Siyasal rejimler arasında çeşitli kıyaslamalar yapılmakta ve en ideal rejimin hangisi olduğu konusunda pek çok fikir öne sürülmektedir. Bu konu hakkında siyaset bilimciler net bir cevap bulamamakla birlikte mükemmel bir siyasal rejimin olmadığı konusunda da hem fikirlerdir. Siyasal rejimler arasında bir sistemin, bir başka sistem üzerinde mutlak bir üstünlüğünden bahsedilemez. Kimisi demokratik bir parlamenter sistemin daha iyi olduğunu savunurken, kimisi de otoriter bir sistemin daha iyi olduğunu savunmaktadır. Çünkü herkesin amacı en ideal siyasal rejimi aradığı için fikirler kişiden kişiye göre değişiklik göstermektedir. Ayrıca siyasal rejimler arasında bir kıyaslama yapabilmek için siyasal sistemleri ve bu sistemlerin temel özelliklerini mutlaka bilmek gerekir. Bunun yanı sıra siyasal sistemler arasında yapılacak bir kıyaslamanın hangi açıdan yapıldığı da önem arz eder. Bu nedenledir ki ideal ya da mükemmel bir siyasal rejimden bahsetmek mümkün değildir.

Fakat ülkemizin siyasal kültürünün, parlamenter sisteme daha uygun olduğunu söyleyebiliriz. Parlamenter sistem en mükemmel sistem değildir, ancak ülkemiz için en uygun olan sistemdir. Parlamenter sistem, dünyanın çoğu ülkesinde uygulandığı gibi ülkemizde de kuruluşundan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçişe kadar uygulanan bir rejim olmuştur. Türkiye, siyasal kültür olarak uluslararası standartlar bakımından geride kaldığından ve şu an her ne kadar “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” uygulansa bile parlamenter sistem geçmişinden dolayı yapısı itibariyle parlamenter sisteme daha uygundur. Bu sistemde yasama erki, halkın seçimlerle iş başına getirdiği vekiller tarafından oluşturulmaktadır.

Yasama organının, herhangi bir otorite ya da kurum tarafından paylaşılması söz konusu değildir. Halkı temsil eden parlamento, her türlü konuda meşru otoriteye dayalı olarak karar alma yetkisine sahiptir. Parlamentodaki milletvekilleri, seçim döneminde almış olduğu siyasi kararlar neticesinde halka hesap verebilmektedir. Eğer halk, bir önceki dönem alınan siyasi kararları kabul etmiyorsa parti ya da milletvekili tercihinde değişikliğe gidebilmektedir. Böylelikle yeni seçilecek olan milletvekilleri, daha önce alınan siyasi kararları kaldırabilmekte ya da revize edebilmektedir. Yani parlamenter sistemde halk, alınan siyasi kararlarda doğrudan etki sahibi değildir ve kararların alınmasında yalnızca dolaylı yönden etki edebilmektedir.

İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ve halen bu ülkede uygulanan başkanlık rejimi ise dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulandığı gibi bizde de “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adıyla 2018 yılının Haziran ayından beri uygulanmaktadır. Başkanlık rejiminde yasama, yürütme ve yargı organları tamamen birbirlerinden bağımsız ve eşit siyasal erke sahip olması gerekirken ülkemizde bu sistem farklı uygulanmaktadır. Yani ülkemizde gerçek anlamda kuvvetler ayrılığından bahsedilemez. Çünkü yasama ile yürütmeden hiçbiri, bir diğeri üzerinde üstünlüğe sahip olmaması gerekirken yasama, yürütmenin gölgesinde kalmıştır. Ayrıca yasama ve yürütme birbirine denge ve denetim sağlaması gerekirken, ülkemizde uygulanan başkanlık sisteminde ise bu durumdan söz edilemez.

Bu rejimin asıl amacı, denge ve denetimin sağlanmasıyla birlikte iktidarı kontrol ederek dikta tehlikesinden uzak tutmaktır. Yasama organı ABD’de, içinde ayrı bir denge bulunan yapıda kurulmuşken bizde ise yasama yani TBMM, bu anlayıştan uzaktır. Aynı zamanda ABD’de eyaletler olduğu için Temsilciler Meclisi ve Senato gibi ikircikli bir yapı bulunurken, bizde ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre federatif bir yapının kurulması ve ülkenin eyaletlere bölünmesi mümkün değildir. ABD’deki başkanlık sistemi demokratik bir düzende işlerken, ülkemizdeki başkanlık sistemi ise otoriter bir yapıda sürdürülmektedir. Ülkemizde yürütmenin, yasamaya tahakkümü şeklinde olan bir otoriter “Başkanlık Sistemi” vardır. Ayrıca kuvvetler arasındaki ilişkide yeni sistem, kontrollü ve dengeli bir kuvvetler ayrılığı getirmemiştir.

Hatta bu sistemde, yasama ve yürütme erklerinin ayrı olmadığı ve erklerde birliğin olduğu eleştirisi ön plana çıkmıştır. Ayrıca yasama ve yürütme erkleri birbirini feshedebilmektedir. Ancak TBMM’nin bu yetkiyi kullanma şartı (3/5) çoğunluğa göre yapılmaktayken, Cumhurbaşkanı’nın fesih yetkisinde ise herhangi bir şart bulunmamaktadır. Bu düzenleme ile yasama, yürütmenin tahakkümü altında ezilmiştir denilebilir. Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin aynı anda ya da farklı zamanlarda yapılması, kuvvetler ayrılığının dengesini tamamen etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat yeni sistemin, tek meclisten oluşması ve seçimlerin aynı zamanda yapılması ile beraber yasamanın, yürütme karşısında güç kaybına uğradığı eleştirisini de beraberinde getirmiştir. Bir başka ön yargı da Cumhurbaşkanı’nın çıkaracağı kararnameler ile ilgilidir.

Bu kararnamelerin meclisteki gibi bir yetki yasasına binaen çıkarılmaması ve sınırların tam olarak belirlenmemiş olmasından dolayı yasamanın zayıflamasını ortaya çıkarmaktadır. Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yasa dengesi gözetilecek olursa, 2019 yılının Haziran ayına kadar kararnamelerin sayısının yasaların sayısından daha fazla olduğu sonucuna varılmaktadır. Bunun yanı sıra 2016 yılından 2018 yılına kadar yasa yapmada da sayının üçte bir oranında azaldığı görülmektedir. Yeni sistemde eleştirilen bir diğer konu da Cumhurbaşkanı yardımcısının, bakanların ve üst düzey bürokratların atanma ve görevden alınma usulleri ve yargı erkine karşı yapılan düzenlemelerle ilgili değerlendirmelerdir. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu gibi üst yargı kurumlarına üyeler atanırken, önemli bir kısmının belirlenmesinde Cumhurbaşkanı’nın tek başına belirleyici rol üstlenmesidir.

Hem yürütme fonksiyonunun hem de bağımsız yargı organlarının şekillenmesinde Cumhurbaşkanı etkili bir rol üstlendiği için güçler ayrılığının tartışılmaya açılması kaçınılmazdır. Önemli bir diğer konu da Cumhurbaşkanı’nın partili olması konusudur. Devletin zirvesinde bulunan kişinin hem Cumhurbaşkanı olması hem de bir partinin genel başkanı olması durumu göz önünde bulundurulduğunda, siyasette aktif bir rol alması ve üst düzey mahkemelere atama yapabilmesi yargı bağımsızlığına gölge düşürüldüğü eleştirisini beraberinde getirmektedir. Kamuoyu araştırma şirketlerinin yapmış olduğu son araştırmalarda bu sistemin halk tarafından kabul görmediği ve parlamenter sisteme tekrar dönüş yapılması gerektiği fikrini ortaya çıkarmıştır.

Uygulamalara göre, her siyasal rejimin iyi uygulandığı ülke ya da ülkeleri bulmak mümkündür. Böylelikle bir siyasal rejimin, bir diğer rejime göre üstünlüğünden bahsedilebilir. Aynı siyasal sistemin uygulandığı iki ülkenin birisinde sistem başarılı bir şekilde uygulanırken, başka bir ülkede ise uygulamalarda hatalar olabilir ve sistem başarılı çalışmayabilir. Çünkü her ülkenin kabul ettiği siyasal sistem anlayışı ve hatta ülkeler arasındaki siyasal kültür anlayışı farklı olabilmektedir. Fakat tüm demokratik sistemlerin gayesi, demokrasinin gerekliliğine göre uygulanmasıdır. Her ne kadar genel olarak dünyada kabul görmese de otoriter ya da totaliter rejimler de bulunmaktadır. Bu rejimlerin baskıcı bir yapıda olması ve hukuk dışı uygulamalar içermesi nedeniyle insanlar tarafından tercih edilmemektedir. Ancak bir kişi ya da gruba, olağanüstü yetkilerin verildiği ülkeler de mevcuttur. Lord Acton’un da dediği gibi “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.” Bu nedenle ülkelerde hangi sistem uygulanırsa uygulansın, iktidarların mutlak suretle kontrol ve denetim altında tutulması gerekmektedir.

Enes CÖMERT