İSTANBUL'UN FETHİ: Surların Değil, İnsanın ve İnsanlığın Fethi

İSTANBUL'UN FETHİ: SURLARIN DEĞİL, İNSANIN VE İNSANLIĞIN FETHİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

"Andolsun ki Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir, onu fetheden asker ne güzel askerdir."

(Hadîs-i Şerîf)

Bazı zaferler vardır ki yalnız bir devri değiştirmez...

Bazı fetihler vardır ki yalnız bir şehrin kaderini değil, insanlığın istikametini değiştirir...

İstanbul'un Fethi işte böyle bir fetihtir.

Bu fetih yalnızca 29 Mayıs 1453'te gerçekleşen askerî bir muvaffakiyet değildir.

Bu fetih;

asırlar boyunca Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın terbiyesinde yetişen gönüllerin,

Resûlullah ﷺ Efendimiz'in müjdesine duyduğu sadakatin,

mürşidlerin duasının,

âlimlerin ilminin,

dervişlerin gözyaşlarının,

şehitlerin kanlarının,

annelerin secdelerde yaptığı niyazların neticesidir.

Çünkü İstanbul'un kapıları toplarla açılmadan evvel;

gönüller Allah'a açılmıştı...

---

Osmanlı yalnız kılıçla büyümedi...

Osmanlı'yı büyüten şey;

Kur'ân ile yoğrulmuş bir medeniyet tasavvuruydu.

Bir tarafta medreselerde ilim okutulurken,

diğer tarafta tekkelerde nefis terbiyesi öğretiliyordu.

Bir tarafta mühendisler surları aşacak toplar dökerken,

diğer tarafta Allah dostları geceleri sabaha kadar ümmet için dua ediyordu.

Bu sebeple İstanbul'un Fethi;

ilim ile irfanın,

akıl ile kalbin,

madde ile mananın,

teknoloji ile hikmetin beraber yürüyüşüdür.

---

Fatih Sultan Mehmed Han henüz çocuk yaşlarında iken kulağına bir hakikat fısıldanıyordu:

"Sen bu hadîsin muhatabı olabilirsin..."

Bu söz bir hükümdarlık hırsı değildi...

Bu söz bir kulluk mesuliyetiydi.

Çünkü Fatih Sultan Mehmed Han'ın hedefi yalnız bir şehri almak değildi.

O, Resûlullah ﷺ Efendimiz'in asırlar önce verdiği müjdeye lâyık olabilmek istiyordu.

Onun için geceler boyu ilim tahsil etti. İrşad oldu

Arapça öğrendi.

Farsça öğrendi.

Matematik öğrendi.

Astronomi öğrendi.

Strateji öğrendi.

Fakat bütün bunlardan daha önemlisi;

edep öğrendi...

Çünkü Osmanlı bilir ki:

Edep olmadan fetih olmaz.

---

Ve işte burada karşımıza büyük bir isim çıkar:

Akşemseddin Hazretleri...

Tarih kitapları çoğu zaman Fatih'i anlatır...

Fakat Fatih'i yetiştiren ruhu anlatmayı ihmal eder.

O ruhun adı Akşemseddin'dir.

O yalnız bir mürşid değildi.

O yalnız bir âlim değildi.

O yalnız bir hekim değildi.

O aynı zamanda bir kalp mimarıydı.

Fatih'in aklını ilimle besleyen hocalar çoktu...

Fakat onun kalbini Allah'a bağlayan mürşidi Akşemsed din'di.

Çünkü Osmanlı anlayışında hükümdar olmak yeterli değildir.

Önce kul olmak gerekir.

Önce nefsi mağlup etmek gerekir.

Önce kalpteki putları kırmak gerekir.

---

Kuşatmanın en zor günlerinde asker yorulmuştu...

Ümitler azalmaya başlamıştı...

Bazıları fetih gerçekleşmeyecek diye düşünüyordu.

Lâkin Akşemseddin Hazretleri tevekkül ile şöyle buyurdu:

"Fetih yakındır."

Çünkü Allah dostları görünen sebeplere bakmazlar yalnız...

Onlar ilâhî vaadin tecellîsini beklerler.

Nitekim fetih gerçekleştiğinde ilk secdeye kapananlardan biri Akşemseddin Hazretleri olmuştu.

Çünkü o biliyordu:

Zafer ordunun değil...

Zafer Allah'ındır.

---

Tasavvuf nazarında fetih yalnız surların yıkılması değildir.

Hakikî fetih;

kibrin yıkılmasıdır.

Hasedin yıkılmasıdır.

Nefsin mağlup edilmesidir.

Gaflet surlarının parçalanmasıdır.

İnsan kendi içindeki Konstantiniyye'yi fethedememişse;

dünyayı fethetse bile mağlup sayılır.

Lâkin nefsini fetheden bir insan;

hiçbir şehre sahip olmasa bile sultan olur.

Bu sebeple İstanbul'un Fethi yalnız geçmişte yaşanmış tarihî bir hadise değildir.

Her müminin kalbinde her gün yeniden yaşanması gereken bir hakikattir.

---

Bugün bizler İstanbul'un surlarına hayran kalıyoruz...

Fakat asıl hayran olunması gereken şey;

o surları aşan ruhun büyüklüğüdür.

Bugün Ayasofya'nın kubbesine bakıyoruz...

Fakat asıl bakılması gereken;

o kubbenin altında secde eden ihlaslı gönüllerdir.

Bugün Fatih'i konuşuyoruz...

Fakat Fatih'i Fatih yapan Akşemseddin'i de anlamamız gerekir.

Çünkü Osmanlı'nın sırrı yalnız kuvvette değildi.

Osmanlı'nın sırrı;

ilimdeydi...

İrfandaydı...

Edepti...

Tevekküldeydi...

Muhabbetteydi...

Ve Allah'a teslimiyetteydi...

---

Rabbimiz bizlere Fatih Sultan Mehmed Han'ın azminden,

Akşemseddin Hazretleri'nin hikmetinden,

Ecdâd-ı Osmanî'nin edebinden,

Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın nûrundan,

Habîb-i Ekrem ﷺ Efendimiz'in sünnet-i seniyyesinden hisseler nasip eylesin.

Kalplerimizdeki gaflet surlarını yıksın.

Nefsimizin Konstantiniyyesini fethetmeyi nasip eylesin.

Ve bizleri fethedilmiş gönüllerin huzuruyla yaşatıp huzuruyla huzuruna almayı lütfeylesin.

Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn...

Elhamdülillâh... İstanbul'un Fethi bir şehrin değil, insanın Allah'a yürüyüşünün destanıdır...

Nûr Gül Serdengeçti

‎Psikolog

‎Kuantum fiziği master uzman

‎NLP_Master_Training Uzm. Eğt.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }