Emekli Hakim Kemal Karanfil Yazdı: Bu Ayıbı Sonlandırın..! - Onbinlerce Tebliğ ve İrşad Ehli, Masum, Cezaevinde!

Tebliğ ve irşad, artık günümüzde, TV- Radyo, gazete gibi medya araçlarıyla da yapılıyor ise de genelde alimlerin sohbet meclislerinde yapılagelmektedir.

Emekli Hakim Kemal Karanfil Yazdı: Bu Ayıbı Sonlandırın..! - Onbinlerce Tebliğ  ve İrşad Ehli, Masum, Cezaevinde!

TEBLİĞ VE İRŞAD, İLAHİ BİR EMİRDİR.

80 milyonu aşan toplumun % 99 unun Müslüman olduğu ileri sürülüyor.

İslam dininin müminlere yüklediği önemli görevlerin başında ‘ilim öğrenme, öğretme, Emri bil maruf Nehyi anil münker.’ Yani iyiliği emir, tavsiye- kötülüklerden men ‘. Kısaca toplumumuzda buna ‘ Tebliğ ve irşad hizmeti’ de denilmektedir.

Bir peygamber görevi olan tebliğ ve irşad hizmeti, peygamberlerin vefatından sonra ümmetleri ve bilhassa alimler, salihler tarafından yerine getirilmiştir. Bu önemli görev yapılmadığında veya engellendiğinde ( haliyle toplum sapıtıp yoldan çıktığı için ) Yüce Allah geçmişte birçok kavmi bu nedenle helak etmiştir.( Ad, Semud kavmi, İrem halkı gibi )

Yüce islam dini, Hz peygamberin hayatında sahabi sözcüğünden türeyen, Efendimiz S.A.V. in ‘sohbet ‘ meclisleri ile ( İbni Erkam evinde, Mescidi Saadet te ) sonrasında ise sahabi efendilerimizin tebliğ ve irşad hizmetleri ile bugünlere kadar bizlere ulaşmıştır.

İslam alimlerine göre bu hizmetin yapılması farzı kifayedir. Fakat fitne zamanında veya ALLAH’ın adının unutturulmaya çalışıldığı dönemlerde tebliğ ve irşadın her Müslümana farz olduğunu alimler ifade etmişlerdir.

Kur’an’-ı Kerim’de bu hususu teşvik eden birçok ayet bulunmaktadır:

‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.’ Al-i İmran suresi -104 )

‘ Bari din adamları ve alimleri onları yalan söylemekten ve haram yemekten menetselerdi.Bu yaptıkları ( men etmemeleri ) ne kötüdür.! Maide 5/63

Tirmizi den rivayet olan bir hadiste de Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:

‘Nefsim kudret elinde olan Zat’a kasem olsun; ya ‘emr-i bi’l maruf, nehy’i ani’l-münker’ vazifenizi yerine getirerek insanları sürekli iyiliklere sevk eder ve kötülüklerden de sakındırırsınız ya da Cenab-ı Allah üzerinize umumi bir bela gönderiverir. İşte o zaman yalvarıp yakarsanız da duanız kabul edilmez.’ 

Tebliğ ve irşad, artık günümüzde, TV- Radyo, gazete gibi medya araçlarıyla da yapılıyor ise de genelde alimlerin sohbet meclislerinde yapılagelmektedir.

Yüce Allah’ın adının anıldığı sohbet meclislerinde bulunmayı dinimiz tavsiye etmiştir.

Örneğin, Resulullah SAV ‘ Bir topluluk Allah’ ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekinet ,ner ve Allah’u Teala onları yanında bulunanlara över’ Müslim -Zikr 39, Tirmizi-Daavat -7

‘Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar; çünkü ilim kalbe hayat verir.’ Mektubatı Rabbani

‘Alimlerin sohbetine katılın, onlara yakın oturun! Çünkü Allah’ü teala, yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nuru ile diriltir. Taberani

İmam-ı Rabbani hazretleri ‘ Sohbetin fazileti, bütün faziletlerin üstündedir. Büyüklerin sohbetini ganimet bilmelidir.’

İmamı Gazali hz. ‘ Alimin sohbetinde bulunmak, bin rekat nafile namazdan üstündür.)

Behaeddin buhari hazretleri,’ Bizim yolumuzun temeli sohbettir’ 

İşte bu kadar teşvik edilen ve emredilen sohbet, tebliğ ve irşad hizmetleri asrı saadetten günümüze kadar, islam toplumlarının önemsediği ve yaşatmaya çalıştığı dini bir hizmet ve gelenek olmuştur.

Bu hizmeti yapanlara müslüman toplumlar sahip çıkmış, nesilden nesile hizmetlerin devamı işin medreseler, yurtlar açmış, talebe yetiştirilmiştir. İlim öğrenme ve öğretme o kadar önemsenmiş ki birçok islam devletinde ve Osmanlı döneminde talebe ve ilim erbabı askerden muaf tutulmuş, talebenin iaşe ve okutulması bizzat devlet veya hayırsever halk tarafından üstlenilmiştir.

Günümüzde de bu hizmeti resmi olarak kısmen Diyanet işleri başkanlığı yapsa da, asıl büyük hizmeti gönüllü sivil toplum kuruluşları olan cemaatler eliyle yürütülmektedir.

İŞTE YÜREĞİMİ DAĞLAYAN OLAY; 

Bu islami görevi yapan onbinlerce insanın bugün ülkemizdeki cezaevlerinde bulunuyor oluşudur.

Ne yazık ki 15 temmuz 2016 fitnesinden sonra darbe ile hiçbir alakası olmayan onbinlerce sivil insan tutuklandı. Bunlar genel itibariyle Gülen cemaati ve Furkan vakfına bağlı okullarda, yurtlarda,evlerde görev alan, sohbet yapan, sohbete giden, maddi destek sağlayan, zekat ve sadakasını veren insanlardan oluşmaktadır.

EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞMAK GEREK;

Beğenelim veya beğenmeyelim, bu topluluk ( Gülen cemaati. Furkan Vakfı ), tebliğ ve irşad için ortaya çıkmış ve faaliyet yürüten bir topluluk. Bu husus bizzat Yargıtay 16 CD nin birçok kararında da ifade edilmiştir.( Yargıtay 16 cd 2018-2995 Esas-2289 Karar )

17-25 aralık 2013 ten önce, toplumun nerdeyse herkesimi iyi bir ahlak ve eğitim alması için çocuklarını bu cemaatin okullarına ve yurtlarına vermişlerdir. Bakan Berat ALBAYRAK  bunlardan sadece biri. 

Hatta bizzat AKP hükümeti tarafından desteklenmiş ve ‘ İstedikleri herşeyin verildiğini’ Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından belirtilmiştir.  

YÜCE ALLAH; ‘ BİR TOPLULUĞA OLAN ÖFKENİZ-KİNİNİZ, SİZİ ADALETSİZLİĞE SEVK ETMESİN’ BUYURUYOR. Maide -8

TCK da ve  islam dininde suç ve ceza şahsi olup, kimse başkasının suçu veya günahı yüzünden cezalandırılmaz. Hz Peygamber veda hutbesinde de buna vurgu yapmıştır.

Bir grup veya topluluk içinden suç işleyen varsa sadece o kişi veya kişilere cezası verilir. Fakat birkaç kişinin işlediği bir suç veya hata yüzünden tüm bir topluluğu cezalandırmak hem yürürlükteki yasalara hem de Kur anın emrine aykırı bir durumdur.

Teblig ve irşad, islami bir emir, gelenek ve Anayasa md.24 -25-26 nın teminatı altında olan anayasal bir hak olduğu halde  suç sayıldı.

NE YAZIK Kİ  BU AYRIM GÖZETİLMEKSİZİN HERKES CEZALANDIRILDI

15 Temmuz 2016 tarihli şaibeli ve perde gerisi  karanlık darbe girişimi sonrası birçok masum ve suçsuz insan tutuklanmış, baskı altında olan, tarafsızlıkları şüpheli hakimler tarafından tutuklanmış ve çok ağır cezalarla mahkum edilmişlerdir.

( Bunlar arasında, tebliğ ve irşad ehli dışında ) emri sorgulama yetkisi olmayan ve ‘terör ve tatbikat var’ denilerek tuzağa düşürülen harp okulu öğrencileri, erler, subay astsubay, sivil olup, darbe (!) ile hiçbir ilgisi olmayan öğretmen, gazeteci, akademisyen, doktor, hakim-savcı, kadının yer alması vicdanları rahatsız etmiş ve ‘at izi it izine karıştı’ tepkisinin en yüksek ağızdan dile getirilmesine neden olunmuştur.)

KANUNSUZ SUÇ VE CEZA OLMAZ İLKESİ İHLAL EDİLDİ

 Bu süreçte en acı olanı yasalarımızdaki suç tanımının dışına çıkılarak, yasal ve rutin faaliyetler terör suçu addedilerek onbinlerce hukuk cinayetine imza atıldı. Ceza usul hukukunun 1 nolu ilkesi olan Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi rafa kaldırıldı. Anayasa da ‘Temel hak ‘ olarak sayılan onlarca fiile ( sendika, dernek üyeliği, gazetecilik, haberleşme, zekat-sadaka- bağış, sohbet vs.) terör suçu denildi.

Oysa 3713 sayılı yasada ‘ Temel hak ve hürriyetleri yok etmek, anayasal düzeni, hukuk devletini yok saymak, ortadan kaldırmak ‘ terör suçu olarak tanımlanmış olduğu halde, yasanın kendisi bizzat yasaları en iyi bilebilecek olan hakim ve savcılar tarafından ihlal edildi.

İslam dininin yayılması ve bugünlere kadar bizlere ulaşmasında önemli bir fonksiyon ifa eden ‘ Tebliğ, sohbet ve irşad’ faaliyetinin bizatihi kendisi terör suçu sayıldı. İmanlı, temiz bir nesil yetişsin diye, Allah rızası için tebliğ ve irşad hizmeti yapan, bu hizmetleri finanse eden onbinlerce işadamı, esnaf, alim, din görevlisi, hafız, öğretmen, öğrenci terör ( hem de silahlı terör !!) suçlaması ile evleri basılarak tutuklanıp cezaevlerine atıldı. O kadar ki, sohbet halkasından istifade etmek, feyiz elde etmek isteyenlere de aynı suçlamalar yöneltildi.

Bu kişilerden kamu görevlerinde olanlar mesleklerinden ihraç edilerek bir daha kamuda çalışmaları yasaklandı. Pasaportları iptal edildi. Özel kurumlarda bile çalışmaları yasaklandı. Oysa 12 eylül askeri darbesi sonrası ihraç edilen öğretmen ve akademisyenler özel sektörde mesleklerini icra etmiş, çalışmış, dershane açmış ve dershanecilik bu şekilde gelişip yayılmıştı.

İslami söylemleri kullanarak iktidara gelmiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi, müminlere farz olan ve Kur anı Kerim’in birçok yerinde (sadece Ali İmran suresinde 3 yerde ‘ Emri bil maruf Nehyi anil münker’e vurgu yapılmaktadır) emredilen ‘ Kurtuluşa erenler bunlardır’ dediği tebliğ ve irşad görevini, zekat ve sadaka vermeyi ( şayet AKP ye biat etmeyen bir cemaat, topluluk mensubu olarak ifa etmiş iseniz ) terör faaliyeti saymış ve cezalandırmıştır.( Gülen cemaati mensupları veya Furkan vakfı iddianameleri ve mahkumiyet kararları incelendiğinde onbinlerce örnek görülebilir )

Uygulamaların kamu vicdanını rahatsız etmesi ve birçok tepkilere neden olması üzerine ‘ Yargı reformu’ ile terör tanımının düzeltileceği cebir ve şiddete bulaşmayanlara af getirileceği söylemleri ile toplum beklentiye sokuldu. Oysa bu hukuksuzlukları gidermek için yasal düzenleme yapılmasına değil, adil olunması yeterliydi. Zira 3713 sayılı yasada cebir ve şiddet suçunun oluşması için ‘ mutlaka cebir ve şiddet’ içeren ve suç teşkil eden bir eylem olmalıydı. Suçlama konusu yapılan fiilerin hiçbiri hem yasalarımızda suç değil, hem de cebir ve şiddet içermiyordu. Tam tersine bunlar anayasanın teminatı altında olan haklardı.

14.04.2020 tarih ve 7242 sayılı  infaz kanunu ve değişik kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanunda, mahkemelerin yukarda arz edilen hukuk dışı kararları ile tutuklanmış ve mahkum edilmiş olan masumlar kapsam dışı tutulmuş, hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, yolsuzluk, cana kast gibi suç faillerine af getirilmiş cezalarında 10 yıla varan indirim yapıldı.

‘Düşün, anla ve ağla’ kitabının yazarı büyük alim Vehbi Yıldız, müfessir ve gazeteci Ali ÜNAL, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebesi 91 yaşındaki Topal Hafız, Ahmet Altan, Hidayet Karaca, 18 yaşında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen Harbiyeli öğrenciler, 760 bebeğin annesi  gibi binlerce suçsuz insan bu af düzenlemesinin dışında tutulmuştu.

Hayatında bilerek karınca incitmemiş insanlar bu düzenleme kapsamı dışında tutulurken, boyu kadar hırsızlık kaydı olanlar, cani ve sapıklara af getirilmişti.

Belki de islam tarihinde ilk defa, dindar olduğunu iddia eden bir iktidar döneminde tebliğ ve irşad ehli ile bunları destekleyen hayırseverler bu kadar yoğun şekilde cezalandırılmış, sohbet, zekat ve sadaka ( himmet denilerek ) silahlı terör faaliyeti sayılmıştır.

 BU AYIP SADECE AKP HÜKÜMETİNİN DEĞİL, BU HUKUKSUZ UYGULAMAYA SES ÇIKARMAYAN TÜM TÜRKİYENİN. Özellikle de islama hizmet ettiğini ileri süren ancak bu zulüm ve hukuksuzluklara tepki vermeyen tüm islami cemaatlerin ve alimlerinindir.

Bir de demokrat olduğunu iddia edip, mahallesi dışındaki mağduriyetleri görmezden gelen, kulağını tıkayanlarınn!

Ahmet Kacir

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER