SORGULUYORUM YAZI DİZİSİ

beyazay2

DEREGÜLASYON-1

Bu yazı dizisi belki okurken sıkılacaksınız. Sayın okuyucu, lütfen sıkılmadan okuyunuz. Bugün yaşananların temelinde olan bitenleri bu yazı dizisinde bulacaksın. Sonuç olarak gidecek başka ülkemiz yok.

Uluslararası sistem olan Kapitalizm, 1970’lerde yaşanan bunalımlardan sonra 1980 yılından itibaren yeniden yapılanmaya başladı. Bu tarihten itibaren Deregülasyon dediğimiz bir özelleştirme furyası başladı. Kısaca ifade edersek, devletin karar alanını daraltan regülasyonların, azaltılması veya kaldırılması, kamu kudretinin özel sektöre ve sermayeye devredilmesi yönünde yapılan yasal düzenlemelerdir.

 Özelleşmenin önünde ki en büyük engel gelişmekte olan ülkelerde ekonomik alanda devlet müdahaleleri söz konusuydu. Kendi ülkemizden hatırlayalım; sermaye ve döviz hareketleri üzerinde yoğun kontroller ve dış ticarette kota vb. engeller vardı, döviz serbestçe alınıp satılamıyordu. Buna benzer pek çok engellerin ortadan kaldırılması gerekmekteydi. Küreselleşme iyi midir, kötü müdür, bu tartışmayı bir kenara bırakalım. Biz küreleşmenin neresindeyiz ve bize kazanımları nelerdir?

Şirketokrasinin Pazar araması nedeniyle, 1980'li yıllarda IMF ve Dünya Bankası'nın da önerileri ile bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde finansal serbestleştirme ve özelleştirme uygulamalarına gidilmiştir. Böylelikle çokuluslu şirketlerin söz konusu ülkelere rahatlıkla giriş çıkış yapabileceği, engellerin kaldırıldığı bir ortam hazırlanmak istenmiştir. Ulusal devletleri aşarak dünyanın tek bir bütünleşmiş pazar haline dönüşmesini ifade eden küreselleşme, işte bu yeniden yapılanmanın en temel öğelerinden biri olmuştur. Hatırlayınız, bizde bu durum Özal’la hayata geçirilmiştir. AKP hükümetleriyle bu özelleştirmeler zirve yapmıştır. Limanlar dâhil aklınıza ne geldiyse satıldı. Bugünlerde de askeri alanlar imara açılmaya başlandı.

            1980'li yıllarda önem kazanmaya başlayan küreselleşme süreci, teknolojik alandaki gelişmeler ve 1990'lara doğru Doğu'da komünist rejimin çökmesi ve soğuk savaş döneminin sona ermesi ile birlikte hız kazanmıştır. Aslında küreselleşmenin başlaması ulus devletlerinin sonunun hazırlamıştır. Dünya birbirine entegre edilmiş, sınırlar tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu durum tek dünya devletine giden yolda döşenen taşlardan başka bir şey değildir. Dünya artık Şirketokrasinin emrine girmektedir. Bunun nedenlerinden biri yandaş hükümetler ve o hükümetlere destek veren, medya büyüsünde olan halktır. Bu sürecin sürdürülür olabilmesi için, eğitimin bozulması gerekmektedir. Düşünen, sorgulayan halk, kapitalizmin istediği insan tipi değildir. 

Ekonomik gelişmeler Türkiye’nin yoksulluk profilini derinden etkilemiş, 1980’li yıllardan başlayarak Türkiye, gelirin nispeten eşit dağıldığı bir ülke olmaktan çıkmış, zengin ile yoksul arasındaki farkın uçurum nitelemesini hak edecek boyutlara ulaştığı bir ülke haline gelmiştir. 1980’lere kadar kırsal kesimde yaygın olan yoksulluk, 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göçlerle kentlerde görünür bir nitelik kazanmış ve 1990’ların ikinci yarısından itibaren yoksulluk ve yoksullukla ilgili tartışmalar gündemde yer almaya başlamıştır.2002 yılında sosyal yardım alanlarla,2022 yılında sosyal yardım alanların sayısında azalma olmamıştır. Olmadığı gibi korkunç boyutta bir yoksulluk artışı söz konusudur. Oysa hükümetlerin, yoksulluğu bitirmesi gerekiyor. 

Diğer bölümde 1995 yılında Tansu Çiller tarafından imzalanan İngilizce adı “GATS (The General Agreement on Trade in Services) olan ve bizde ki karşılığı Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’ndan bahsedeceğim.