BANA ALGILARINI SÖYLE SANA NASIL BİR HAYATIN OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM

BANA ALGILARINI SÖYLE SANA NASIL BİR HAYATIN OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM

Bir düşünceniz vardır ama bu düşünce gerçeklikle uyumlu değildir. Sonucunda da negatif hislere sebebiyet verir. Bu yazıda da yaygın bilişsel çarpıtmaların isimleri ve ne anlama geldiklerinden bahsedeceğim. En sonunda da bilişsel çarpıtmalar ile ilgili yapabileceğiniz birçok taktikler var. Sonuna kadar ilgi ve merakla okuyun ve anlamaya gayret edin lütfen.

Bilişsel çarpıtmalara verebileceğimiz bir başka tanım da irrasyonel düşünme olur. Bunlar mesela “Şu hayatımda bir tek boynuzlu at (unicorn) bile göremedim!” diye düşünüp ağlamaya benzer. Kişi tek boynuzlu at görmeyi beklediği müddetçe de hayal kırıklığı devam edecektir, çünkü bu düşünce gerçeği yansıtmıyor, tek boynuzlu at diye bir şey yok, göremez. Bu örnekte bu durum çok basitken beynimiz bilişsel çarpıtmaları o kadar normalmiş gibi sunar ki, biz de hemencecik ona inanırız. Ve yine gerçeklikle uyumlu olmayan bu düşünce negatif hislere sebebiyet verebilir.

Bilişsel çarpıtmalar, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT; Cognitive Behavioral Therapy; CBT) ile yaygınlık kazanmışlardır.

Bilişsel çarpıtmaları öğrenmek önemlidir çünkü olayların bizim üzerimizdeki etkisini olayları nasıl yorumladığımız, yani nasıl düşündüğümüz belirler.

Olaylar değil seni üzen, bilişsel olarak çarpıtmış olduğun düşüncelerin seni üzüyor.

 

Bu fikre itiraz ediyor olabilirsiniz, ama şöyle değerlendirelim istiyorum. İlk olarak olayların değil düşüncelerin bizi üzdüğü herhangi bir olaya üzülmememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Sevdiğiniz birini kaybettiğinizde üzülmeniz normaldir. İşten kovulduğunuzda, boşandığınızda, ne zamandır beklediğiniz bir şey gerçekleşmediğinde, üzülmeniz normal. Bu düşüncelerinizi değiştirin ve üzülmeyin demek değil. Ancak Alzheimer’ li birini ele alalım, eşi vefat ettiği ona söyleniyor, ama üzüldüğü gözlemlenmiyor. Bildiğiniz gibi Alzheimer hastalarının algısında ve hafızasında sorunlar olmaya başlar, ileri derecede Alzheimer’ li birine “eşin vefat etti” dendiğinde onu algılamayabilir. Bu durumda olay aynı, eşinin vefatı, ama arada algı aşamasındaki eksiklik, duygunun da gelişini engelliyor. İşte bu bize olayların değil, olayları nasıl algıladığımızın bizim duygularımızı belirlediğinin göstergesi. Kayıp, ayrılık gibi durumlarda üzüntü, doğum, kazanç gibi konularda mutluluk duymak normalken, bazen algılarımız dış dünyada olanı bize çarptırarak ulaştırırlar, ve bu sefer asıl olaylarla uyumsuz duygular içerisine gireriz.

İşte bilişsel çarpıtmaların da yeri burası.

 

1. YA HEP YA HİÇ (SİYAH-BEYAZ) DÜŞÜNME BİÇİMİ:

 

Siyah ya da beyaz kategorilerde görüyorsunuzdur durumu, gri alanı tamamen kaybetmişsiniz demektir. Eğer durum sizin tam olarak beklediğiniz ya da planladığınız gibi gitmiyorsa berbat olmuş, her şey çöp olmuş demektir. En bilindik örneği diyet yapan birinin “yasaklı” yiyeceklerden birini yemesinin üzerine “gitti diyet bugün! yine bozdum!” diye düşünmesidir. (“Madem bugün bozuldu diyet, o zaman istediğim her şeyi yiyeyim yarın yeniden başlarım” bir başka bilişsel çarpıtmadır.) Sınavdan 90+ not bekleyen birinin 87 aldığını gördüğünde de “Yapamıyorum, aptalım!” demesi de yine siyah beyaz düşünme biçimine örnektir. Ya başarılıyımdır ya da başarısızımdır ve bu çizgiyi tam olarak 90 olan bir nottan geçiyor diye inanmaktadır ve gri alan tanımıyordur kendine.

2. AŞIRI GENELLEME:

 

Tek bir olayı alıp bunu tıpkı bilgisayar veya telefonda kopyala yapıştır yapar gibi bütün geleceğe yayma “Her zaman” ya da “Asla” gibi aşırı genelleyen kelimelerle ifade etme davranışıdır. Sevgilisinden ayrılan birinin “Ben bir daha asla mutlu olamayacağım. Herkes benden ayrılacak. Benim mutlu bir yuva sahibi olmam imkansız!” diye düşünmesi buna örnektir. Mutsuz olduğu bir olayı alıp, bu olayın varlığı tüm gelecek olayları kesin kılıyormuş gibi değerlendirmeye denir. Dikkat edilmesi gereken kelimeler :Her zaman, hiçbir zaman (asla), hep, hiç.

 

3. DÜRBÜN BAKIŞI (POZİTİFİ KÜÇÜLTME, NEGATİFİ BÜYÜTME):

 

Bu aşırı genellemeye benzer ama farklıdır. Aşırı genelleme bir olayı alıp geleceğe yönelik öngörü yaratırken dürbün bakışı olayın kendisi ile ilgili algının çarptırılmışlığıdır. Normal tuttuğunuz dürbün yakındaki şeyleri daha da büyütür değil mi? Ters tuttuğunu bir dürbün de uzaktaki şeyleri daha da küçültür. Dürbün bakışı budur, bir hatanızı, kusurunuzu, problemlerinizi büyütmek bunun ilkidir. “Kredi kartım reddedildi, hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşadım! O kadar rencide oldum ki, başıma gelen en kötü şeylerden biri buydu, bir daha asla gitmeyeceğim aynı dükkana, onlara yüzümü gösteremem!” Bunu aynı zamanda “Pireyi deve yapmak” olarak da biliyoruz. Bir diğeri de yeteneklerinizi, başarılarınızı, iyi yönlerinizi küçültmektir. “Evet konferansa burslu çağırıldım, sunumumu beğendiklerini söylediler, ama zaten gelenlerin yarısına aynı şeyi söylüyorlardır. Bence sıradan bir sunumum var, beğenilecek bir yanı yok öyle burs verecek kadar.” Kısaca sizinle ilgili kötü şeyleri büyütüp, iyi şeyleri küçültmeye dürbün bakışı denir.

 

4. KATASTROFİZE ETME:

 

Bunu dürbün bakışının bir çeşidi olarak da değerlendirebiliriz. Olabilecek en kötü şeyi düşünüp ona inanmaktır. Kaygı bozukluklarında sık rastlanabilecek bir bilişsel çarpıtmadır. Örneğin araba kullanmayı bilmeyen ve de öğrenmek istemeyen birine nedeni sorulduğunda “Çünkü direksiyon başındayken kaza yapabilirim, birini öldürebilirim, ömrümün sonuna kadar hapiste bunun vicdan azabını çekebilirim.” demesi gibi. Ya da çocuğuna eve 23:00’ de gelmesini söyleyen bir annenin 23:10’da aşırı kaygılanmasına sebep olan aklındaki düşüncelerdir “ 23:30’ da gelmesi gerekiyordu eve, asla geç kalmaz. Kesin başına bir şey geldi. Ay kaza mı oldu acaba, yoksa biri kaçırdı ona kötü bir şey mi yapacaklar!!” Bu aynı zamanda mental imgeler yani görüntüler şeklinde de olabilir. Başınıza gelebilecek en kötü senaryoyu zihninizde video oynatır gibi oynatma halidir.

 

5. MENTAL FİLTRE:

 

Zihninizin yarı geçirgen zar gibi davranmasıdır. Bir olayla ilgili kötü olabilecek her şeyi kabul edip iyi şeyleri ya görmezden gelmek, ya da yine kötüye çevirip öyle kabul etmektir. Kayınvalidelerinizi akşam yemeğe ağırladığınızı düşünün, onlar gittikten sonra akşamı zihninizde oynatıyorsunuz ve aklınızdan şu düşünceler geçiyor: “Dolmalardan hiç yemedi, bir tanesinin tadına bakmış sadece. Kesin beğenmedi. Tatlıdan da iki çatal almış zaten, onu da beğendiremedim. Çorbanın da tarifinin nereden olduğunu sordu, sanki kendim yapmayı bilmiyormuşum gibi. Benimle doğru düzgün konuşmadı bile, hep torunum da torunum. Bana hala yabancıymışım gibi davranıyor, beni beğenmiyor!” Burada dolmaları beğenmemesi gerçek olabilir, belki onun damak tadına uygun değildir. Tatlıyı yememesi için tek sebep beğenmemiş olması değildir, belki çok doydu, belki gündüz de tatlı yemişti, belki tatlıyı artık daha küçük porsiyonlarda yiyor, kısaca o tatlı spesifiğinde bir karar olmayabilir. Çorbanın tarifini beğendiği için sormuş olabilir, ama mental filtre bu pozitifi de negatife çevirmektedir. Aynı şekilde torunu ile ilgilenmesi de tamamen normal bir durum iken mental filtre bunu de negatif bir deneyime çevirip “beni hala beğenmiyor” diye tanımlamaktadır durumu. Kısaca negatif olayların şıp diye geçmesi, pozitif olayların da negatife çevrilip geçirilmesidir.

 

6. POZİTİFİ GÖRMEZDEN GELME:

 

Diyelim mental filtre pozitifi negatife çevirmeyi başaramadı, bir başka bilişsel çarpıtma var hala pozitifin icabına bakacak