Akyol:Kayırmacılık ve Yolsuzluk Temel Kültürel Hastalıklarımızdan...

Taha Akyol, Osmanlı'dan beri kamu kurumlarındaki kayırmacılık ve yolsuzluğun temel kültürel hastalıklarımızdan biri olduğunu iddia etti. Yolsuzluğun belediyeler dolayısıyla yeniden gündeme geldiğini söyleyen Taha  Akyol, "Yolsuzluk ve kayırmacılık" başlığıyla yayımlanan yazısının devamında şunları gündeme taşıdı: Elbette dürüst insanlar çok, elbette dürüst dönemler var ama ele geçirdiği gücün sürekli olacağını ve denetlenmeyeceğini düşünenlerde bu gücü kötüye kullanma eğilimi her zaman güçlü oluyor.

Akyol:Kayırmacılık ve Yolsuzluk Temel Kültürel Hastalıklarımızdan...
06 Ağustos 2019 Salı 11:20

Karar yazarı Taha Akyol, Osmanlı'dan beri kamu kurumlarındaki kayırmacılık ve yolsuzluğun temel kültürel hastalıklarımızdan biri olduğunu iddia etti.

Yolsuzluğun belediyeler dolayısıyla yeniden gündeme geldiğini söyleyen Taha  Akyol, "Yolsuzluk ve kayırmacılık" başlığıyla yayımlanan yazısının devamında şunları gündeme taşıdı:

Elbette dürüst insanlar çok, elbette dürüst dönemler var ama ele geçirdiği gücün sürekli olacağını ve denetlenmeyeceğini düşünenlerde bu gücü kötüye kullanma eğilimi her zaman güçlü oluyor.

Kişilerin ahlaklı olması elbette önemli… Ama meseleyi “kurallar ve kurumlar”açısından ele almak gerekir.

Siyaset, cemaat, şirket

Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “100 günde 136 milyon 579 bin 402 lira bütçe kazanımı sağlandığını” belirten açıklaması önemlidir.

Yavaş’ı tebrik ediyorum. Bütün belediyeler böyle yapmalı; kamuya hesap vermek esaslı bir gelenek haline gelmelidir.

Bu tür harcamaların hepsi kanunen suç niteliğinde işlemler olmayabilir.  Ama “kamu kesesinden cömertlik” yapılarak eş dost ağırlamak, siyasi taraftarları kamu kaynaklarıyla ödüllendirmek de mutlaka önlenmelidir.

Bu hem “siyasi etik” bakımından zorunludur, hem devlet kurumlarının işleyişinde verimliliği arttırarak “sağlıklı büyüme”yi gerçekleştirmek için şarttır.

Fakat bireyleşme ve kurumlaşmanın yeterince gelişmediği toplumlarda akrabalık, hemşerilik, cemaat, aşiret, örgüt ve parti bağlılıkları çok etkili oluyor ve beklenti yaratıyor. Böyle toplumlarda hak aramanın, iş bulmanın, işinde yükselmenin, ihale almanın kanalları modern hukuktaki “sınav, liyakat, eşit rekabet” gibi objektif süreçlerden ziyade geleneksel “kayırma, adamını bulma, yandaşlık” gibi ilişkilerdir.

Eski bakanlardan Nihat Ergün’ün “Adım Adım Siyaset” kitabındaki şu sözleri, kuralların ve kurumların (hukukun) zayıf olduğu toplumlar için adeta tabiat kanunudur:

“Partiler bir süre sonra parti olmaktan çıkıyor, siyasi cemaate veya siyasi şirkete dönüşüyorlar...”

Uzun süreli iktidarlar

Bu sorun insan tabiatından geliyor. Tarihçi İhsan Süreyya Sırma, Hz. Osman’ın 12 yıllık hilafetini ikiyi ayırır; ilk yarı âdildir, Peygamberâne geleneğe uygundur. Fakat ikinci yarıda kabile kayırmacılığı ağır basar, feci olaylar yaşanır.

Osmanlı’da ve bütün milletlerin tarihinde bu sorunlar yaşanmıştır.

Tek Parti devrinde, Başbakan İnönü’nün “aferizm” dediği kayırmacılık ve yolsuzluk olaylarından şikayetleri, bunların yaygınlığını gösterir.

AK Parti “üç Y” (Yasak, Yokluk, Yolsuzluk) ile mücadele taahhüdüyle iktidara geldi. AB sürecinde bu yönde ciddi adımlar attı. Ama zamanla ortaya çıkan sorunları Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ısrarlı uyarılarında görebiliriz:

“Ahlak ile bezenmemiş siyasetten daha tehlikelisi yoktur” (28 Ekim 2015)     

“Görev aldıktan sonra evini, arabasını değiştireni partiye sokmam.” (16 Kasım 2015)

“Eşini, işini ve evini değiştirenlerin peşine düşeriz. Parasal ilişkilerde dikkatli olun...” (26 Ocak 2016)
Davutoğlu bu sorunu hükümet programına da yazmıştı; öylece kaldı.

Yazının devamı için tıklayın

İlgili Haberler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.