliği ertelediğimiz her an, iyiliğin payını küçültürüz. Büyük kötülükler, küçük kabullerin üst üste binmesiyle olur. Büyük iyilikler de küçük cesaretlerin birikmesiyle.

İyiliği yaymak, insanlara vaaz vermek değildir. İyiliği yaymak, iyiliği görünür kılacak koşulları kurmaktır. Adil süreçler, şeffaf kurallar, nezaketin teşvik edildiği dil… İyilik, doğru ortamı bulduğunda çoğalır. Tıpkı bir tohum gibi: Toprağı yoksa filizlenmez. Toprak, bizim gündelik tercihlerimizdir.

Son bir soru bırakayım: Bugün, bu vahşi yapının çökmesi ve iyiliğin hâkim olması için bir çaban oldu mu? Eğer yaptıysan, dünyanın gidişatını az da olsa değiştirdin. Yapmadıysan, yarın için hâlâ vaktin var. İyilik acele etmez; ama ertelemeyi de sevmez.

Mübarek Ramazan-ı Şerif ayına günler kalmışken gelin yeniden birlikte bir karar alalım ve uygulayalım. Ahiret tarlamız olan dünyamızı lağım sularıyla kirlenmesine müsaade etmeyelim. Gelecek nesillerimize bir bataklık değil gül bahçeleri bırakalım. Siyonizm’in çocukları ve masumları hunharca katletmesine göz yummayalım.

Rum suresi 45. Ayeti kerimede buyurulduğu gibi “Çünkü Allah, iman edip salih ameller işleyenleri lütfuyla mükâfatlandıracaktır. Şüphesiz O, kâfirleri asla sevmez.

Unutmayalım “… şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara-195. Ayet)

Selam ve dua ile Allah’a emanet olun.

Hf. Meryem Gezmişoğlu


{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }