Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre ideoloji “siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünüdür” şeklinde tanımlanmıştır. Başka bir ifadeyle ideoloji; gerçek ya da tüzel kişilerin bir ya da birçok alanda belirlemiş olduğu ideal düşünceyi hayata geçirmek amacıyla geliştirmiş olduğu her türlü fikirdir. Liberalizm, kapitalizm, sosyalizm gibi yaklaşımlar ideolojiye örnek olarak gösterilebilir. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu 1923 yılından 1946 yılına kadar tek parti ile yönetilmiştir. Tek parti döneminde devlet ideolojisi olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “Türk İnkılâbı” diğer adıyla da “Kemalizm” hâkim fikir olmuş ve uygulanmıştır.

1923 yılında Türkiye’de kurulan yeni devletin gerçek anlamda demokratik bir rejim olmadığından bahsedilmektedir. Ancak Feroz Ahmad’a göre, yeni kurulan devlette hemen batılı bir rejimin kurulmasını beklemek hiç de doğru değildir. 1925 yılında Doğu’da isyan başlaması nedeniyle hükümet, Takrir-i Sükûn Kanunu’nu çıkararak kendisine olağanüstü yetkiler tanımış ve bu yetkiler 1929 yılına kadar uzatılmıştır. İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması, çok partili hayata geçiş denemesinin başarılı olmaması nedeniyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması ve Komünist Partisi’nin yasadışı ilan edilmesinden dolayı her ne kadar resmi devlet ideolojisi olarak Kemalizm benimsenmemiş de olsa aslında bu ideolojinin fiili olarak uygulandığını göstermektedir.

Kemalizm, ana hedef olarak burjuvazinin gelişmesi ve çoğulcu siyasetin koşullarının yaratılması ile tek parti rejiminin geçersiz sayılmasını amaçlamıştır. Ancak teorideki bu amaç, Kemalist rejimin bir geçiş rejimi olması için planlanmış ve istenilen düzeyde başarı sağlayamamıştır. Çünkü kurulan yeni devletin temelleri, çoğulcu anlayıştaki burjuvazinin çıkarlarına ters düştüğü için belirlenen amaca ulaşamamıştır. Kemalistler, 1920’lerde uygulamaya koyduğu radikal reformları gerçekleştirmek istemişlerdir. Fakat devlet, yeni kurulduğu ilk dönemlerde karşı devrim tehdidi ile karşı karşıya kalmış ve Takrir-i Sükûn Kanunu çıkararak olağandışı yöntemlere başvurmuştur.

Tüm bu tehditlerin 1929 yılından itibaren bertaraf edilmesi ile birlikte Kemalistlerin liberalleşme eğilimi gösterdiğini söylemek mümkündür. Özellikle de 1929 yılında dünya çapında yaşanan ekonomik buhran nedeniyle hükümet, özel sektördeki problemlere çözüm aramak zorunda kalmıştır. Hükümetin çözmesi gereken problemler, dünyada yaşanan ekonomik buhrandan dolayı daha da erkene alınmıştır. Ancak hükümet, Kemalist siyasete aykırı ve zorunlu olarak bazı kararlar da almıştır. Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda Kemalizm, devlette etkin bir ideoloji olduğu için Kemalistlerin savunduğu ve istediği hemen hemen her uygulama hayata geçirilmiştir.

Feroz Ahmad, devlette 1920’li yılların başlarında demokrasi arayışı olduğunu, 1920’li yılların sonunda da liberalizm etkisi görüldüğünü ve 1930’dan sonra ise bu fikirlerin yerini faşizm aldığını söylemektedir. O dönem faşizm, milliyetçi ve yurtsever bir anlayış olarak görüldüğü için bu anlayışın Kemalistleri cezp etmiştir. Ancak faşizm söyleminin daha çok fikir anlamında değil uygulamalarda geçerli olduğunu savunmaktadır. 1930 yılında yaşanan Menemen Olayı sonucunda Kemalistler umutsuzluğa kapılmış ve yeni bir ideoloji arayışına girmiştir. 1931 yılının Mayıs ayında yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası üçüncü parti kongresinde; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık ilkeleri kabul edildiği gibi Kemalizm de resmi ideoloji olarak benimsenmiştir.

Her ne kadar Kemalizm bu tarihe dek devlet tarafından resmi ideoloji olarak kabul edilmeden uygulanmış olsa da 1931 yılından itibaren Kemalizm, Türkiye’de tek parti döneminin resmi devlet ideolojisi halini almıştır. Böylece tek partili hayat pekiştirilmiş ve bundan sonra resmi ideoloji tek bir kaynaktan yayılmıştır. O dönem alınan tüm kararlar, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Almanya’daki Nazileri örnek aldığı düşüncesini de beraberinde getirmiştir. Böylelikle parti ile devlet birleştirilmiş ve bu çabaların tek parti iktidarından diktatörlüğe doğru geçiş için atılan bir adım olarak görülmüştür. Hakan Yılmaz, yeni modern Türk Devleti’nin temelinin 1918-1927 yıllarında Kemalist devrim ile atıldığını savunmaktadır.

Ayrıca o, bu dönemi iki farklı aşamaya ayırmaktadır. İlk 6 yıllık döneme Yılmaz, sultanın ve yetkilerinin tasfiye edildiği dönem şeklinde adlandırırken; Kemalistlerin ikinci 4 yıllık dönemine ise temel kurumların tek parti rejimi tarafından tek tip anlayışla inşa edildiği için tek parti rejiminin anti Kemalist muhalefete baskısı olarak adlandırmaktadır. Ayrıca Kemalist hareketin en önemli üç lideri olarak Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), İsmet Paşa (İnönü) ve Fevzi Paşa (Çakmak) şeklinde sıralamak mümkündür. 1927 yılında Mustafa Kemal Atatürk, CHF’nin ikinci kongresinde yazmış olduğu “Nutuk” adlı eserini okuduğu için Kemalist rejimin kurulduğunu ve hatta pekiştirildiğini iddia edenler de olmuştur.

Bu dönemden sonrası Kemalizmin devrim olarak sonu ve siyasi rejim olarak başlangıcı biçiminde tarif edilebilir. CHF üçüncü kongresinde alınan kararda, altı ilkenin (cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık) resmi tanımı yapılmıştır. Bu ilkelere, “Kemalizmin Altı Okları” da denilmektedir. Bunun yanı sıra CHF dördüncü kongresinde bazı kararlar alınmıştır. Alınan bu kararlarda ise parti ve devlet birleştirilmiştir. Partinin genel sekreteri içişleri bakanı ve parti il başkanları ise illerin valileri olmuştur. Yani bu kararla beraber tüm devlet görevlileri taraf olmaya mecbur bırakılmıştır. Böylece Kemalist rejimin tanımlanmasında ve güçlendirilmesinde ikinci adım atılmıştır.

Erik Jan Zürcher de cumhuriyetin kurulması ile birlikte tek parti döneminde ve özellikle 1920’lerin sonlarında Atatürk kültünün oluşmaya başladığını söylemektedir. Hatta ona göre bu kült, 1938 yılında Atatürk’ün ölümüyle beraber devam etmiş ve daha da ileri bir noktaya taşınmıştır. İktidarda tekelci mantığın oluşturulması ve olağanüstü tedbirlerin alınması neticesinde o dönem hem cumhuriyetçi elit içinde hem de ordu içinde rahatsızlık meydana gelmiştir. Kemalist liderlik anlayışına göre Atatürk’ün “ülkenin kurtarıcısı ve hatta yeni Türkiye’nin yaratıcısı” olduğu düşüncesi ön plana çıkmıştır. İşte tüm bu gelişmeler sebebiyle Zürcher, 1923 ile 1926 yılları arasındaki dönemde ve tek partili devlet düzeninde Kemalizmin ideolojik temellerinin atıldığını savunmaktadır.

10 Kasım 1938 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk vefat ettiği için 1938 yılının Aralık ayında CHF, olağanüstü kongre kararı almış ve İsmet İnönü başkanlığında toplanmıştır. Bu kongrede alınan karara göre Atatürk; CHF milletvekili olmuş, devletin kurucusu ve ebedi başkanı ilan edilmiştir. Cumhurbaşkanı vekili İsmet İnönü ise CHF’nin daimi başkanı ve ulusal şefi ilan edilerek genel başkan yapılmıştır. Kongre sloganı olarak “tek parti, tek millet, tek lider” şeklinde kullanıldığı için bu slogan Nazilerin sloganına benzetilmiştir. Ayrıca Kemalizm ile birlikte rejimin de olağanüstü yetkilere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Enes CÖMERT