497 Konutun Kördüğümü: Zafiyet mi, Hak Tasfiyesi mi?

497 Konutun Kördüğümü: Zafiyet mi, Hak Tasfiyesi mi?

​Sosyal devlet olmanın hayati meşruiyet zemini; vatandaşın yarınlarına dair duyduğu kamusal itimat ve adaletin tavizsiz bir kararlılıkla tesis edilmesidir. Şeffaf ve denetlenebilir bir idari işleyiş, sadece bir bürokrasi gereği değil, devlet ile fert arasındaki güven bağının yegâne teminatıdır. Lakin bugün gelinen noktada, Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi iddiasıyla yola çıkan TOKİ, Ankara kuralarında ne yazık ki bu güven zeminini tahkim etmek yerine, çözülmesi güç bir "dijital kördüğüm" oluşturmuştur.

​Ankara kuralarında 497 konutun akıbeti belirsizliğin o izahı güç boşluğunda kaybolurken, sadece teknik bir arızanın arkasına sığınarak aynı isimlerin mükerrer hak sahibi yapılması, kamu vicdanında onarılması güç bir infial uyandırmıştır. Bu manzara karşısında sorgulamak artık bir zarurettir: Karşımızdaki tablo basit bir sistemsel aksaklık mıdır, yoksa ince elenip sık dokunmuş bir hak ihlali tasarımı mı?

​Sosyal Devletin Güven İrtifası: Sarsılan Temeller

​Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 57. maddesi, devleti vatandaşın barınma ihtiyacını karşılayacak hayatî mükellefiyetleri yerine getirmekle vazifelendirir. Sosyal konut projeleri, bu anayasal sorumluluğun ve devlet ile vatandaş arasındaki o vazgeçilmez sosyal mukavelenin en somut, en insani tezahürüdür. Lakin Ankara kuralarında ortaya çıkan bu vahim manzara, devletin bu asli yükümlülüğü ifa ederken kullandığı denetim mekanizmalarının ve uygulama araçlarının ne denli kırılgan, ne denli denetimden uzak olduğunu acı bir gerçeklik olarak önümüze koymuştur.

​Yaşananlar, sıradan bir idari zafiyetin çok ötesinde, derin bir "güven bunalımı" ve "sorumluluk kaybına" işaret etmektedir. 497 konutun kura listelerinden bir gece vakti adeta "buharlaşması" ve teknolojik imkanların sunduğu o şaibeli "kişiye özel" imtiyazlar, sadece devlet ciddiyetinin zedelenmesi değil, bizzat kurum eliyle bir itibar kaybının inşa edilmesidir. Vatandaşın adalete olan inancı, bu nevi sistemsel muammalarla kökten sarsılmakta; umut, yerini derin bir kimsesizlik hissine bırakmaktadır.

​497 Konutun Akıbeti: Veri Boşluğu mu, Şeffaflık İflası mı?

​Kura sürecinde, matematiğin ve mantığın en temel kuralları dahi ayaklar altına alınmıştır: Taahhüt edilen konut sayısı ile hak sahiplerinin yekûnu arasındaki o uçurum, "sehven" kelimesinin sığlığına sığdırılamayacak kadar büyüktür. Kamu kaynaklarıyla, milletin alın teriyle oluşturulan bu yapı stokunun her bir metrekaresinin hesabı verilmediği müddetçe, bu süreç kamu vicdanında şaibeli kalmaya mahkûmdur.

​Sürecin merkezindeki o can alıcı soru, tüm çıplaklığıyla geçerliliğini korumaktadır: Bu konutlar "yedek" listelerin görünmez satırlarına mı kaydırıldı, yoksa kuraya hiç dahil edilmeyerek bir nevi "gölge kontenjanlar" mı oluşturuldu? Şeffaflığın bittiği noktada, şaibenin hükümranlığı başlar. Eğer bir devlet kurumu, yönetimindeki kamu mülkünün akıbetini sistemsel bir veri bütünlüğü içinde ispat edemiyorsa, orada idari bir çöküşten ve liyakat iflasından söz etmek bir zorunluluktur. Zira kamu mülkiyeti üzerinden yapılan her türlü tasarruf, milletin gözü önünde tam bir şeffaflık ve hesap verebilirlik çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

​Şeffaflığın Eşiğinde Kaybolan Haklar ve Sistematik İhmalin Gölgesi

​Kurumsal işleyişin temelinde teknolojik sistemlerin varlık gayesi; insan kayırmacılığını bertaraf etmek ve mutlak adaleti tesis etmektir. Ancak bu vakada dijital mimarinin, hakkaniyeti tahkim etmek yerine, belirsizliğin üzerine çekilen soğuk bir örtü işlevi gördüğü müşahede edilmektedir. Aynı ismin aynı kurada iki kez tecelli etmesi, veri tabanı işleyişinde en temel hak kurallarının bile kasten veya ihmalle saf dışı bırakıldığının açık bir göstergesidir.

​Milletin alın teriyle hayat bulan bütçeli sistemlerin; hangi ehliyet süzgecinden geçtiği ve neden "mükerrer kayıt" gibi en basit hak ihlali uyarısını dahi vermediği kamuoyuna izah edilmelidir. Eğer sistemsel işleyişteki hata payı daima toplumun en zayıf halkasını, yani dar gelirli vatandaşı mağdur ediyorsa, buna "arıza" denmez; buna "teknolojik bir maske ardına gizlenmiş hak tasfiyesi" denir. Zira teknolojik imkanlar; hataları örtmek için birer perde değil, şüpheleri gidermek ve toplumsal güveni korumak adına birer ayna olarak konumlandırılmalıdır.

​Noterlik ve Zedelenen Toplumsal Teminat

​Noter huzurundaki çekilişler, halkın adalete olan son güven teminatı, hukuki geçerliliğin onaylanmasıdır. Fakat bu süreçte noterlik, sistemin arka planındaki teknik zafiyetleri sorgulamayan, veriyi olduğu gibi kabul eden bir "tasdik mekanizmasına" indirgenmiştir. Yazılımın adaletsizlik ürettiği bir düzlemde, noterin kağıt üzerindeki onayı, yanlışı doğruya tebdil etmeye yetmez. Denetimin bu denli zafiyete uğradığı, otoritenin sadece şekli bir unsura dönüştüğü bir ortamda, ehil bir yönetim anlayışından bahsetmek mümkün değildir.

​Bu tablo, devlet ile fert arasındaki o görünmez "toplumsal mutabakatın" alenen ihlalidir. Geleceğini bir çekilişin adaletine bağlamış ailelerin umutlarının, "teknik hata" dişlileri arasında öğütülmesi, aidiyet duygusunu yaralar. Adaletin ve hakkaniyetin oluşturulmadığı bir düzen, şehirlerin merkezine sadece soğuk beton yığınları diker; ancak o binaların içine huzurlu bir gelecek inşa edemez. Üstelik Ankara’da patlak veren bu "dijital virüsün", yarın diğer illerdeki projeleri de enfekte etmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Eğer bu gedik devlet ciddiyetiyle kapatılmazsa, yarın tüm Türkiye’de barınma hakkı bir "sistem hatasına" kurban edilecektir.

​Sonuç: Hesap Verebilirlik Bir Lütuf Değil, Mecburiyettir

​Netice itibarıyla, yaşanan bu sistemsel fiyasko sadece listelerin yüzeysel müdahalelerle güncellenmesiyle veya günü kurtaran bir özür beyanıyla geçiştirilemez. 497 konutun gerçek akıbeti şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanmalı, bu dijital skandalda payı olan her bir yetkili hukuk önünde hesap vermelidir. Şeffaflık, kamu yönetimi için bir tercih değil, anayasal bir mecburiyettir. Zira devletin asli vazifesi; vatandaşına sadece hakkı olanı teslim etmek değil, o hakkın zayi edilmediği ve en ufak bir şaibeye yer bırakmayacak derecede tam bir şeffaflık zeminini inşa etmektir.

​FATMA YILDIZ

​Kaynakça

​T.C. Anayasası, Madde 57: Devletin konut edindirme ve barınma hakkını koruma yükümlülüğü.

​6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK): Veri bütünlüğü ve güvenliğine dair idari sorumluluklar.

​Sayıştay TOKİ Denetim Raporları (2020-2025): Kurumsal işleyiş ve mali denetim verileri.

​Jürgen Habermas, "Kamuoyunun Yapısal Dönüşümü": Şeffaflık prensibi ve kamu yararı teorisi.

​TMMOB Teknik Görüş Raporları: Sosyal konut projelerindeki teknik ve mimari denetim eksiklikleri.

​ISO/IEC 25010 Standartları: Yazılım kalitesi ve veri güvenilirliği uluslararası kriterleri.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }