28 ŞUBATÇILARIN KÜFÜRBAZLARINDAN BİRİ DAHA BASIN ÇÖPLÜĞÜNDE YERİNİ ALDI

28 ŞUBATÇILARIN KÜFÜRBAZLARINDAN BİRİ DAHA BASIN ÇÖPLÜĞÜNDE YERİNİ ALDI

Hani bazı insanlar… 

Hayranlıkla baktığımız eserleri ile iz bırakır...

Bazı insanlar da edebiyle, terbiyesi ile...

Kimi de edepsizliği, terbiyesizliği, küfürbazlığı ile zihnimize kazınır...

İşte Fatih Altaylı denen şahıs da basın tarihinde edepsizliği, terbiyesizliği ve küfürbazlığı ile iz bırakmış ve bana göre Türk basın tarihinin çöplüğünde yerini almıştır...

BASINDA BAHAR TEMİZLİĞİ 

Fatih Altaylı'nın köşe yazısından:

“2005 yılında, Hürriyet'ten ayrıldığımda bana kucak açan Ciner Grubu'nda 18. yılım olmuş hiç çaktırmadan.

Ama artık yokum.

Hoşçakalın...

Görüşmek üzere.

NOT: Bundan böyle, medyada kimseye patron diyecek gücüm takatim yok. Saygı duyacağım öyle birini de zaten göremiyorum. Ama bir süre sonra yazılarıma fatihaltayli.com.tr adresinden devam etmeyi planlıyorum. Sonrasına bakarız.

Bana katlanan herkese teşekkürler”

SANA KATLANMAK MI?

Sırf inancından ve imanından dolayı tesettürü ile okumak isteyen 28 şubat döneminin jenerasyonu olan bizler...

Daha 14-15 yaşlarında iken…

Atar topar liseden kovulduk…

Üniversite sınavında ilk %4’lük dilime girecek neti çıkarmayı başardığım halde katsayı adaletsizliğinden dolayı neredeyse hiç tercih yapamaz hale geldim...

Lise kapılarında robokoplu polislerin ellerinde siyah köpekler de dimağımıza kazındı… Çoğumuzun köpekten ölesiye korktuğumuzu da hesaba katın…

Üniversitenin koskoca genel sekreteri tarafından absürt bir şekilde, okula girmemi engellemek adına, bodrum katlara kadar koşturuldum.

“Peruk mu, saç mı?” işkencesi ile üniversiteyi bitirmek zorunda kaldık...

TEK SUÇUMUZ TESETTÜRLÜ OLMAK

Bu zorbalık, bu zulüm, bu kin, bu nefret tüm hızı ile devam ederken...

Gazeteci kisvesi altında Fatih Altaylı, çıkıp da sırf inancından ve imanından dolayı örtünmüş kızlara ağzından salyalar akıta akıta ağız dolusu küfürler ve hakaretler ediyordu...

ZULMÜ ALKIŞLAYAN VE ÇANAK TUTAN BİRİ OLDU FATİH ALTAYLI 

Tek dertleri tesettürlü kızların okumasını engellemekti...

Nasıl olurdu da başörtülü bir hakim, savcı, avukat, öğretmen olabilirdi??

Bunların zorbalığı yüzünden kim bilir o jenerasyondan kaç kişi okulunu bırakmak zorunda kaldı...

Kim bilir kaç kişi haketmiş olduğu mesleğini icra edemedi...

Kim bilir, çocuk yaşta sayılabilecek, daha 14-15 yaşlarındaki kızların psikolojisi nasıl ve ne denli bozuldu?

Daha çocuk yaşlarındaki kızlar kim bilir ne bunalımlar atlattı ve ne sorunlar yaşadı?

Sırf birilerinin inanca ve İslam’a yönelik kin ve nefreti yüzünden yaşandı tüm bunlar...

ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH BÜYÜK 

Liseden bir ara atılmama ve kovulmama rağmen… 

Çok şükür liseyi birincilik ile (tam puanla) bitirmeyi başardığım için matematik öğretmeni olabildim...

Ve tam 30 senedir şahsıma yapılan tüm haksızlıklara ve engellemelerine…

Hakkımı yemek üzere tezgahlanan türlü türlü ayak oyunlarına ve köy kurnazlarına…Hakkımın daha fazla yenmesine sessiz kalmamak adına…

İstanbul Üniversitesi gazetecilik bölümünü kazanıp 

Eğitimci bir gazeteci olmaya karar verdim...

Neredeenn nereyeee derler yaaa…

Adaletsizlik ve zulüm öyle bir şey ki, insanı nerelere sürükleyeceği hiç belli olmuyor...

Birileri var gücüyle imanlı, inançlı, tesettürlü kızları apaçık engellemeye çalıştı zamanında…

ENGELLER BİTTİ Mİ?

Tabi ki hayır! 

Engeller hiçbir zaman bitmedi… 

Şimdi de torpil engeli var...

Birileri de ahbap çavuş ilişkileriyle tuttukları köşe başlarından kendilerinin aksine istikametteki bir bilim insanını, başarılı bir meslek hayatına sahip akademik kariyer yapmış 20 yıllık uzman ve deneyimli bir kadın öğretmeni, sırf yönetici yapmamak adına türlü türlü olmadık engellemeye girişmiş...

MEB'DE YÖNETİCİLİKTE KADININ ADI BİLE YOK

Kadın öğretmen olarak MEB’de yönetici olmak istersen şayet, müdür beyler tarafından acımasızca uygulanan bir mobbing sistemi var...

Peki bu zulüm, Sayın MEB'in umurunda mı?

Görünen o ki, değil! 

Bizzat şahsıma yaşatılanlardan biliyorum…

Neden umurunda olsun ki?

Nasıl olsa onlar engellenmiyor, onların keyfi yerinde… 

HAK İÇİN, ADALET İÇİN KALEMİ ELİME ALDIM 

Hak için, hakkaniyet ve adalet için…

30 senedir yaşamış olduğum tüm baskı, zulüm, zorbalık ve engellemeleri aşmak adına kalemi elime almış bulunmaktayım...

Bu uğurda yılmadan, yıkılmadan, bıkmadan, usanmadan sadece hakkı yazacağım…

Sadece hakkaniyeti ve adaleti savunacağım… 

Adaletsizliğin ve çarpık torpil düzeninin var gücümle karşısında duracağım...

Kim torpil düzeni ile herhangi bir adaletsizlik yaparsa da, bir gazeteci olarak hiç kimseden çekinmeden, kalemim ile hepsini tek tek ifşa edeceğim...

Kimseye iftira atmadan, yalan yazmadan, belgelerin, kanıtların ve bilimsel verilerin ışığında sadece hak için yazacağım, hep olduğum gibi…

Torpiline güvenip başkalarının hakkını şapır şupur yiyerek MEB’de makam ve mevki sahibi olanları satır satır yazacağım… 

30 yıldır sustum, artık susmayacağım!

Çünkü biz haklılar sustukça; bariz, açık seçik, net bir şekilde, yüzümüze baka baka, arsızca, hiç utanmadan, çekinmeden hak yiyorlar...

Üstüne bir de mobbing uyguluyorlar...

Madem öyle, hadi gelin böyle...

30 yıldır gördüğüm baskı, zulüm, engel, torpil kokuşmuşlukları, mobbing yüzünden kimseden korkum ve çekincem kalmadı artık…

Eserinizle gurur duyun…

Ölürsem de, en azından bu yolda hakkımı savunduğum için, hak ve adalet için ölürüm...

Torpil mi yaman; adalet, cesaret, başarı mı yaman, hep beraber görelim...