AF EDEREK AFİYET BULMAK

Affedememek bireylerde sıkça rastladığımız negatif bir duygudur. Şuursal boyuta bakarak bu duyguyu değerlendirirsek mutlaka bunun bir nedenini olduğunun farkına varmış oluruz. 

Sevgiye dolu olarak geldiğimiz dünyaya daha bizler ailemiz ve sosyal çevremiz sayesinde saf ve temiz zihnimiz adeta karalanıyor.  Kirli zihinler ile birlikte büyüyen bireyler adeta onların kopyası oluyor. 

Resulullah bir hadisi şerifinde şöyle buyurur: “Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder sonra anne babası onu Hristiyan Yahudi Mecusi yapar. Eğer anne baba Müslümansalar çocuk da Müslüman olur”
İslam fıtratında hiçbir olumsuz duyguya yer yoktur. Anne babaların bu konuda ne kadar duyarlı olursa çocuğun fıtratı o derece temiz kalır.

Hoşgörülü ve affetmetmeyi seven  anne ve babaların elinde büyüyen birey hoşgörülü ve affedici olur. Çünkü rol model olarak seçtiği kişiler anne ve babadır ve affetmeyide öğrenmiştir onlardan.

Afedememek beraberinde öfke ve kini de getirir. Öfke ve kin bireyin karaciğer ve kalbine ağır bir yüktür.  Vücudun iki önemli organları olan bu organlar negatif duygulara maruz kaldıkça işleyişini yavaşlatır.

Bu olumsuz duygu ayrıca bireyin kendini gelecek olan olumlu fırsatların da önünü keser.  Yaşamın hazzını alamayan yaşadıklarınada haz veremez. Kin ve öfke dolu kişiler ile birlikte vakit geçirmeyi kimse istemez.  Çünkü yaydığı negatif enerji insanların onlardan uzaklaşmaya sebep olur.

Hem sosyal anlamda hemde sağlık anlamında kişiye zararı dokunan bu duyguyu acilen bırakmak kendimize yapacağımız en büyük iyiliktir. Kendi kendi hakkımıza girmek bizlere vebal olarak yeter.

Olumsuz duygulardan özgürleşmek bizim hayat ile uyum içinde yaşamanın hazzını verir.  Yaptığımız her bir fiil bizlere geri döner. Başkalarını ne kadar çok af edersek Yaradanın da bizlere ait günahların affına şahit oluruz. Şeytani bir duyguyu taşımak bizlerin islama uygun diğer melekelerimizin de önüne geçer.

İmtihan olarak geldiğimiz bu dünyaya sınavlarımız bizim en zayıf noktalarımızdan gelir.  Peygamber efendimiz;
Tebük seferinden dönünce, “Hoş geldiniz! Küçük cihattan büyük cihada geldiniz.” buyurdu. Bunun üzerine Sahabiler, büyük cihadın ne olduğunu sordular. Hz. Peygamber (asm): “Büyük cihad: nefisin heva ve hevesine karşı yapılan cihaddır.” diye açıkladı.

İşte bizlere nefis olarak ne ağır gelirse ona göstermis olduğumuz sabır ile Rabbimize yakın oluruz. Çünkü orada sergilenen sabır Rabbimizi hoşnut eder. Asıl savaş kahramanı oluruz.

 Bu dünya memleketi yanı dar-ı dünya ancak affetmek suretiyle genişleyen bir alem olacak.  Afettiğimiz kadar kendimize yaklaşmanın ve kendimizle bütünleşmenin hazzını hissederiz. Çünkü gerçek kimliğimizi bize ait olmayan duyguları bırakarak bulacağız.....

Afeden, af edilen bir kul olmak dileğiyle...

Hayırlı huzurlu haftalar kıymetli okurlar...

 Aslı Soylu