Abdulbaki Erdoğmuş: Vesayet Sistemi İktidar Değişikliği ile Ortadan Kalkmaz!

Fedakârlık; öncelikle siyasi partilere, siyasetçilere, aydınlara ve hepimize düşmektedir.

YAZARLAR 23.06.2021, 14:32
Abdulbaki Erdoğmuş: Vesayet Sistemi İktidar Değişikliği ile Ortadan Kalkmaz!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan itibaren kurucu irade tarafından devamlı bir “beka” kaygısı yaşamıştır. Bunda yadırganacak bir durum da yoktur. 20. Yüzyılın başlarında söz konusu kaygı ve endişeleri taşımak, kabul edilebilir bir durumdu.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sürecinde de devletin geleceği ile ilgili kaygıların olması mazur karşılanabilir ancak bu kaygıların kalıcı hale gelmesi stratejik bir politika değilse, patolojik bir vakıa olarak değerIendirilmesi gerekecektir.

Bu durumun patolojik değil de bir devlet politikası olarak stratejik bir yöntem olduğu açıktır.

Başlangıçta var olan bölünme ve irtica gibi tehditler, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tamamıyla ortadan kalkmış, söz konusu tehditler artık bir algı siyaseti ile sürdürülmüştür.

Kuşkusuz oluşturulan bu algı ile aslında devlet değil, otoriter sistem ile oluşturulan vesayet düzeni korunmuştur.

27 Mayıs darbesi ile vesayet düzeni tahkim edilmiş, devlet ve toplum askeri vesayete mahkûm edilmiştir. Böylece demokratikleşme dahi askeri vesayet ile ancak mümkün olabilecekti. Bu da muhaldi.

Devletin kurucu unsuru olarak askeri bürokrasi, Türkiye’nin geleceğini de inşa etme ve modernleşme sorumluluğunu üzerine almıştı. Bu bağlamda “demokrasi gelecekse onu da kurucu unsur getirecekti!”

1960’lı yıllardan itibaren demokrasi rüzgarının Türkiye’ye doğru daha sert esmeye başlaması, toplumda demokrasi bilinci ve arzusunu hızla yükseltirken, aynı sertlikte askeri vesayeti de tehdit ediyordu.

Demokratik siyasetin güçlenmesi, toplumsal karşılık bulması doğal olarak beraberinde özgürlük taleplerini de getirmişti. Sendikal faaliyetler, öğrenci hareketleri, sivil ve siyasal örgütlülük hızla artmış ve farklı unsurlar kendilerini ifade etmenin yollarını arıyordu.

Kürtler başta olmak üzere farklı unsurların etnik, Müslüman çoğunluğun dini hayat ve farklı inanç sahiplerinin inançlarıyla ilgili talepleri bu sürecin başlıca gelişmeleriydi. Bu taleplerin “bölücülük” ve “irtica” olarak tanımlanması artık çağın ruhuna aykırı sayılmaktaydı.

Demokrasi ve demokratikleşme sürecinde bu tür gelişmelerin yaşanması tabii olarak kabul edilmesi gerekirken, vesayet unsurlarının paniğe kapılması Türkiye için bir kırılmaya yol açmıştır. Koşullar ve konjonktürün gereği olarak demokrasi ile otoriteryenizm arasında bir tercih zorunluluğu doğmuştu.

Ne yazık ki Türkiye’nin “muasır medeniyet” için tarihi bir fırsat yakaladığı bu dönemde, demokrasiye geçiş yerine faşist bir darbe ile yönetime el konulmuş ve demokrasiye karşı otoriteryenizm tercih edilmiştir.

“Devletin bekası”, “Terör”, “Bölücülük ve İrtica” tehlikesi yeniden algı yöntemiyle geliştirilmiş ve toplumu vesayete teslim olmaya mecbur bırakmıştır.

Çünkü ‘demokrasi’ ve ‘muasır medeniyet’ kararı, vesayet sistemine son vermek demekti. Bunu yapmak yerine “irtica ve bölücülük” gerekçe gösterilerek 12 Eylül 1980 Askeri Cuntası ile zaten var olan vesayet sistemi daha da güçlendirilerek demokrasi ve hukuk devletine geçişin önü alınmıştır.

En başından beri “beka”, “irtica ve bölücülük” hamaseti ile korku iklimi oluşturulmuştur. Bunun gerçeklik payı da vardır. Osmanlı’nın dağılma sürecine girmesinden itibaren başlayan bu korkunun toplumsal karşılığı da hep olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Bugün de demokratikleşerek, kalkınarak, gelişerek, yenilenerek, özgürleşerek, muasırlaşarak bu korkuları yenmek yerine otoriterleşerek, içerde ve dışarda hayali düşmanlar uydurarak müesses vesayet düzeni sürdürülmek istenmektedir.

Esas itibariyle 1950’den itibaren vesayet sistemi için tehdit unsurları değişmiş, “İrtica” ve “bölünme” yerine demokrasi ve hukuk kaygısı hâkim olmuştur. Askeri darbelerin (27 Mayıs ve 12 Eylül), müdahalelerin (28 Şubat ve 15 Temmuz) ve bildirilerin tamamı ‘demokrasi ve hukuk devleti’ taleplerine karşılık duyulan kaygılarla gerçekleştirilmiştir.

AK Parti’nin kuruluş programı ve ilk dönem politikaları dikkate alındığında, demokratik bir hukuk devletinin inşası ve Avrupa Birliği (AB) Üyeliği hedeflenmişti. Makul ve ilkeli siyasetçiler zamanla uzaklaştırılarak önce partide “tek adam” vesayeti oluşturuldu, sonra da Türkiye’nin rotası demokrasi hedefinden çevrilerek yeniden vesayet sistemine dönülmüş oldu.

Aynı kaygılarla İktidar ile iş birliği ve derin ittifaklar içinde olan Cemaat arasında anlaşmazlıklar ve güvensizlik oluşturulmuş ve İktidarın, Vesayet Sistemi’ne boyun eğmesi sağlanmıştır. İktidar himayesinde ve desteğinde büyüyen ve devlet kurumlarına yerleşen Cemaat, 15 Temmuz kaosuyla “irtica faaliyetleri” gerekçe gösterilerek tasfiye edilmiştir.

Oysa Cemaatin faaliyetlerinin tamamı iktidar himayesinde ve desteğinde olmuştu. “İrtica” veya “devleti ele geçirme” olarak tanımlanan bu faaliyetlerin tamamına iktidar da ortaktır.

İnşa edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de ‘demokrasi ve hukuk’ devletine alternatif olarak getirilen bir vesayet sisteminden başka bir şey değildir. Cumhur ittifakı da bürokrasi de ve yasadışı yapılanmalar ve çeteler de gücünü bu sistemden almaktadır.

Bu bağlamda Cumhur İttifakı’nı; Vesayet Sistemi’nin sahibi değil, taşeronu olarak görmek gerekmez mi?

Bu durumda Cumhur İttifakı’yla rekabet etmek, yarışmak, taşeronla yarışmak anlamına gelmeyecek mi?

“Millet ittifakı” olarak tanımlanan partilerin iş birliği, Cumhur İttifakı karşısında söz konusu olduğunda bir “iktidar mücadelesi” olarak tanımlanmakta ve Cumhur İttifakı’nın alternatifi olarak görülmektedir.

Sorunun çözümü, Cumhur İttifakı’na karşı bir alternatif oluşturmak değildir. Bu durumda muhalefet kazanınca iktidarla yer değiştirmiş olacaktır. Seçimler de iki ittifakta yer alan partilerin rekabetinden ve mücadelesinden ibaret kalacaktır.

Oysa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin, diğer bir ifade ile otoriteryen vesayet sisteminin alternatifi herhangi bir parti veya partiler ittifakı değil, demokrasi ve hukuktur.

Bu nedenle doğru olan; Millet İttifakı yerine geniş tabanlı bir Demokrasi İttifakı kurmaktır.

İktidar değişikliği elbette çok önemlidir ve mevcut iktidar mutlaka değişmelidir. Miadını doldurmak üzere olduğuna da inanıyorum.

Ancak daha önemli olan; çoğulcu bir siyasi zemin oluşturarak ‘demokrasi ve hukuk’ ortak paydasında yeni bir siyasal sistem inşa etmektir.

Bunun için de demokrasi zemini oluşmadan Türkiye’nin temel sorunlarını güven içinde tartışmak ve çözüm önerileri geliştirmek mümkün değildir.

Demokratik zemini ve bu zeminde partiler arası diyalog ve uzlaşmayı seçim ittifakından daha çok önemsediğimi belirtmek istiyorum.

Benim açımdan öncelikli ve önemli olan; partiler başta olmak üzere muhalif unsurların Cumhur İttifakı’na karşı seçim ittifakı yapmaları değildir. Vesayet Sistemi’ne, yani otoriteryenizme karşı Demokrasi’de İttifak kurmalarıdır.

Bunu başarmanın yolu da korkuları yenmek, “beka”, “irtica ve bölücülük” tehditlerine kanmamak, hukukun üstünlüğüne inanmak ve demokrasi ortak paydasında herkesle ve her kesimle bir araya gelme cesaretini göstermektir.

Muhalefet partileri arasında yaşanan gerilim ve güvensizlik kabul edilemez. Farklı politikaları veya farklı ideolojik yaklaşımları nedeniyle seçim ittifakı yapmayabilirler, bu bir tercihtir, buna hiçbir parti de zorlanmamalıdır.

Vesayet düzenine karşı demokrasi zemininde bir araya gelmek, ülkenin temel sorunlarını konuşmak, çözümleri için diyalog içinde olmak, demokrasi ve hukuk düzenini tesis etmek için ittifak yapmak ve ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmak bir tercih değil, bir zorunluluktur.

 İdeolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen ülkemiz için bir araya gelme ve fedakârlık yapmak zamanıdır.

Fedakârlık; öncelikle siyasi partilere, siyasetçilere, aydınlara ve hepimize düşmektedir.

Abdulbaki Erdoğmuş

Yorumlar (0)
24
açık
Namaz Vakti 26 Temmuz 2021
İmsak 03:58
Güneş 05:46
Öğle 13:16
İkindi 17:12
Akşam 20:35
Yatsı 22:16
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü