İlkeli ve İlkesizlerle Siyaset

İlkeli ve İlkesizlerle Siyaset


Siyaset; devlet yönetme sorumluluğu, topluma hizmet etme iradesi ve milletin emanetini taşıma ahlakıdır. Bu nedenle siyaset; adalet duygusu güçlü, ehliyet ve liyakat sahibi, toplumsal ilke, inanç ve etik değerleri olan insanların yapması gereken kutsal ve onurlu bir iştir.

Çünkü siyaset, toplumun kaderini etkileyen en güçlü mekanizmadır. Yasaları değiştirir, kurumları şekillendirir, toplumu dönüştürür ve insanların hayatına doğrudan etki eder.

Ancak bugün ne yazık ki siyasetin; ilkeler ve değerler üzerinden değil, ilkesizlik üzerinden yürüdüğünü görüyoruz. Dün “yanlış” dediklerine bugün “alkış” tutanların, dün sert şekilde eleştirdiği kişilerle bugün çıkar ortaklığı kuranların siyaseti sıradanlaştırdığına şahit oluyoruz. “Dün dündür, bugün bugündür” anlayışı; siyasetin değerler üzerinden değil, güç ve menfaat üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor.

Bugünün siyasetinde sık sık şunu görüyoruz: Bal toplayan arının daldan dala konması gibi; nerede makam varsa oraya yönelen, nerede güç varsa onun etrafında kümelenen anlayışlar…

Yani ilke değil çıkar, dava değil hesap, millet değil koltuk merkezli bir anlayış hâkim oluyor.

İktidarın çifte standartlı duruşu ise dillere destan… Muhalefetteysen suçlu, kendilerine katılırsan makbul ve mutlu oluyorsun!

Tabii bütün bunlar toplumda siyasete olan güveni derinden sarsıyor. İnsanlar artık siyasetçilerin söylediklerine değil, yarın ne kadar değişeceklerine bakıyor. Bu yüzden toplumda şu cümle sıkça duyuluyor: “Siyaset kirlidir, dürüst insanların işi değildir.” “Siyaset; para, makam ve güç insanı bozar.”

Oysa sorun siyasetin kendisi değildir; sorun, siyaseti ilkesiz insanların işgal etmiş olmasıdır.

Ben de her zaman şunu söylerim: Siyaset, para, makam ve güç insanı bozmaz; aksine bunlar insanın var olan gerçek karakterini ortaya çıkarır.

Ama karakteri sağlam olan insanlar için siyaset, makam ve para bir amaç değil; millete hizmet için bir araçtır.

Merhum Necmettin Erbakan hocamız, siyasetin ahlaktan müstağni olamayacağını; “Önce ahlak ve maneviyat.” sözüyle ifade etmişti.

Ahlakın olmadığı yerde adalet olmaz. Adaletin olmadığı yerde ise barış olmaz. Adaletin ve ahlakın olmadığı toplumlar zamanla çürümeye başlar.

Hz. Ömer’in “Fırat’ın kenarında bir koyun kaybolsa hesabı Ömer’den sorulur.” sözü bugünkü siyasetçi ve yöneticiler için önemli bir uyarıdır.

İşte gerçek devlet adamlığı budur: Makamı bir imtiyaz değil, ağır bir emanet olarak görmektir.

Bugün toplumun en büyük beklentisi temiz siyasettir. İnsanlar kavga eden değil çözen, ayrıştıran değil birleştiren, yalanla değil doğrulukla konuşan siyasetçiler görmek istiyor. Bunun için yalnızca kişiler değil, sistem de değişmelidir.

Temiz siyasetin yeniden inşa edilmesi için bazı temel reformların hayata geçirilmesi artık kaçınılmazdır:

* Siyasi Partiler Yasası değişmeli, lider merkezli yapı yerine tabanın iradesi güçlendirilmelidir.
* Milletvekili ve belediye başkanı adaylarını sadece genel merkezler değil, tercihli sistemle doğrudan vatandaş belirlemelidir.
* Bir partiden seçilen milletvekili veya belediye başkanı, partisinden istifa ettiğinde görevinden de ayrılmalıdır. Çünkü o makam kişisel değil, seçmenin emanetidir.
* Belediye başkanlığı ve milletvekilliği görevleri en fazla iki dönemle sınırlandırılmalı, liyakatlı gençlerin önü açılmalıdır.
* Milletvekili emekliliği yeniden düzenlenmeli, siyasetin ayrıcalıklı bir meslek hâline gelmesi önlenmelidir.
* Kamu kurumları hiçbir siyasi partinin arka bahçesi ya da “arpalığı” hâline getirilmemelidir.
* Görevi sona eren siyasetçilerin; huzur hakkı almak veya siyasi bağlılıklarını sürdürmek amacıyla çeşitli kurumların yönetim kurullarına atanmasının önüne geçilmelidir.
* En önemlisi de siyasetçinin mal varlığından davranışlarına kadar her adımını denetleyecek, şeffaflığı esas alan güçlü ve bağlayıcı bir “Siyasi Etik Yasası” çıkarılmalıdır.

Temiz siyaset mümkündür. Dürüst insanların siyaset yaptığı, liyakatin esas alındığı, adaletin güçlüden yana değil haklıdan yana işlediği bir düzen mümkündür. Yeterki vatandaşlar olarak tercihi doğru yapalım, hırsız, yalancı, rüşvet, yolsuzluk ve torpil yapanı tanıdığımız halde ısrarla seçmeyelim.

Unutulmamalıdır ki devletler adaletle ayakta kalır. Siyaset ise ancak ahlakla değer kazanır.

İlkesizliğin normalleştiği bir toplumda güven kaybolur; güvenin kaybolduğu yerde ise ne demokrasi güçlenir ne de toplumsal huzur sağlanabilir.

Siyaseti kirleten şey fikir ayrılıkları değil, ilkesizlik ve dönekliktir.

Millet artık kavga değil çözüm, hamaset değil samimiyet, slogan değil dürüstlük görmek istiyor.

Siyaset yeniden güven veren insanların yaptığı saygın bir kurum hâline gelmelidir. Çünkü temiz siyaset sadece siyasetçilerin değil, bir ülkenin geleceğinin meselesidir.

Bu nedenle bugün; makam ve rant peşinde koşan siyasetçiler değil, milletin derdiyle dertlenen siyasetçilere ihtiyaç vardır.

Siyaset, bozuk karakterleri ortaya çıkardığı kadar; sağlam karakterleri de tarihe altın harflerle yazdırır.

Yarınların Türkiye’sinde "nerede bal varsa oraya konanlar" değil, "nerede hakikat varsa orada duranların" kazanması dileğiyle

Bu yazı, ilkeli ve onurlu bir siyaset özlemiyle kaleme alınmıştır.

Vesselam.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }