HİCRÎ SENEBAŞI: HİCRETİN HİKMETİ, OSMANLI İRFANI, TEZKİYE VE ZERREDEN KÂİNATA UZANAN YOLCULUK

HİCRÎ SENEBAŞI: HİCRETİN HİKMETİ, OSMANLI İRFANI, TEZKİYE VE ZERREDEN KÂİNATA UZANAN YOLCULUK

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

«"Nefsini tezkiye eden kurtuluşa ermiştir."

(Şems Sûresi, 9)»

Takvimlerin Değil, Kalplerin Yenilendiği Gün

Aziz okuyucularımız...

Hicrî sene başı, yalnızca bir yılın bitip yeni bir yılın başlaması değildir.

Bu mübarek vakit, ümmet-i Muhammed'in hafızasında yaşayan en büyük fedakârlığın, en büyük teslimiyetin ve en büyük medeniyet yürüyüşünün yeniden hatırlandığı kutlu bir menzildir.

Bugün yeni bir rakam başlamamaktadır.

Bugün, Mekke'den Medine'ye uzanan kutlu hicret yeniden hatırlanmaktadır.

Bugün, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) çilelerle yoğrulan sabrı yeniden hatırlanmaktadır.

Bugün, sahâbe-i kiramın mallarını, yurtlarını, alışkanlıklarını ve hatta canlarını Allah yolunda feda edişleri yeniden hatırlanmaktadır.

Çünkü Hicrî takvim bir zaferle başlamamıştır.

Bir sarayla başlamamıştır.

Bir devletle başlamamıştır.

Bir hicretle başlamıştır.

Bu tercih dahi başlı başına bir hikmet dersidir.

Hicret Nedir?

Hicret, Arapça "he-ce-ra" kökünden gelir.

Terk etmek, ayrılmak, uzaklaşmak ve yön değiştirmek mânâlarını taşır.

Fakat İslâm tarihinde hicret; yalnızca bir coğrafya değişikliği değildir.

Hicret;

Batıldan hakka,

Gafletten zikre,

Cehaletten ilme,

Nefsin esaretinden Allah'ın kulluğuna yapılan yolculuktur.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), risalet vazifesini tebliğ etmeye başladıktan sonra Mekke müşriklerinin ağır baskılarıyla karşılaştı.

Müslümanlar işkence gördüler.

Boykotlara uğradılar.

Aç bırakıldılar.

Yurtlarından çıkarıldılar.

Bazıları şehit edildi.

Yıllar süren bu çilelerden sonra Allah-u Azîmüşşân hicret kapısını açtı.

Önce Habeşistan hicretleri gerçekleşti.

Ardından Medine'de İslâm'ın filizleneceği yeni bir zemin hazırlandı.

Resûlullah Efendimiz ve sadık dostu Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahu anh), Mekke'den ayrılarak Sevr Mağarası'na sığındılar.

Kur'ân-ı Azîmüşşân bu hadiseyi şöyle anlatır:

«"Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir."

(Tevbe Sûresi, 40)»

Bu yalnız bir mağara hadisesi değildir.

Bu, tevekkülün zirvesidir.

Bu, korkunun imana teslim oluşudur.

Bu, insanın bütün sebepler tükendiğinde dahi Allah'a dayanmasının en muhteşem örneğidir.

Osmanlı İrfanında Hicret

Osmanlı mütefekkirleri hicreti yalnız tarihî bir hadise olarak görmemişlerdir.

Onlar hicreti, insanın kendi nefsinden Allah'a doğru yaptığı yolculuk olarak okumuşlardır.

Osmanlı dergâhlarında hicret;

Nefs-i emmâreden,

Nefs-i levvâmeye,

Nefs-i mülhemeden,

Nefs-i mutmainneye doğru yürüyüş olarak anlatılmıştır.

Bu sebeple Osmanlı irfanında yeni yıl demek;

Yeni bir muhasebe,

Yeni bir tevbe,

Yeni bir niyet,

Yeni bir tezkiye demektir.

Ecdadımız Muharrem ayını yalnız takvim başlangıcı olarak değil, kalbin yeniden dirilişi olarak karşılamıştır.

Matematikten Hikmete

Kâinata baktığımızda her yerde ölçü görürüz.

Bir gülün yapraklarında,

Bir kar tanesinin geometrisinde,

Gezegenlerin yörüngelerinde,

Galaksilerin dönüşlerinde...

Kur'ân-ı Azîmüşşân buyurur:

«"Biz her şeyi bir ölçü ile yarattık."

(Kamer Sûresi, 49)»

Matematik bize ölçüyü gösterir.

Hikmet ise o ölçüyü koyanı gösterir.

İşte müminin ilmi burada başlar.

Fizik ve Kâinatın Hicreti

Modern fizik göstermektedir ki kâinatta durağan hiçbir şey yoktur.

Atomlar hareket etmektedir.

Elektronlar hareket etmektedir.

Yıldızlar hareket etmektedir.

Galaksiler hareket etmektedir.

Kâinat sürekli bir yolculuk hâlindedir.

Bu yönüyle bakıldığında hicret yalnız insanın değil, yaratılışın da temel kanunlarından biridir.

Her şey bir hâlden başka bir hâle geçmektedir.

İnsan da öyledir.

Fakat insanın vazifesi değişmek değil, doğru istikamette değişmektir.

İşte buna tezkiye denir.

Kuantum Fizik ve Hayret Kapısı

Atom altı dünyaya indikçe kesinliklerin yerini ihtimaller almaktadır.

Madde sandığımız kadar katı değildir.

Gördüğümüz âlem sandığımızdan çok daha derin bir hikmete sahiptir.

Bilim insanı burada araştırmaya başlar.

Mümin ise burada tefekküre başlar.

Çünkü Kur'ân'ın çağrısı yalnız bakmak değil, görmektir.

Yalnız görmek değil, ibret almaktır.

Yalnız bilmek değil, hikmete ulaşmaktır.

Nörobilim, Epigenetik ve Tezkiye

Bugün nörobilim beynin değişebildiğini göstermektedir.

Epigenetik ise insanın alışkanlıklarının, çevresinin ve yaşantısının beden üzerinde tesir bırakabildiğini ortaya koymaktadır.

Bu durum bize önemli bir hakikati yeniden hatırlatmaktadır:

İnsan değişebilir.

İnsan dönüşebilir.

İnsan terbiye olabilir.

Tasavvufun asırlardır anlattığı nefis terbiyesi ve tezkiye hakikati, bugün farklı ilim dallarında başka isimlerle yeniden konuşulmaktadır.

Mutasavvıf Mütefekkir İsmet Akçal (r.h.) ve Zerre Hikmeti

Mürşidi mız Mutasavvıf Mütefekkir İsmet Akçal (r.h.), sohbetlerinde ilim ile hikmeti birbirinden ayırmazdı.

Onun nazarında zerre ile kâinat aynı kitabın iki satırıydı.

İnsanın kendi nefsini tanımadan kâinatı anlayamayacağını ifade ederdi.

Sohbetlerinde işaret ettiği mânâlardan biri:

"Zerreyi bilmeyen mürşid olamaz."

hikmetidir.

Çünkü zerreyi okumak yalnız atomu anlamak değildir.

İnsanın kendi kalbini,

Nefsini,

Niyetini,

Ve Rabbine olan mesafesini de okuyabilmesidir.

İşte tezkiye burada başlar.

Netice

Hicrî sene başı bize yalnızca yeni bir yılın geldiğini haber vermez.

Bize yeni bir hicret daveti yapar.

Nefisten kalbe,

Kalpten ruha,

Ruhtan Rabbimize doğru...

Bu yolculuk ilimle başlar.

Hayretle derinleşir.

Tefekkürle olgunlaşır.

Hikmetle güzelleşir.

Tezkiye ile arınır.

Marifetle nurlanır.

Muhabbetle tamamlanır.

Ve hamd ile kemale erer.

Subhanallah, Elhamdulillah, Allahu Ekber

Her zerre bir âlemdir...

Her atom bir kâinattır...

Her proton bir hikmettir...

Her elektron bir sırdır...

Her kuark bir sanat tecellisidir...

Her hücre bir şehir gibidir...

Her organ bir memlekettir...

Her insan küçük bir kâinattır...

Her gönül ayrı bir âlemdir...

Her aile bir medeniyet çekirdeğidir...

Her toplum insanlık kitabının bir sayfasıdır...

Her dağ kudretin bir nişanesidir...

Her deniz rahmetin bir aynasıdır...

Her gezegen ilâhî nizamın bir şahididir...

Her yıldız hikmet semasının bir kandilidir...

Ve her kâinat, Allah-u Azîmüşşân'ın esmâ ve sıfatlarının okunmayı bekleyen muhteşem bir âyetidir...

İlim → Hayret → Tefekkür → Hikmet → Tezkiye → Marifet → Muhabbet → Şükür → Hamd

Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn.

Nûr Gül Serdengeçti

‎Psikolog

‎Kuantum fiziği master uzman

‎NLP_Master_Training Uzm. Eğt.

‎Uluslararası tasavvuf NLP uzm

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }