GEÇMİŞE DOĞRU BİR HAC YOLCULUĞU

GEÇMİŞE DOĞRU BİR HAC YOLCULUĞU

Geçmişte kısa bir zaman yolculuğuna çıktım.

Bugün Mekke’de, otelimizin serin odasında dinlenirken aklıma şu soru geldi:

Acaba yıllar önce hacca gelen insanlar neler yaşıyordu?

Bizler bugün Diyanet İşleri Başkanlığının titizlikle hazırladığı bir organizasyonun içindeyiz. Allah emeği geçenlerden razı olsun. Hacıların her ihtiyacı düşünülmüş. Mavi yelekli görevliler adeta kanatsız melekler gibi oradan oraya koşuyor. Kaybolanları buluyor, yaşlıların ellerinden tutuyor, tekerlekli sandalyeyle tavaf yaptırıyor, şeytan taşlamada yardımcı oluyor.Arafat’ta Müzdelife’de klimalı koltuklu çadırlarda bizleri rahat ettirmek için koşturuyorlar.

Oteller konforlu, yemekler düzenli, su her an ulaşılabilir durumda.

Çayınız, meyveniz, ihtiyacınız eksik olmuyor.

Bazen sofralardaki çeşitliliğe bakınca Gazze’de, Filistin’de, Afrika’da açlıkla mücadele eden insanları düşünüyor ve elimdeki nimetin kıymetini daha iyi anlıyorum.

Sonra gözlerimi kapatıyorum…

Ve kendimi elli, yada yetmiş beş yıl öncesinin Mekke’sinde buluyorum.

Ne klimalı oteller var ne rehber uygulamalar ne de birkaç saatlik uçak yolculukları…

Anadolu’nun bir köyünden çıkan hacı adayı, ailesiyle vedalaşırken geri dönüp dönemeyeceğini bile bilmiyor. Çünkü hac yolculuğu aylar sürüyor.

Kimi trenle, kimi kamyon kasalarında, kimi günlerce süren otobüs yolculuklarıyla limanlara ulaşıyor. Oradan gemilere biniyorlar. Kalabalık güvertelerde, kavurucu sıcakların altında günlerce yol alıyorlar.

Hastalananlar oluyor.

Yolculuk sırasında vefat edenler oluyor.

Susuzlukla mücadele edenler oluyor.

Ama yine de herkesin dilinde aynı cümle var:

“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk…”

Bugün birkaç saatte ulaştığımız bu mübarek beldelere onlar bazen aylar süren meşakkatlerle gelebiliyordu.

Kâbe’yi ilk gördüklerinde neden gözyaşlarına boğulduklarını şimdi daha iyi anlıyorum.

Çünkü onlar sadece Kâbe’ye değil, bir ömür bekledikleri kavuşmaya geliyorlardı.

Bizler bugün sahip olduğumuz imkânların kıymetini bilmeli, kolaylaşan şartları bir şükür vesilesi olarak görmeliyiz.

Belki de bu yüzden soframdan artan bir lokmayı bile çöpe atmaya kıyamıyor, Kâbe’nin misafiri olan kedilerle güvercinlerle paylaşmayı tercih ediyorum.

Çünkü bazı ibadetlerin değeri biraz da geçmişte çekilen çileleri hatırlayınca daha iyi anlaşılıyor.

Bugün Kâbe’nin gölgesinde otururken, yıllar önce aynı hasretle buraya ulaşmaya çalışan o güzel insanları rahmet ve minnetle yâd ettim.

Allah onların haclarını kabul ettiği gibi bizimkini de kabul etsin.

Bu vesileyle, önceki satırlarda ifade ettiğim tüm duygu ve düşüncelerle birlikte, böylesine büyük bir organizasyonu başarıyla yürüten Diyanet İşleri Başkanlığımıza gönülden teşekkür ediyorum.

Hemen bir parantez açıp, Diyanet İşleri Başkanlığının Suudi Arabistan makamlarınca düzenlenen değerlendirmede 2026 yılının "En İyi Hac Organizasyonu" ödülüne layık görülmesini de gururla ifade etmek isterim.

Hacıların rahat, huzurlu ve güvenli bir şekilde ibadetlerini yerine getirebilmeleri için gece gündüz demeden çalışan tüm görevlilerden Allah razı olsun.

Özellikle 93. Kafile Başkanımız Sayın Abdulhak Alpolat’a, biz 2. gruptan sorumlu; güler yüzü ve bitmeyen sabrıyla gönüllerde taht kuran Arif Aksay Hocamıza, nezaketi ve vakur duruşuyla örnek olan Güngör Aykut Hocamıza, Fatih Akgün ve Ruhi Öztürk Hocalarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bilgileriyle yolumuzu aydınlattılar, sabırlarıyla gönüllerimize dokundular, güler yüzleriyle bu mübarek yolculuğu daha da güzelleştirdiler.

Ayrıca kadın irşat görevlimiz Neşe Yaldız Hocamıza da özel olarak teşekkür etmek isterim. Sorularımıza verdiği samimi cevaplar, rehberliği ve içten yaklaşımıyla bizlere destek oldu.

Rabbim kendilerinden razı olsun. Bu mübarek yolculukta emek veren, dua eden, hizmet eden herkesi hayırla mükâfatlandırsın.

Kâbe’den selam ve dua ile…

Aynur Yavuz

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }