Ahmet Hakan Çakıcı'dan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Ali Aktaş'a Cevap... Dilimizle Yazılmayan Sözleşme Batıdan Gelen Batıldan Olana Teslimiyet mi?

İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda toplumsal muhalefetin sözcülüğü yapan isimlerden Ahmet Hakan Çakıcı, Avukat Ali Aktaş’ın konuyla ilgili eleştirilerine cevap verdi.

Ahmet Hakan Çakıcı'dan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Ali Aktaş'a Cevap... Dilimizle Yazılmayan Sözleşme Batıdan Gelen Batıldan Olana Teslimiyet mi?
İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda toplumsal muhalefetin sözcülüğü yapan isimlerden Ahmet Hakan Çakıcı, Avukat Ali Aktaş’ın konuyla ilgili eleştirilerine cevap verdi.

İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda toplumsal muhalefetin sözcülüğü yapan isimlerden Ahmet Hakan Çakıcı, Avukat Ali Aktaş’ın konuyla ilgili eleştirilerine cevap verdi.

Çakıcı’nın web sitesinde yayınladığı açıklama şöyle:

İstanbul Sözleşmesine İtiraz Edenlere, İtiraz Edenlere, İtiraz -1

Saadet Partisinin Antalya adayı kıymetli Ali Aktaş beyefendi İstanbul Sözleşmesine gelen eleştirilere itiraz etmiş: Sözleşmeyi tam 3 kez okuduğunu,  Sözleşmenin gayet iyi hazırlanmış olduğunu, eşcinselliğe atıfların sadece 1 ya da 2 yerde geçtiğini, toplumun içindeki yozlaşmanın Sözleşmeden bağımsız olduğunu, Sözleşmeyi kaldırmanın bir işe yaramayacağını, Saadet Partisinin İstanbul Sözleşmesine taraf olarak oyuna getirildiğini, bu işleri eleştirenlerin FONlar aldığını söylemiş.

Allah kendisinden razı olsun, bir gayret göstermiş, kendince gördüğü bir fitneye engel olmak istemiş.

Lakin Ali Beyin gözlemlerinin yeterince isabetli olmayabileceği kanaati ile konuya ufak tefek bir iki itiraz da bulunmak istiyorum.

1- Her şeyden önce Sözleşme bizim kültürümüzün DİLİ ile yazılmamış. O yüzden bizim değerlerimiz ve mantığımızla okunduğunda anlaşılmayacağı, bizi hataya götürebileceği kanısındayım. Yani 3 sefer değil 33 sefer okunsa ardındaki mantık bilinmeyince hiçbir şey ifade etmeyecektir. Mesela Ali bey Sözleşmede geçen “Kadına Şiddet” ve “Toplumsal Cinsiyete (GENDER) Yönelik Şiddet” ibarelerinin arasındaki farka yeterince dikkat edememiş gibi geldi bana.

Öncelikle Sözleşmede geçen ibareleri bir daha açıklamaya çalışayım.

   a) Cinsiyet ya da Biyolojik Cinsiyet (Sex) : İnsanın doğumunda Evrimin ona yüklediği üreme/soyunu devam ettirme güdüsüne yönelik edindiği cinsiyetlerdir. İki alt birimi vardır: Kadın ve Erkek.

Ancak vakıaya Biyolojik cinsiyetler üzerinden yaklaşmak yetersiz kalacaktır. Çünkü insanın bir de “Toplumsal Cinsiyeti” (GENDER) vardır.

    b) Toplumsal Cinsiyet (GENDER) : Bu işlerin peygamberi Judith Butler’ın “GENDER” tanımı şöyledir: “Cinsiyetli bedenin üstlendiği kültürel anlamlar bütünü(1)." (GENDER konusunda 100 tane yazı okunsa bile elimize kafa karışıklığı ve laf salatasından başka bir şey geçmeyeceği ve konu üzerinde bir karartma olduğu kanaatindeyim.(2) )

Yani toplumun kültürel olarak kişiye tanımladığı ve zorladığı kimliklerdir. Kadınlık, kızlık, erkeklik, delikanlılık gibi. Gerçekte böyle kimlikler ve böyle kategoriler yoktur. Bütün bunlar toplum tarafından bireylere zorla giydirilmiş anlamlardır. Sorun da buradadır: Bu kültürel kimlik yüklemeleri bazı cinsleri (kadın, LGBTQ+ ve diğer cinsel eğilimleri) baskılayıp Maskülinite/Patriyarka denen “erkek” egemen bir yapı kurar ve Erkek Egemen, diğerlerini kendi cinsel ve kültürel kalıplarının içine sokmak için şiddete yönelir. Mesela çocukları daha bebekliklerinden itibaren karşı cinse meyil duyabilecekleri statüde, kızı kız, erkeği erkek kalıpları ile yetiştirmeye çalışma LGBTQ+ formalara uygulanan "Toplumsal" şiddettir(3) . Yeryüzündeki “tüm şiddetin” temelinde de “Erkek”in tanımladığı bu cinsiyet kalıplarının diğer insanlara zorlanması yatar(4), fikrindeler.

Bu işlerin peygamberi ve ideoloğu olarak görülen Judith Butler, “Toplumsal Cinsiyetin (Gender’ın) inşa edilmişliğini cinsiyetten tümüyle bağımsız bir şey olarak kurumsallaştırdığımızda Toplumsal Cinsiyetin(gender) kendisi yüzergezer bir yapıntı haline gelir; böylece erkek ve eril, erkek bedeni imlediği gibi pekâlâ dişi bedeni de imleyebilir, kadın ve dişil de dişi bedeni, dişi bedeni imlediği kolaylıkla da erkek bedeni imleyebilir.(5)” der.

Ve devam eder: “Toplumsal cinsiyet (gender), bütüncüllüğü daima ertelenen, herhangi bir anda asla tam anlamıyla olduğu şey olmayan bir giriftliktir.(6) ”

Yani Butler, Alfred Kinsey’in tanımladığı skalayı hareketlendirir:   “Sakala kendi cinsine yönelenlerden (eşcinsellerden) karşı cinse yönelenlere (normal ilişkiye) doğru giderken Butler bunun da sürekli yer değiştirebileceğini ve sabitlenmemesi gerektiğini söyler. Ona göre insanın cinsiyetini “performatife” belirler. Ve Performativite sabit değildir. Performativitenin önüne getirilebilecek çocukluktaki ya da yetişkinlikteki her türlü engel şiddettir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin temeli de bu eşitliğin yani şiddetin ortadan kaldırılmasına dayanır.

Daha basit anlatmaya çalışayım:

Anladığım kadarı ile “Erkek ve Kadın” kimlikler yoktur. Bireyler “erkek ya da kadın olarak tanımlanmamalı cinsel performativitelerine bakılmalıdır. Yani H LGBTQ+

H: Heteroseksüel: Karşı cinse gidenler  (Baskın ve geriletilmesi gereken düşman cins)

L: Lezbiyen: Biyolojik olarak dişi olanların kendi aralarındaki ilişki

G: Gay: Biyolojik olarak erkek olanların kendi aralarındaki ilişki

B: Biseksüel: Aynı anda her iki biyolojik cinsle, karışık ya da toplu ilişki

T: Trans: Karşı cinsin “Kültürel”kimliğine girerek kendi biyolojik cinsi ile ilişki

Q: Questioning: Kararsız, kimliğini açıklamayan, Queer, interseks vs.

+: Yeni tanımalanacak kimlikler veya Heteroseksüel olup diğer Toplumsal Cinsiyetlere destek verenler. 

Ancak Butler Kinsey Skalasına başka bir yönden de itiraz eder.

    c) Cinsel Eğilimler: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Gender) tanımının olduğu yerde böyle ek bir tanıma daha niçin ihtiyaç var? Çünkü Kinsey’in skalası cinselliği birçok boyuttan sınırlıyor. Mesela cinselliği sadece insanlar arası bir eylem olarak tanımlıyor. Üstelik kuşak farklarını da hesaba katmıyor. (Pedofili ve ensest)

Halbuki kuralları koyan, tanımları ve normları atayan ERKEK’in (peygamberlerin(7)) baskıladığı toplum dışına ittiği yapılar sadece LGBTQ+ yapılar değildir. Ensest tabusu, pedofili, zoofili, nekrofili, oğlancılık, sübyancılık, fortçuluk, röntgencilik, teşhircilik vs. gibi LGBTQ+ yapıların dahi kabullenmekte zorlandığı bir çok özgürleştirilmesi ve şiddetten korunması gereken performativite türü vardır. 

Ali bey bence "Sözleşmede eşcinselliğe yönelik sadece 1-2 kelime var." ibaresini bir daha düşünmeli. Ben en az 25 yerde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ibaresine rastladım.

(Neden Kurgulanmış GENDER cinsiyetlere inanmamız ve bu düşünce biçimini kabul etmemiz gerektiği tartışmasına en azından şimdilik girmeyeceğim. Hele hele GENDER (toplumsal cinsiyetlendirilmemiş) düşüncenin ""Ey iman edenler kadınlar, İman eden erkekler söyle!" gibi ifadelerin sık sık geçtiği Kur'an'a nasıl uydurulacağı, bunun için ne yapmamız gerektiği meselesi ap ayrı bir mesele)

2- Ali beyin bahsettiği gibi Sözleşmede eşcinsellik ibaresi sadece birkaç yerde geçiyor bile olsa sonuç değişmez ki: Yani kanunun sadece 1 yerde geçiyor olması onun önemsiz ya da işlevsiz mi kılıyor. Mesela Abdest bahsi Kur’anda 1 defa geçiyorsa “abdest yükümlülüğü ortadan mı kalkıyor?” Yetmiş yerde üst üste aynı kelime mi geçmeliydi ciddiye almak için?

Üstelik mesele hiç de öyle değil.

Sözleşmenin 3- d fıkrasında geçen ibare “3- d) ’toplumsal cinsiyete dayalı şiddet’’ kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet anlamına gelir.”diyor. Böylece bu madde kadına yönelik şiddeti Toplumsal Cinsiyete Yönelik Şiddetle özdeşleştiriyor ve kadına yönelik şiddet ibaresi her kullanıldığı yere LGBTQ+ ibaresini de çekiyor.

Yani Sözleşmede her kadın dediğinde LGBTQ+ ve Diğer Cinsel Eğilimler de denmiş oluyor.

Kadından Sorumlu Bakanlık da bizim gibi düşünüyor olsa gerek ki, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü çerçevesinde belediyelere yaptığı sunumda “Kadına Şiddetle” “Toplumsal Cinsiyetlere Şiddet”i birbirinden ayırıyor ve Toplumsal Cinsiyetlere karşı şiddeti kadına şiddet sayarım diyordu.

(Buradaki asıl sorun Şiddet tanımından kaynaklanıyor. Ancak bu sonraki yazının konusu olacak inşallah.) 

 3- Toplumun içinde bir yozlaşma olduğu, Analog yapıdan digital yapıya geçişin aynı köyden kente göçte olduğu gibi ciddi kırılmalara neden olacağı fikrine bende sahibim.

Bu fikre sahibim diye Batıdan ya da BATILDAN gelen her şeye teslim mi olmalıyım? Hiç mi direnmemeliyim? Hatta sürecin hızlanması için destek mi vermeliyim?

Eğer Gavurun her dediğine kafa sallayacaksak, hiç direnmeyeceksek İSLAM olduğunu iddia etmenin âlemi ne?

4- İstanbul Sözleşmesi’nin reddi ile tüm sorunların çözülmeyeceği aşikâr: 6284 orada duruyor, CEDAW orada duruyor, Medeni Kanun orada duruyor. 150 senelik değişim her noktayı etkiliyor?

Diye surda bir delik de açmaya gayret etmemeli ve hatta Bu yapıyı korumaya mı geçmeliyiz?

Yani, hiç bir şey hiç bir şey olmayacak bile olsa şu içeride yatan büyük çoğunluğu roman olan erken evlilik mağdurlarını cezaevinden çıkarsak bişi yapmış olmaz mıyız?

5- Ak Partinin İstanbul Sözleşmesini iptal edip Saadet Camisasını oyuna getireceğini düşünüyorsunuz. Belki de doğrudur. Ben siyasetten hiç anlamam. 

Ama bu Sözleşmenin Ak Parti ya da Türkiyeli herhangi bir başka parti tarafından iptal edilebileceğini düşünebilmenin, Sözleşmenin ne olduğunun hala anlaşılamadığını bana düşündürtüyor.

6- Bu sözleşme emperyal yani müesses nizamın tüm dayatmalarında olduğu gibi; CHP, MHP, HDP, AK Parti ve İYİ Parti bütünlüğü içinde geçti. CHP’nin buna ne fikren ne siyaseten muhalefet etme imkânı YOK diye düşünüyorum. Dediğim gibi ben Sözleşmenin ne olduğunun hala anlaşılmadığı kanaatindeyim.

7- "Şiddeti önlemek için elinizde bir projeniz mi var?" Diye soruyorsunuz.

Ali BEy, ben bilgisayar tamircisiyim siz Avukatsınız, Siyasetle de uğraşıyorsunuz. Sizce bunu kim kimden talep etmeli. Gördüğünüz avukatlık eğitimini bundan daha güzel değerlendireceğiniz bir yer mi var?

Eğer bunu yapamıyorsanız veya yapamıyorsak elimizde kalan mirası bir an önce yok etmeye çalışmanın alemi nedir? İnsan yanlış yöne gitmektense oturması, hiç menzil almaması daha iyi değil mi?    

8- Bir yerlerden FONlandığımızı iddia etmişsiniz.

Ben 6 çocuk babası, evi ve dükkanı kira olan bilgisayar tamircisi biriyim. Kadıpaşa M Bostancı Pınarı Cad. Akış Apt N:71/A ALANYA adresindeki Piri Bilgisayar işletmesinde çalışıyorum. Hamdolsun kendi geçimi sağlayacak, namerde muhtaç olmayacak bir geliri Rabbim bu güne kadar bana verdi. Araç olarak 2005 model, dükkanda servis aracı olarak da kullandığımız bir Opel Combo'ya biniyorum.

Bu işlerden dolayı kimsenin beş kuruşu şu ana kadar nasip olmadı. Gittiğim konferansların bile (1-2 si hariç) masrafını kendim karşılamaya çalıştım. "Ailesiz Toplum" isimli kitabı en ucuz rakama satmak kaydı ile para almadan MARUF/MÜTALAA yayınlarının basmasına izin verdim. Yayın evinin bize hediye babında yolladığı mahdut miktarda kitabı da misafirliğe gelenlere ücretsiz hediye ettim.Siz Antalya’da ben Alanya’da ikamet ediyoruz. Aramız hiç uzak değil. Muhtemelen Alanya 'da onlarca tanıdığınız vardır. Bu bilgileri pekala kontrol edebilirsiniz.

Bu işle uğraşanlardan Mücahit Gültekin’i ailecek tanırım. Üniversite öğretim görevlisinin hayat standardının üzerinde bir hayat standardı kendisinde görmedim. Bir kıymeti var ise, ben kendi adıma ona kefil olurum.

Ben de bu işlerde Çoook BÜYÜKkkk Fonların dolandığını düşünüyorum. LAkin onu alanlar biz değiliz.

Son söz.

Bu dava bizden çok daha CİDDİ insanları HAK ediyor. Bu DAVA'nın en büyük problemi bizim elimize düşmüş olmasıdır kanaatindeyim.

Selam ve hürmetlerimle

(Nasipse devam edeceğiz.)

Dip Notlar:

[1] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:51

[2] O halde söz konusu olan cinslerarası bir eşitliğe erişmek midir yoksa başka bir şey mi? Bizi ilgilendiren yeni ve “eşitlik” öngören kadın ve erkek rolleri değil, “cinsiyet” simgesinin önemini yapı bozuma uğratmak, çözündürmek ve hatta kaybolup gitmesini sağlamaktır. Bu, her şeyin renksiz bir eriyik içerisinde kaybolması gerektiği veya “hegemonial erkeklik”in ve onun karşıtı olarak “kadınlık”in yerine yeni bir “insan olma” normunun ikame edilmesi gerektiği anlamına gelmez; fakat kendini tanımlamanın değişik formlarının ileriye dönük olarak “cinsiyet”ten bağımsızlaştırılması ve böylelikle kendini tanımlamanın değişik formlarının hem erkek hem de kadın için mümkün kılınması anlamına gelir. Böylelikle “gender” kategorisinin nihayet kaybolup gitmesi, “yapı bozuma uğraması” sağlanacaktır; biyolojik cinsiyetin önemi, “saç rengi” yahut “ayakkabı numarası” kategorilerinin önem derecesine indirgenecek ve bu sayede kadın ve erkek için daha çok özgürlük alanı açılacaktır.

[3] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:190

[4] Bu konudaki detaylar için https://www.ahmethakancakici.com/2019/09/2-queer-teori-ahlak-sonras-toplum.html

[5] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:52

[6] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:65

[7] Hetronormativiteyi inşa eden, ahlak ve norm tanımlayan ve Andropos (aziz, evliya) diye tanımlanın “peygamberler” olduğuna dair bir yazı için.   https://www.ahmethakancakici.com/2019/11/3-insan-sonras-toplum-posthumanizm.html

Güncelleme Tarihi: 18 Mayıs 2020, 06:52

Ahmet Kacir

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER