Diyanet'in Köklü İhaneti: İcmâ'ı İnkar ve Sünnet'e Muhalefet!
Fıkhî Gündem: DİB'in Üst Düzey Kadın Atamaları, Şer'î Hükümleri Hiçe Sayıyor
Giriş:
Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB), Başkan Yardımcılığı ve Müftü Yardımcılığı gibi en üst düzey idari makamlara kadın ataması kararı, kurumun fıkhî dayanağını ve Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat çizgisi ile olan temel bağını kökten sorgulatan bir ideolojik ve usûlî krize işaret etmektedir. Bu hamle, basit bir personel tasarrufu olmanın çok ötesinde, İslam Hukuku'nun temel direği olan Vilayet-i Âmme (Genel Kamu Otoritesi) ilkesine karşı işlenmiş kurumsal bir ihlaldir. Diyanet, bu ideolojik tercihiyle kendi referans sistemine; Kur'an'a, Sünnet'e ve İcmâ'ya ihanet etmekte ve toplumsal nezdindeki meşruiyetini hızla yitirmektedir.
I. Fıkhî Kaidelere Karşı İdari İnat: Kur'an ve Sünnet'e Zıt Hareket
Diyanet'in fıkhî meşruiyet zemini, Kur'an, Sünnet ve bunlara dayalı İcmâ-i Cumhur hükümleri üzerine inşa edilmiştir. Ancak bu atamalar, DİB'in kendi temel kaynaklarının rehberliğini bizzat reddettiği anlamına gelmektedir.
A. Vilayet-i Âmme İlkesi ve Muhalefetin Dayanağı
İslam Hukuku'nda, hükümranlık yetkisini ve idari sevk yetkisini taşıyan makamlar, Vilayet-i Âmme başlığı altında ele alınır. Başkan Yardımcılığı ve Müftü Yardımcılığı makamları da bu tanıma tam olarak uymaktadır.
Sünnet Hükmü: Bu konudaki en kesin delil, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sarih uyarısıdır: "İşlerini bir kadına tevdi eden bir kavim iflah olmaz." (Buhari ve Tirmizi). Bu Hadis, genel siyasi ve idari liderlik (Vilayet-i Âmme) sorumluluğu için kadınların şer'an uygun olmadığını netleştirir.
İcmâ Hükmü: Dört büyük mezhebin (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli) fukahasının tamamı, Vilayet-i Âmme niteliğindeki üst düzey yönetim makamlarına kadınların getirilmesinin caiz olmadığını kabul etmiştir. Bu icmâ, köklü bir prensiptir.
Kurumsal İhlal: Diyanet, bu atamalarla, hem Sünnet'in sarih hükmüne hem de bu hükme dayalı İcmâ-i Cumhur'a bilerek aykırı hareket etmektedir. Kurumun bu idari tasarrufu, kendi fıkhî temelini reddetme anlamına gelmekte, kurumsal intihar niteliği taşımaktadır.
B. İstisnai Görüşlerin Suistimali: Usûlî Zeminin Çökertilmesi
Diyanet'in bu kararı meşrulaştırmak için başvurduğu argümanlar, metodolojik açıdan kabul edilemez bir usûlî ihanettir; zayıf görüşleri birleştirme (Telfîk-i Mezâhib) çabasıdır.
Hanefî Kadılık İstisnası Yanılgısı: Kurumun sığındığı sınırlı görüşler, Hanefî mezhebinde dahi Müftâ Bih (baskın ve fetvaya esas olan) görüş değildir; nadir ve merdud (terk edilmiş) bir görüştür. Bu istisna, sadece sınırlı davalar için söz konusu olup, genel idari yetki içeren Vilayet-i Âmme makamları için asla geçerli olmamıştır.
Fıkhın Siyasete Alet Edilmesi: Bir fıkıh merciinin, kuvvetli görüşü terk edip, siyasi iktidarın beklentilerine cevap vermek adına zayıf görüşlere sarılması, fıkhı; siyasal sekülerizme hizmet eden bir araç haline getirme kurumsal ihanetidir.
C. Karar Alma Mekanizmasında Şer'î Ehliyet Krizi
Başkan Yardımcılığı gibi üst düzey makamlar, Diyanet İşleri Yüksek Kurulu gibi kurumun en kritik fıkhî, idari ve mali kararlarının alındığı meclislerde görev almaktadır.
Bu atamalarla birlikte, Vilayet-i Âmme kısıtlaması, sadece bireysel bir makamın işgalini değil, aynı zamanda kurumun en üst karar alma meclisinin şer'i ehliyetini de tartışmalı hale getirmektedir.
Diyanet, ittifak edilmiş hükümleri çiğneyerek, kendi fetva otoritesinin meşruiyetini en tepe noktasından sarsmaktadır. Bir fıkıh merciinin, bir meselenin çözümünü Kur'an, Sünnet ve İcmâ'da değil, siyasi popülizmde araması, kurumun varlık sebebini ortadan kaldırmaktadır.
II. Etik ve Fıkhî Edep Çözülüşü: Yoğun İhtilat Riskleri
Diyanet sadece fıkhî hükümlere değil, aynı zamanda İslami ahlak ve edep prensiplerini koruma misyonuna da sahiptir. Atamaların gerektirdiği yoğun ihtilat, bu misyonu yerle bir etmektedir.
Görev Kaynaklı Zorunlu Yoğun İhtilatın İfşası
Bu üst düzey idari makamların doğası gereği, atanan kadın yöneticilerin erkek mesai arkadaşları ve protokol üyeleri ile sürekli ve kaçınılmaz bir "yoğun ihtilat" (fiziksel ve sosyal karışma) içinde bulunmasını gerektirmektedir. Resmî protokoller, uzun süreli seyahatler ve kritik idari toplantılar gibi görevler, mahremiyet sınırlarının kalktığı bir ortamda icra edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu pratik zorunluluk, İslam ahlakının temel direklerinden olan mahremiyet prensibini fiilen hiçe saymaktadır.
III. DİB'in İhlalinin Doğurduğu Kritik Sonuçlar ve Acil Çağrı
Dinî bir merciin, kendi referans sistemine karşı bu denli radikal bir hamle yapması, bir dizi kritik sonuca yol açmaktadır:
A. Fetva Otoritesinin Kaybı ve Nüfuzun Çözülüşü
Kurum, fıkhî dayanaklarını kaybettiği an, toplum nezdinde verdiği fetvaların ve tebliğlerin hükümranlığı sorgulanır hâle gelir. Eğer Diyanet, Sünnet ve İcmâ-i Cumhur'dan neşet eden hükmü yok sayıyorsa, Müslümanlar için diğer fıkhî konulardaki fetvalarına itimat etme zorunluluğu da ortadan kalkar. Bu durum, Diyanet'in Dinî Önderlik Vasfının içten boşaltılması ve buharlaşmasıdır.
B. Seküler Otorite Konumu ve Bürokratik İslam
Diyanet, kendi eliyle kendini, İslam'ın ittifak ettiği hükümlerin üstünde gören seküler bir otorite konumuna yerleştirmiştir. Kurum, İslami ölçütleri koruma misyonunu terk ederek, sadece siyasi beklentilere cevap veren bir "Bürokratik İslam" üretme amacına hizmet etmektedir.
C. Kritik Çağrı: Fıkıh Otoritelerine Düşen Tarihi Sorumluluk
Diyanet'in bu kurumsal ihlali karşısında, bağımsız İslam Hukuku otoriteleri ve fıkıh âlimlerinin üzerlerine tarihi bir sorumluluk düşmektedir.
Fetva Mecburiyeti: Sahih Fıkhı temsil eden muteber âlimler ve fıkıh heyetleri, Diyanet’in bu tasarrufunun şer'an caiz olmadığı yönünde sarih fetvalar yayınlamalıdır. Bu fetvalar, hem Diyanet'in yanlışı düzeltmesi hem de Müslüman kamuoyunun dinî rehberlikten mahrum kalmaması için elzemdir.
Sükûtun Riskleri: Fıkhî mercilerin bu denli açık bir şer'i ihlal karşısında sükût etmesi, Diyanet'in uygulamasını zımnen onaylamak anlamına gelecek ve bu durum, İslami hükümlerin siyasallaşmasına yol açan tehlikeli bir emsal teşkil edecektir.
SONUÇ: Referansın Kur'an ve Sünnete Göre Yeniden Tespiti Zorunluluğu
Diyanet'in üst düzey kadın atamaları, kurumun Kur'an, Sünnet ve Fıkıh kaidelerini feda ederek seküler bir yönetim aygıtına indirgenmesinin dramatik bir göstergesidir. Diyanet bir fıkıh mercii olmanın gereğini yerine getirmelidir.
Kurumun, toplumsal güvenilirliğini ve dinî yetkinlik konumunu yeniden kazanması için atması gereken tek yol, bu atamalarla oluşturulan fıkhî ve etik ihlalleri derhal ortadan kaldırması ve politik baskılardan bağımsız bir şekilde sahih İslam Hukuku'nun ittifak edilmiş ölçütlerine dönmesidir. Bu eylemin desteklenmesi için ise, fıkıh otoritelerinin acil ve bağımsız fetva sorumluluğu bulunmaktadır. Aksi takdirde Diyanet, sadece bir devlet dairesi olarak varlığını sürdürecek, ancak dinî nüfuz vasfını tamamen yitirecektir.
FATMA YILDIZ
Referanslar:
Kur'an-ı Kerim
Sünnet-i Seniyye
Fıkıh Usûlü (Şâtıbî, el-Muvâfakat)
Hanefî Fıkhı (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr)
Hadis Metinleri (Buhari, Tirmizi)
İdari Hukuk (Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye)