BİR GÜNE SIĞMAYAN VEFA: ANA-BABA HAKKI VE İSLÂM'DA HÜRMET MEDENİYETİ
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Vesselâtü vesselâmü alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Aziz dostlarımız,
Son yıllarda dünyanın birçok yerinde belirli günler vesilesiyle anne, baba, aile, kadın, çocuk ve benzeri kavramlar hatırlanmaktadır.
Elbette hatırlamak güzeldir. Vefa güzeldir. Teşekkür güzeldir. Gönül almak güzeldir. Lâkin Müslüman'ın ölçüsü yalnızca takvim yaprakları değildir.
Bizim medeniyetimizde anne ve baba sevgisi bir güne değil, bir ömre yayılmıştır.
Bizler senede bir gün hatırlayanlardan değil, her gün her an, hürmet, muhabbet ile hizmet ve dua edenlerden olmayı murad ederiz.
Çünkü bizim irfanımızda ana-baba, sadece dünyaya gelişimize vesile olan kimseler değil; Rabbimizin bize emanet ettiği en büyük nimetlerden biridir.
Kur'ân-ı Azîmüşşân'da Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti.” (İsrâ, 23)
Dikkat buyurulursa Allah-u Azîmüşşân kendi hakkından hemen sonra anne-baba hakkını zikretmektedir.
Bu, anne ve babanın İslâm nazarındaki yüksek makamını göstermektedir.
OSMANLI İRFANINDA ANA-BABA
Osmanlı medeniyetinde evlat olmak yalnızca bir akrabalık bağı değildi.
Evlat olmak;
Hürmetti...
Edepti...
Duaydı...
Vefaydı...
Sadakatti...
Büyüklerin elini öpmek sadece bir gelenek değil, kalpteki hürmetin bir nişanesiydi.
Yaşlı anne ve babaya hizmet etmek bir yük değil, rahmet vesilesi kabul edilirdi.
Nice Osmanlı hanım sultanları ve beyefendileri, gecelerini anne ve babalarının hizmetinde geçirir, bunu da bir şeref olarak görürdü.
Çünkü bilirlerdi ki;
Anne-babanın duası, dünya hazinelerinden daha kıymetlidir.
"ÖF" BİLE DEMEMEK
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara sakın ‘öf’ deme. Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle.” (İsrâ, 23)
Ne büyük bir inceliktir...
Rabbimiz bizlere sadece kötü davranmamayı değil, gönül kırabilecek en küçük serzenişi dahi yasaklamaktadır.
Bugün nice insanlar anne ve babalarına büyük kötülük yapmadıklarını düşünürler.
Fakat bazen bir ilgisizlik...
Bir telefon açmamak...
Bir gönül almamak...
Bir hâl hatır sormamak...
Yıllarca kalplerde derin yaralar bırakabilmektedir.
İslâm sadece eziyet etmemeyi değil, ihsan ile muamele etmeyi emretmektedir.
VEFA NEDİR?
Vefa, iyiliği unutmamaktır.
Vefa, bize emek verenleri hayırla yaş etmek hiç unutmamaktır..
Vefa, fedakârlıkları hatırlamaktır.
Vefa, yaşarken kıymet bilmektir.
Mezar taşlarının başında ağlamadan önce hayatta iken gönül almaktır.
Vefa, "iyi ki varsın" diyebilmektir.
Vefa, anne ve babanın yaşlandığında elinden tutabilmektir.
Vefa, onların duasını almaya gayret etmektir.
Bizler çoğu zaman çocukluğumuzu hatırlarız.
Lâkin annemizin kaç gece uykusuz kaldığını...
Babamızın kaç yıl alın teri döktüğünü...
Biz üşümeyelim diye kaç sıkıntıya sabrettiğini çoğu zaman unutabiliriz.
İşte vefa, unutmamaktır.
BABALIK MAKAMI
Baba olmak yalnızca evlat sahibi olmak değildir.
Baba;
Evladına helâl lokma ulaştıran,
Onu koruyan,
Ona rehber olan,
Ahlâk öğreten,
Dünya kadar ahireti de düşünen kimsedir.
Peygamber Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir miras bırakamaz.”
İşte hakiki babalık budur.
Mal bırakmak değil...
İman bırakmak...
Ahlâk bırakmak...
Güzel örnek bırakmak...
ANNE VE BABA AHİRETE GÖÇTÜYSE
Bazı anne ve babalar artık aramızda değildir.
Lâkin evlatlık vazifesi bitmiş değildir.
Onlar için yapılan dualar,
Sadakalar,
Hayırlar,
Okunan Kur'ân-ı Kerîmler,
Onların ardından yapılan güzel ameller rahmet vesilesi olmaya devam eder.
Gerçek vefa, vefatlarından sonra da onları unutmamaktır.
HEM ANNE HEM BABA OLANLAR
Bu vesileyle bir hususu da hürmetle yad etmek isteriz.
Hayatın ağır imtihanları sebebiyle bazı hanımefendiler ve beyefendiler evlatlarına hem annelik hem babalık yapmak zorunda kalmıştır.
Kimi zaman gözyaşını içine akıtarak...
Kimi zaman yorgunluğunu belli etmeden...
Kimi zaman kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek...
Evladının geleceği için mücadele eden nice güzel insanlar vardır.
Onlar sadece evlat büyütmediler.
Bir nesil yetiştirdiler.
Bir hayat inşa ettiler.
Bir yuvayı ayakta tuttular.
Rabbimiz onların her gayretini sadaka-i câriye hükmünde kabul eylesin.
Özellikle evladına hem anne şefkati hem baba merhameti göstermeye çalışan bütün fedakâr gönüllere Rabbimiz kuvvet, sabır, sağlık, afiyet ve bereket ihsan eylesin.
Aziz dostlarımız,
Bizim medeniyetimizde anne ve baba sevgisi bir günün değil, bir ömrün meselesidir.
Bugün vesilesiyle hatırlamak güzeldir.
Lâkin daha güzeli;
Yarın da aramak,
Ertesi gün de sormak,
Daim dua etmek,
Hayatta iken kıymet bilmektir.
Çünkü nice evlatlar vardır ki anne ve babasının yokluğunda bir kez daha sarılabilmek için ömründen yıllar vermeye razıdır.
Rabbimiz bizleri anne ve babasının kıymetini bilenlerden, onların hayır duasını alanlardan, gönüllerini incitmeyenlerden eylesin.
Hayatta olan anne ve babalarımıza sıhhat, afiyet ve bereket; ahirete irtihal edenlere rahmet, mağfiret ve cennet-i âlâ nasip eylesin.
VEFA SADECE ANA-BABAYA DEĞİL, HAKKI GEÇEN HERKESEDİR
Aziz dostlarımız,
Vefa; yalnız anne ve babaya karşı gösterilen bir güzellik değil, üzerimizde emeği bulunan herkese karşı kalbimizde taşıdığımız bir sadakat ve minnettarlık ahlâkıdır.
İnsan, tek başına yetişmez.
Bir ömür boyunca nice eller tutar ellerimizi...
Nice gönüller yolumuza ışık olur...
Nice dualar bizi korur...
Nice fedakârlıklar farkında olmadan hayatımıza yön verir...
Bu sebeple vefa; sadece hatırlamak değil, hayırla yâd etmek, dua etmek ve emek sahiplerinin kıymetini bilmektir.
Evvelâ bizleri yoktan var eden, sayısız nimetleriyle kuşatan, rahmetiyle büyüten Allah-u Azîmüşşân'a sonsuz hamd ü senâlar olsun.
Sonra âlemlere rahmet olarak gönderilen, insanlığın karanlık ufuklarını nurlandıran, bizlere imanı, ahlâkı, merhameti ve kulluğu öğreten Fahr-i Kâinat, Habîb-i Kibriyâ, Server-i Âlem Hazret-i Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'e sonsuz salât ü selâm olsun.
Ehl-i Beyt-i Mustafa'yı, Ashâb-ı Kirâm'ı, dört mezhep imamını, asırlar boyunca İslâm'ın nurunu taşıyan âlimleri, arifleri, mürşidleri, mücahitleri, vakıf insanlarını ve Hak yolunda hizmet eden bütün gönül sultanlarını rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyoruz.
Bugün minberlerde okunan ezanlarda...
Camilerimizde yükselen Kur'ân seslerinde...
Evlatlarımızın dilindeki Besmelelerde...
Mümin gönüllerde yaşayan İslâm şuurunda...
Nice fedakâr insanların alın teri, gözyaşı ve duası bulunmaktadır.
Onların emekleri olmasaydı bugün bizlere ulaşan nice güzellikler de olmayacaktı.
Bu vesileyle hayatımıza yön veren, gönüllerimize tefekkürü, hikmeti, marifeti ve tezkiyeyi sevdiren Kâmil Mürşidimiz, Mutasavvıf Mütefekkir İsmet Akçal (rahmetullahi aleyh)'i de rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyoruz.
Bizlere sadece ilmi değil;
Edebi...
Vefayı...
Tevazuu...
İhlâsı...
Muhabbeti...
Ve Allah için yaşamayı sevdirmeye çalışan bütün gönül dostlarına minnettarız.
Çünkü insanın hayatında bazı insanlar vardır ki yalnız bilgi öğretmezler;
Ufuk açarlar...
İstikamet kazandırırlar...
Kalbe dokunurlar...
İnsanı Rabbine yaklaştırırlar...
Ne mutlu böyle güzel izler bırakabilenlere...
Ne mutlu ardında dua eden gönüller bırakabilenlere...
Rabbimizden niyazımız odur ki;
Üzerimizde hakkı bulunan anne ve babalarımızdan,
Aile büyüklerimizden,
Hocalarımızdan,
Dostlarımızdan,
Komşularımızdan,
Bize iyilik edenlerden,
İslâm için mücadele edenlerden,
Bu vatana hizmet edenlerden,
Şehitlerimizden,
Gazilerimizden,
Ve ahirete irtihal etmiş bütün müminlerden razı olsun.
Mekânlarını cennet, makamlarını âli, derecelerini yüksek eylesin.
Bizlere de vefalı olmayı, kadirşinas olmayı, dua ile anılanlardan olmayı ve ardımızda hayırla yâd edilecek güzel izler bırakabilmeyi nasip eylesin.
Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn.
Subhanallah, Elhamdulillah, Allahu Ekber.
Her zerre bir âlemdir... Her atom bir kâinattır... Her proton bir hikmettir... Her elektron bir sırdır... Her kuark bir sanat tecellisidir... Her hücre bir şehir gibidir... Her organ bir memlekettir... Her insan küçük bir kâinattır... Her gönül ayrı bir âlemdir... Her aile bir medeniyet çekirdeğidir... Her toplum insanlık kitabının bir sayfasıdır... Her dağ kudretin bir nişanesidir... Her deniz rahmetin bir aynasıdır... Her gezegen ilâhî nizamın bir şahididir... Her yıldız hikmet semasının bir kandilidir... Her galaksi sonsuz kudretin bir tecellisidir... Ve her kâinat, Allah-u Azîmüşşân'ın esmâ ve sıfatlarının okunmayı bekleyen muhteşem bir âyetidir.
Sürç-i lisan ettiysek affola. Maksadımız hakikati aramak, hikmeti tefekkür etmek ve marifete bir kapı aralayabilmektir. İlmin sahibi Allah-u Azîmüşşân'dır. Rabbimiz en doğrusunu bilir.
Kusur ve noksanlık nefsimizden, doğrular ve güzellikler ise Rabbimizin lütuf ve ihsanındandır.
Nûr Gül Serdengeçti
Psikolog
Kuantum fiziği master uzman
NLP_Master_Training Uzm. Eğt.
Uluslararası tasavvuf NLP uzm